Zonguldak Belediyesi'nde yaşanan olaylar, artık tek tek değerlendirilemeyecek noktaya geldi.
Bir kurumun adı hizmetlerle değil, peş peşe yaşanan skandallar ve adli olaylarla anılıyor.
Daha düne kadar belediyede, tefeci ve uyuşturucu operasyonları konuşuluyordu.
Gözaltılar, tutuklamalar, adliyeye taşınan dosyalar!
Şimdi ise, belediye personelinin silah çektiği, bir zabıta memurunun ayağından vurulduğu bir olayı konuşuyoruz.
Bu nasıl bir çalışma ortamı?
Bir kamu kurumunda insanlar alacak-verecek tartışmasını silahla mı çözüyor?
Devletin ciddiyetini temsil etmesi gereken bir kurumda güvenlik bu kadar mı zayıf?
Bireysel suçun sorumluluğu işleyene aittir.
Hiç kimse, bir kişinin eyleminden dolayı doğrudan kurumu suçlayamaz.
Ancak aynı kurumda peş peşe yaşanan olaylar artık "tesadüf" denilerek basitleştirilemez! Yönetimin, çalışma düzeninin ve kurum kültürünün de sorgulanması gerekir.
Zonguldak Belediyesi, son dönemde neredeyse her hafta farklı bir olayla gündeme geliyor.
Vatandaş hizmet konuşmak isterken, belediye adli haberlerle anılıyor.
Bu tablo; ne belediyeye ne de Zonguldak'a yakışmıyor.
Bir kurumda disiplin zayıflarsa, denetim gevşerse ve otorite hissedilmezse, sorunlar büyüyerek devam eder.
Bugün yaşanan silahlı olay, bunun en ağır örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı.
Belediyede hizmet projeleri konuşulmalı.
Yeni yatırımlar, altyapı çalışmaları, sosyal belediyecilik örnekleri gündem olmalı.
Oysa bugün konuşulan; operasyonlar, soruşturmalar ve silahlı kavgalar!
Bu tablo karşısında Belediye Başkanı Tahsin Erdem ve yönetiminin, kamuoyuna sadece açıklama yapmakla yetinmemesi gerekiyor.
Kurum içinde huzurun, disiplinin ve güvenliğin nasıl sağlanacağı konusunda somut adımlar atılması bekleniyor.
Çünkü belediyeler, insanların birbirine silah çektiği yerler değil...
Halka güven veren, düzeni temsil eden, hizmet sunan kurumlardır.
Zonguldak'ın ihtiyacı da tam olarak budur.

Ne çekiyorsun kardeşim?

Bu sözü çok duyuyoruz...
"Ne çekiyorsun kardeşim?"
"Haber çekiyorum kardeşim."
Beraber sahada çalıştığımız arkadaşlarımızla biraz modumuz düştü.
Çünkü bu sadece bugünlük yaşadığımız bir olay değil.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'ndan hak ettiğim basın kartımla haber yapıyorum, fotoğraf çekiyorum.
Demokrasinin dördüncü kuvveti olan basının görevi, kamuoyunu doğru ve tarafsız şekilde bilgilendirmektir.
Basın özgürlüğünün bana tanıdığı hak çerçevesinde kamu yararı doğrultusunda çekiyorum.
Gazetecilik faaliyetimi anayasanın güvence altına aldığı basın ve ifade özgürlüğü kapsamında sürdürüyor, kamuoyunu aydınlatma görevimi yerine getiriyorum.
Yaptığım çekim kişisel değil, tamamen gazetecilik faaliyetidir.
Basının temel görevi, halkın haber alma hakkını sağlamaktır. Bu doğrultuda kamu yararını gözeterek haber çalışması yapıyorum.
Haber takibi ve görüntü alma faaliyetim, basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı çerçevesinde yasal gazetecilik yapıyorum.
Gazetecilik görevimi yerine getirirken tek amacım, yaşanan olayları kamuoyuna doğru ve eksiksiz şekilde aktarmaktır.
Kamu adına denetim görevini üstlenerek, bu sorumlulukla görev yapıyorum.
Her haber ortamında illaki bu gereksiz sahiplenme yapan, cahilce davranan tiplerle karşılaşıyoruz.
Ne çektik sizden be...
Müsaade edin de herkes görevini yapsın.
Biz, kimsenin işine karışmıyoruz.
Siz de bizim işimize karışmayın.
Nokta...