Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı M. Salih Demir’den çok tartışma yaratacak açıklamalar var bugün Pusula’da…

Diyor ki Salih Demir:

“TTK özelleştirilmeli…”

Aynen böyle.

Devam ediyor.

Açıyor nedenlerini…

Diyor ki:

“Hata, insanlar içindir, madencilerimiz de insandır, hata illaki olabilir.

Ama bunları sadece yaptırımlara veya maliyet artışlarına da bağlamamak gerekir. Zira şu anda 100 Dolar olan petrolün varili 60 Dolar’a kadar geriledi.

Daha da düşmesi bekleniyor.

Bu da tabii dünyada kömür fiyatlarına da yansıyor.

İthal kömür, 120 Dolar’dan 75 Dolar’a kadar indi.

İthal kömürle mücadele etmek mümkün değil.

Kömür fiyatlarını artırıp maliyeti düşüremezken, devlet eğer bir kolaylık sağlamazsa, kapanan ocakların sayısının artacağı kesin.

TTK, 700 milyon TL civarında zarar eden bir kurum.

Gönül ister ki, 20 bin işçi ile çalışmaya devam etsin, ancak ‘bu kadar zarara konjektür hazır değil’ diye algılıyorum.

TTK’nın zarar etmesinin engellenmesi için yönetiminin özelleşmesi gerekir.

‘Kapatılacak’ gibi söylemler var, ama bir anda böyle bir kurumun kapatılması mümkün değil.

Bir anda özelleştirilmesi de mümkün değil.

Devlet eliyle yapılması gereken işler bellidir, üretimin özel sektöre bırakılması gerektiğini düşünüyorum.”

Bir kentin TSO Başkanı bunları söylüyorsa, durum vahim demektir.

Hem de çok vahim.

Paylaşılan düşünceler yeni değil.

Ancak söyleyen önemli…

Elbette bunu söyleten nedenlere de bakmak lazım.

Salih Demir’in bu yaklaşımı, “Düşene bir tekme atmak” olarak yorumlanabilir.

Bu kentin başka alternatifleri yokken, böyle düşünmek acı veriyor.

Bu kentin damarlarını sızlatıyor.

Mazisini incitiyor.

Demir’in başında olduğu TSO, keşke yıllardır bu ketteki tüm STK’lara önderlik edip, ağabeylik edip, dayanışmayı sağlasaydı.

Hep birlikte bu kente daha fazla şeyler kazandırmak için ortak bir çaba gösterebilseydik.

TSO, o çabanın başında olsaydı.

Ağabeyi olsaydı.

Mesela TTK’nın kapatılmasını değil de, kurumun ayağa kalması için gerekli yatırımları konuşaydık.

Bunları dile getirseydik.

Hep birlikte dile getirseydik.

Yıllardır dile getirseydik.

Bunları yapmadık.

Bundan sonra da asla yapamayacağız.

Bir kentin TSO Başkanı, böyle derse Enerji Bakanı ne demez?

Başbakanı ne demez?

KİT Komisyonu’ndaki üyeleri ne demez?

TTK’nın arpalık olduğunu, kötü yönetildiğini hepimiz kabul ediyoruz.

Ancak sadece ticari açıdan bakarak böyle bir sonuca varmak ne kadar doğru?


Dizi keyfi!


Türkiye’de Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının bir benzeri yaşanıyor.

Hem de Ergenekon ve Balyoz’u yapan, yaptırdığı iddia edilen ve yapılması için medya desteği sağladığı edilen isimlere karşı.

Yani cemaate yönelik…

Dün öyle veya böyle linç kampanyası yürüten cemaat medyası bugün mağdur...

Aynı linç kampanyasına kendisi uğruyor.

“Etme-bulma dünyası” diyemeyiz.

Ama eden ettiğiyle kalmamalı.

Bunun için hukukun üstün olduğu tam bağımsız yargı şart.

Ancak bu çatışmaların ve hesaplaşmaların ortasından yargıdan tam bağımsız olmasını beklemek, sadece temenniden ibaret olur.

Hukuk, kendi dönemsel şartları arasında ilerliyor.

Türkiye ve bizler son yıllarda aynı şeyleri yaşıyoruz aslında.

Birileri operasyon yapıyor.

Birileri alkışlıyor.

Birileri isyan ediyor.

Zaten bunları izliyor ve görüyorsunuz.

İşler diziye döndü.

Aşk…

Entrika…

Yasak ilişki…

Ayrılık…

Şiddet…

Cinayet…

Esasında dizi izlemeye falan gerek yok.

Ülkedeki baş döndüren gelişmeler zaten başlı başına dizi.


Köktürk’ün operasyon yorumu


Yapılan son cemaat operasyonun yankıları büyüyor.

Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlarda alkış tutan, linç yapan cemaat şimdi aynı duruma kendisi düştü.

Dün her şeyi cemaatle birlikte yapan iktidar, bugün cemaate yönelik operasyonlarla kendini aklamaya çalışıyor.

Dün mü yanlıştı, bugün mü doğru?

Bugün mü yanlış, geçmişteki mi doğruydu?

Hangisi?

Olay ve süreç bir hukuk kavgasından öte…

Olay siyasi bir hesaplaşma.

Tam da bu aşamada CHP’nin hukukçu Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün sözlerine bakıyoruz.

Diyor ki Köktürk:

"Biz Ergenekon davaları sürerken de Türkiye´nin parti devleti ve tek adam diktatörlüğüne doğru hızla yol aldığını söylemiştik.

AKP´nin diktatöryasına alet olacak bir yargı düzenine kesinlikle karşıyız.

AKP kendi yolsuzluklarının üzerini örtmek için 17 ve 25 Aralık operasyonlarını, paralel yapı darbesi olarak görerek, pek çok manipüle operasyonlara girişiyor.

Ancak bilinen bir şey var ki 17-25 Aralıkta yaşananlar halkımızın gözleri önünde gerçekleşmiştir. Sadece 10 yılların değil aslında yüz yılların en büyük yolsuzluğudur.

AKP´nin en tepesindeki noktalara kadar bu yolsuzluk girdabına battığı çok açık bir şekilde görülmüştür.

Boğazına kadar yolsuzluk girdabına batmış olan hükümet, bu olayın boyutunu tamamen çarpıtmak için hukuk dışı operasyonlarla uğraşıyor.

Biz bunu doğru bulmuyoruz."

Devam ediyor:

"Bu yapılanların anlamı özellikle bunu belirtmek gerekir ki şudur:

AKP artık korkuyla beslenen korku, baskı ve sindirmeyle ayakta kalabilen bir iktidar konumunda. Aslında meşruiyetini yitiren bir parti konumunda…

Dolayısıyla bu operasyonların 2 amacı var:

Biri, yolsuzlukların üzerini örtmek, diğeri de, yasal haklarını kullanacak olan yurttaşlara gözdağı vererek baskılamak.

Siyasal iktidara karşı sesinizi yükseltirseniz gece yarısı evinizden alınabilirsiniz.

Bu tür yargılamalarla yıllarca cezaevinde kalabilirsiniz algısı üzerinde iktidarını kurtarmaya çalışıyor. Ama bunda başarılı olabileceğini zannetmiyorum.

Hiçbir diktatörlük korku ve baskıyla uzun süre bunu sürdüremez.

Eninde sonunda halkın iradesi hakim olacaktır.

Ve halk yapılanları çok iyi yorumlayarak 2015 seçimlerinde AKP´ye hak ettiği cevabı verecektir."

Köktürk’ün söylediği pek çok şeye katılmamak mümkün değil.

Ama şunu da sormak gerekiyor.

Son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de gördük.

Cemaate göz kırpan, cemaatle aynı yatağa giren CHP, iktidarı yeren CHP, bu kafayla gittiği sürece ülkeyi bu iktidardan nasıl kurtaracak?