Akmercan Batı Karadeniz
Bölge Müdürü Bekir Selçuk, dün öğle bülteninde Pusula TV’nin canlı yayın
konuğuydu. Arkadaşımız İlknur Yılmaz’ın sorularını yanıtladı.



Dedi ki:



“TTK ile görüşmelerimiz yaptık. Bu yıla yetişmedi.
Önümüzdeki yıldan itibaren TTK da doğalgaz kullanacak. Hem Genel Müdürlük, hem
de lojmanlarda doğalgaz kullanılacak.”



Zonguldak’taki
dönüşümü gözler önüne seren gerçek bir fotoğraftır bu. Zonguldak, bu değişime
ayak uyduracak. “Zonguldak için taşkömürü
ve TTK vazgeçilmez”
diyorduk. Artık TTK, yıllardır ısınmada kullandığı
taşkömüründen vazgeçebiliyor. Bunu söylerken, “Zonguldak, taşkömüründen vazgeçsin” demiyoruz.



Değişimi gözler
önüne sermek için fotoğrafa geniş açıdan bakıyoruz.



Almanya’da Kuzey
Ren Vestfalya Eyaleti de taşkömürüyle biliniyordu.



Zonguldak’tan
binlerce insan gidip, o bölgedeki madenlerde çalıştı.



Ama orada da
madenler kapatıldı. Almanya, bugünleri gördüğü ve hazırlıklı olduğu halde sorun
yaşadı. Biz Zonguldak olarak hazırlıksız olduğumuz için ve getirilen önerilere
karşı çıktığımız için bunun bedelini ağır bir şekilde ödüyoruz.





Kıssadan Hisse: Mutluluk…





Zengin bir işadamı,
iş seyahati sırasında Meksika’nın küçük bir kıyı kasabasına uğramış. Limanda
gezerken, bakmış ağzına kadar balık dolu bir tekne ve içinde keyifli bir
balıkçı… “Merhaba balıkçı, bu balıkları
ne kadar zamanda tuttun?”
demiş. “Bir-iki
saatimi aldı”
demiş balıkçı. İşadamı, “Eee,
niye biraz daha kalıp daha fazla tutmadın”
diye sormuş. “Bu kadarı bize yetiyor da ondan” diye
omuz silkmiş balıkçı. Balıkçının bu kanaatkarlığına şaşıran işadamı, “Kalan zamanını nasıl geçiriyorsun peki?”
diye üstelemiş. Balıkçı, özetlemiş bir gününü: “Sabahları açılır, biraz balık tutarım. Sonra çocuklarımla oynarım.
Öğleyin karımla biraz siesta yaparım. Akşamları amigolarla beraber gitar çalıp,
geç vakte kadar eğleniriz. Oldukça meşgul sayılırım sinyor.”



İşadamı, “Bak” demiş ve devam etmiş: “Ben sana yardımcı olabilirim. Bu işe daha
çok zaman ayırmalısın, daha büyük bir tekne bulup daha çok balık tutmalısın,
oradan elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın, doğrudan işletme
tesislerine satarsın, hatta zamanla kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin.
Kısa zamanda balıkçılık sektöründe bir numara olursun.”



Balıkçı merakla,
“Bunları yapmak kaç sene alır sinyor?”
demiş. İşadamı, “On beş-yirmi yılda
halledersin, ama sonrası daha parlak; zamanı gelince şirketini hisselerini iyi
paraya satarsın, kısa zamanda zengin olup, milyonlar kazanırsın.”



“Milyonlar ha…” diye tekrarlamış balıkçı ve
sormuş: “Eee… Sonra?



İşadamı: “Sonra emekli olursun, küçük bir balıkçı
kasabasına yerleşirsin, istersen zevk için balık tutarsın, çocuklarınla oynar,
karınla keyfince siesta yaparsın, akşamları da arkadaşlarınla gece yarısına
kadar gitar çalarsın. Nasıl mükemmel değil mi?”



Balıkçı: “O zaman yazık değil mi yirmi yıla… Bir an
olsun durup düşünsenize; bütün bu telaş ne için? Arada denize açılıp,
çocuklarınıza zaman ayırıp, dostlarınızla gitar çalıp, eğlenemedikten sonra,
onca koşturmanın ne anlamı var? Hırsla örülü onca yılın vaat ettiği final,
halen yanı başımızda duran mutluluksa, bu yarışa ne gerek var?”



Gelecek, adına çalışmamak ya da yatırım yapmamak
değildir. Elimizdekilerle yetinmesini de bilip, içinde bulunduğumuz ya da
görmezden geldiğimiz mutluluğu göz ardı etmemektir. Küçük mutlulukların büyük
mutlulukların da habercisi olduğunu unutmamaktır. Hırs derken, daha fazlası
derken bugünü ertelemeyelim, sırf maddiyat için elimizdekinden de olmayalım.





Günün Fıkrası: Pratik işadamı…





İşadamı, bütün
işleri çabuk çabuk tarafından sonuca bağlamaya alışıktı. Büyük oğlu günün
birinde telaşla yanına koştu: “Baba,
sevgilimi hamile bıraktım.”



Baba: “O kadar mühim değil. Al şu 1000 lirayı
hallet işi.”



Biraz sonra
babaya başvurma sırası küçük oğlundaydı: “Baba
metresim hamile!”



Baba: “Hay Allah kahretsin. Al şu 1000 lirayı sen
de işini hallet.”



Aynı günün
akşamı kızı, işadamına itiraf etti: “Baba
hamileyim.”



Baba, çok derin
bir oh çekti: “Çok şükür, bu kez para
bizden çıkmayacak.”





Günün Sözü:





Başarının dört
şartı; bilmek, istemek, cesaret etmek ve susmak…”



Munthe