Zonguldak’ta
yaşayan hemen hemen herkesin az-çok bildiği üzere, maden üretimi için
yeraltında açılan boşlukların boyutları belirli bir genişliğe ulaştıktan sonra,
üzerindeki zemin katmanlarının çökmeye başlaması sonucu bu çökmelerin zemin
içinde ve yüzeyinde neden olduğu hareketler; “madencilik tasmanı” ya da sadece “tasman” olarak adlandırılır. Bu hareketlerin “aktif tasman” adı verilen yüzde 80-90’lık bölümü, üretim
yapılırken; “artık tasman” adı
verilen yüzde 10-20’lik bölümü de üretim yapıldıktan (ocak kapandıktan) sonraki yıllarda meydana gelir. Bu süre 8-10 yıl
gibi bir zaman olabilir.



Bu
hareketlerin büyüklüğü, öncelikle, oluşturulan boşluğun (panonun) genişliği, üretim yapılan damarın eğimi, kalınlığı,
derinliği; göçen katmanların jeolojik ve tektonik özellikleri, uygulanan
madencilik yöntemi gibi faktörlere bağlı olur. Diğer yandan depremlerde olduğu
gibi, yeryüzüne yakın olan üretim boşluklarından kaynaklanan tasman oluşumunun
hasar etkilerinin daha fazla olduğu; derinlik arttıkça, tasman etki alanının
genişlemesine rağmen hasar etkisinin azaldığı da bilinir.





AVRUPA’DA
“TASMAN MÜHENDİSLİĞİ” DALI ORTAYA ÇIKMIŞTI



Çökme
ve deplasman şeklinde oluşan bu zemin hareketlerinin yeryüzündeki ve zemin
içindeki yapılarda, tesislerde ve zeminin doğal yapısında neden olduğu
değişimler sonucu oluşan zararlar ve hasarlar da “tasman” ya da “madencilik
zararları”
olarak adlandırılır. Batı Avrupa ülkelerinde sanayi devrimi ile
sanayideki kömür kullanımının artması ve özellikle de ocakların yerleşim
alanları altına genişlemesi ile madencilik tasmanından kaynaklanan sosyal,
ekonomik ve hukuki sorunlar artmış ve bu ülkelerde bu zararların ve sorunların
azaltılması amacıyla 20’nci asrın 20’li, 30’lu yıllarında, günümüzdeki deprem
mühendisliği gibi, “Tasman Mühendisliği”
adı ile bir mühendislik dalı ortaya çıkmıştı.



Çok
disiplini barındıran bu mühendislik dalının ilgi alanının;



Oluşan tasman hareketlerinin
zemin içinde ve yeryüzünde ölçülmesi, gözlenmesi, değerlendirilmesi,



Planlanan ve
projelendirilen bir üretimin (panonun), üretime başlanmazdan önce, tasmam etki
alanının ve etki alanındaki bir noktanın, üretimin herhangi bir evresinde neden
olabileceği tasman oluşumunun büyüklüklerinin yüzde 90-95 gibi bir doğrulukla
hesaplanabilmesi (kestirimi) için yöntemler geliştirilmesi,



Oluşacak
tasman etkisinin zararsız sınırlar içinde tutulabilmesi (kontrolü) için madencilik
ve başka uygulama yöntemleri geliştirilmesi,



Tasman
zararları ve sorunları ile ilgili olarak, yapılacak düzenlemelerle maden işletmelerinin,
zarar görenlerin, genel ve yerel yönetimlerin hakları, sorumlulukları ve
görevleri belirlenerek tasman ve zararları ile ilgili düzenlemeler yapılması,



Tasmana karşı
dayanıklı yapıların üretilmesi ve oluşan ve oluşacak zararların tahminine ve
azaltılmasına yönelik teknikler geliştirilmesi, uygulanması,



olarak
özetlenmesi mümkündür.



Yeraltı
kömür madenciliğinin (yakın geçmişte ve
halen de)
çok büyük miktarlarda olduğu ABD, İngiltere, Almanya, Polonya,
Güney Afrika Cumhuriyeti gibi tasman mühendisliği konusunda yeterli bilgi ve
birikime sahip ülkelerde, tasman mühendisliğinin yukarıda belirtilen
konulardaki uygulamaları ile madencilik tasmanından kaynaklanan zararların ve
sorunların azaltılması, uygulanabilir çözümler üretilmesi mümkün olabiliyor.





TAŞKÖMÜRÜ
HAVZASINDAKİ VE ÜLKEMİZDEKİ DURUM NEDİR?



Zira
bu konu sadece taşkömürü havzasını ilgilendirmiyor, Çayırhan gibi yer altı
maden üretimi yapılan başka maden bölgelerinde de az-çok tasman sorunları yaşanıyor.



Özellikle,
jeolojik, topoğrafik ve tektonik özellikleri, uygulanmakta olan madencilik
yöntemleri, tasmanlı ve tasmana uğraması muhtemel alanlardaki yapı, yapılaşma
ve arazi kullanım özellikleri taşkömürü havzasında, yukarıda belirtilen
ülkelerden çok farklıdır. Tasman mühendisliği konusunda, havzamızda ve
ülkemizde bu farklılıklara uygun yeterli bilgi birikimi ve deneyimi bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle diğer ülkelerdeki tasman mühendisliği ile ilgili bilgi ve
deneyimlerin havzamıza, ülkemize uyarlanabilir hale getirilmedikçe, aynen
uygulanması mümkün olamadığı gibi doğru da değildir. Kömür işletmesinin, bu
ülkelerde olduğu gibi, havzanın jeolojik ve tektonik yapısı, ekonomiklik ve
maliyet unsurları gibi nedenlerle yakın ve uzun vadeli üretim ve arazi kullanım
plan ve programları yapmaları ve uygulamaları da çok zor görülüyor.



Ancak
taşkömürü havzasında, 150-200 milyon ton gibi önemli bir bölümü yerleşim alanları
altında olduğu bilinen önemli miktarda bir rezerv varlığının olduğu da biliniyor.
Bu varlığın, bir şekilde (dünyadaki ve
ülkedeki enerji arz ve talebindeki koşullara da bağlı olarak)
, yakın ya da
uzun bir gelecekte, teknik ve ekonomik sınırlamalar da göz önünde
bulundurularak alınması da kaçınılmaz görülüyor.



Diğer
yandan, yürürlükteki yasal düzenlemelerde, yeraltı maden varlığının kamuya ait
olduğu ve bu varlığın yürürlükteki mevzuat çerçevesinde işletilmesinin ya da
işlettirilmesinin devletin görevi olduğu ve bu işletme nedeniyle, yeraltı
işletmelerinin yerüstü ve yer altı yapılarına verdikleri zararlardan sorumlu
olmadıkları da bilinmektedir. Ancak yasal hak ve kamu yararı söz konusu olsa
bile, planlı projeli yapılmış, yapılmasına izin verilmiş bir yapıya zarar
verilmesi ve bu zararın karşılanmaması çağın sosyal ve hukuk anlayışına uygun
düşmeyeceğine kuşku yoktur.



Taşkömürü
havzasında 1990’lı yıllara kadar, tasman ve tasman zararları genelde maddi
durumu iyi olmayan ve tapulu arazisi bulunmayan, çoğu maden işçisi, dar gelirli
vatandaşların üretim alanları üzerindeki hazine, orman ve işletme arazilerinde
yapmış oldukları kaçak ve çoğu kalitesiz yapılarda görüldüğünden yetkililer nezdinde
fazla ilgi görmüyor ve çözüm oluşturmayan yıkım ve yasaklamalar yolu ile yasa
dışı yapılaşmalar önlenmeye çalışılıyordu.





10-15 KATLI
YAPILAN YÜKSEK BİNALARIN İLERİDE KARŞILAŞABİLECEĞİ SORUNLAR OLABİLİR



Son
yıllarda ise, bu zararların ve sorunların, Bahçelievler Mahallesi gibi kentin
imarlı ve pahalı yapılaşmaların olduğu alanlarda (çoğu da tasmandan başka nedenlerden kaynaklanan) zararların
görülmeye başlaması ile konu etkin ve yetkin çevrelerin daha çok ilgi alanına
girmiş, daha önemli hale gelmiştir.



Bu
konuda bir başka önemli husus da (imarlı duruma
getirilen)
eski, mevcut ve muhtemel üretim alanlarında yapılan 10-15 katlı
yapılan yüksek binaların ileride karşılaşabileceği sorunlarla ilgilidir. Bu
konuda, 1993 yılında çıkarılan 3956 sayılı Afet Kanunu’nda yapılan değişiklikle
her ne kadar tasmam zararları doğal afet kapsamına alınmış ise de, Havza-i Fahmiye uygulamasını kaldıran 1986 tarihli
3303 sayılı yasada madencilikten kaynaklanan
zararlara karşı bir hak talep edilemeyeceği öngörüldüğünden bu
değişikliğin tasman zararına uğrayan kişilere ve kurumlara bir yararı olamamaktadır.



Tasman
etkisini kontrol için etkili bir önlem olan dolgulu (rambleli) üretim yönteminin, zaten yüksek olan üretim maliyetini
daha da artıracağından havzada uygulanması mümkün görülmemektedir. Yapıların (özellikle de yüksek yapıların), tasmana
dayanıklı yapılması da, dünyanın her yerinde, ekonomik ve uygulanabilir
değildir.





O HALDE HAVZA
İÇİN UYGUN VE UYGULANABİLİR OLANLAR NELERDİR?



Taşkömürü
havzasında ve ülkede tasman zararları ile ilgili olarak, maden işletmelerinin,
tasmandan zarar görenlerin, yerel ve genel yönetimlerin hak, sorumluluk ve
görevlerini (madencilik zararları
bürokrasisini)
düzenleyen teknik ve idari düzenlemelerin yapılması
öncelikli görev olmalıdır.



Ülkemizde,
tasman mühendisliği konusunda en çok bilgi ve deneyime, Türkiye Taşkömürü
Kurumu (TTK) sahip bulunuyor. Bu kurumun ilgili biriminde, planı, projesi
bilinen yapılmış ya da yapılacak olan bir imalatın etki alanı ve etki alanının
neresinde ne zaman, ne büyüklükte bir tasman etkisi yarattığı ya da yaratacağı,
havzaya uygulanabilir hale getirilmiş olan, bilinen yöntemlerle yüzde 70-80
gibi bir doğrulukla hesaplanabildiği söylenebilir. Bu doğruluk da pratik
uygulamalar için yeterli sayılabilir.



Bu
durumda, bundan sonra meskun alanlar altında yapılacak üretimler için
projelendirilecek panoların, tasman etkilerinin, yapılarda hasarlara neden
olmayacak boyutlarda tutulmak için bölgeye has oda-topuk madencilik yöntemleri
uygulanarak ve başka tasman azaltıcı yöntemlerden de yararlanılarak tasman
kontrolü yapılmasının mevcut ve yeni yapılacak yapılarda (sadece yapılarda değil, doğalgaz hatları gibi altyapı tesisleri de) oluşacak
hasarlarının kısmen ya da tamamen önlenememesinin mümkün olabileceği
düşünülmektedir.



Halen
Zonguldak Metropolitan Alan’daki belediye sınırları içinde, tasman ve heyelan
potansiyeli olan ve imara açılan alanlarda yapılmakta olan yüksek binaların
temellerinin ve kazı şevlerinin derin forekazık imalatları ve blonlama
teknikleri ile güçlendirildikleri söyleniyor ve görülüyor. Ancak nasıl ki, Deprem
Yönetmeliği kriterleri ve depremin oluşum ve etkileme teorisi (Deprem Mühendisliği) bilinmeden depreme
dayanıklı yapıların projelendirilmesi mümkün olmazsa, burada da tasman teorisi (Tasman Mühendisliği teknikleri) ve
yapıda hasara neden olabilecek tasman parametreleri bilinmeden yapılacak bir
projelendirmenin tasmana uygun olduğunu söylemek mümkün değildir.



Aynı
zamanda öğrencim de olan bir yöneticiye bu durumu sorduğumda, “Hocam, mühendislere diplomayı sizler
vermiyor musunuz? Onların proje yapma yetkileri yok mu? Onlar projeyi yapıyor,
altına da imzalarını atıp sorumluluğunu alıyorlar. Bizler de ilgili mevzuat
çerçevesinde ruhsat veriyoruz, denetimi de yapılıyor”
mealindeki yanıtı, kuşkusuz
yukarıda belirtilen nedenlerle doğru değildi.



Diğer
yandan, Zonguldak Merkez ve Kozlu ilçesini dışarıdan çevreleyecek olan 12
kilometre dolayındaki çevre yolunun Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından projelendirme
ihalesinin yapıldığı biliniyor. Zonguldak Merkez ve Kozlu için çok önemli ve
pahalı bir proje olan bu çevre yolunun bulvar şeklinde ve çevresinin planlı ve Zonguldak’a
yaraşır bir çevre düzeni ile planlanması için ilgililerin, şimdiden bu proje
ile yakından ilgilenmelerinde yarar görüyorum.





SAYIN ALİ KAYA
İLE AYNI SIKINTILARI YAŞIYORUZ



Bu
arada, bu yazı ile dolaylı da olsa, ilgisi olan bir hususu değerli okurlarımla paylaşmak
istiyorum. Zonguldak sevdalısı Sayın Yazar Ali Kaya Beyefendi’nin Zonguldak’ın
geçmişi, geleceği ve sorunları ile ilgili yazdıklarının, söylediklerinin etkin
ve yetkin çevrelerden yeterince ilgi görmediği ve yansıma yaratmadığı konusunda
yakınmalarını duyuyor ve okuyoruz. Bu durumun sadece Sayın Kaya için söz konusu
olmadığı, genel olduğu bilinmelidir. Bu ilgisizlik durumlarını yıllar önce
Karayolları’ndaki görevi esnasına ve en son olarak da, Zonguldak’ın mülkiyet,
tasman, ulaşım gibi sorunları ile ilgili olarak, bir özel TV kanalında yaptığı
programlarda bu satırların yazarı da yaşadı ve yaşıyor. Bu konuda değerli
hemşehrilerimizin gösterdiği ilgi, sevgi, saygının, Zonguldak sevdalılarının bu
konulardaki gayretlerin devamı için yeterli olacağını düşünüyorum.



Daha güzel ve
yaşanabilir bir Zonguldak’a ulaşma dileklerimle