Günümüzden 30-40 yıl öncesine kadar, köylerde yeterli suyun olduğu dereler ya da çaylardan, ırmaklardan bentlerle arklara yönlendirilip yükseltilen sular üzerinde su değirmenleri olurdu. Bu değirmenler; suyun az, işin, gücün fazla olduğu yaz aylarında pek çalışmasa da, özellikle hasadın ambara girdiği güz ayları en faal oldukları zamanlar olurdu.

Şimdilerde yerlerini un fabrikalarına ve elektrikle çalışanlarına bırakan bu değirmenlere, köylüler; buğdaylarını, mısırlarını, arpalarını at, eşek ya da kağnılarla taşırlar; un, keşkek, hayvan yemi vs. yaptırırlardı. Buna “değirmene gitme-un öğüttürme” denirdi.

Genelde her köyün bir değirmeni, ya da gittikleri belirli değirmenler olurdu. Bu değirmenler, suyun ve değirmen sahibinin maddi yeterlilik durumuna göre, bir, iki, üç ocak (ünite) olabilirdi. Bu ocakların faal olması, müşteri yoğunluğuna ve suyun yeterlilik durumuna göre ayarlanırdı. Değirmen sahipleri, köyün, yörenin ileri gelen, sözü geçen kişileri olurdu. Bu kişilere “toprak ağası” denilemese de “Değirmen Ağası” denilmesi uygun düşerdi. Bazı köylerde ise, bu değirmenler köyün ortak malı olurdu.

Her değirmenin bir değirmencisi vardı. Bu değirmenciler, taşların döndüğü kapalı mekanın bir köşesinde oluşturulan bir odada kalırlardı. Değirmende geceleyen müşterilerin de gecelerini geçirdiği bu odalar; toz, toprak, is, pas içinde olurdu. Şimdilerde “şömine” denilen büyük ocaklarında kalın odunların yakıldığı bu odalarda, değirmencilerin ve müşterilerin, soğuk kış gecelerini hiç uyumadan geçirdikleri olurdu. Çoğu zaman, müşterilerin yanlarında getirdikleri azıkları ve öğütülen undan yapılan ve ocaktaki sıcak küle gömülerek pişirilen kül çörekleri, başlıca yiyeceklerini, ayva yaprağı çayı da içeceklerini oluştururdu.

[*] [*] [*]

DEĞİRMENCİLER, GÜVENİLİR KİŞİLER OLURDU…

Değirmenin idaresi, işletilmesi, müşterilerin sıraya konulması, öğütülen mahsulden değirmen hakkı alınması; zaman, zaman taşların körleşen dişlerinin yenilemesi (ki buna “daş dişeme” denirdi) değirmencinin başlıca görevleriydi. Değirmenin çarkına gelen ve çarkı döndüren suyun gelişini gözlemek ve taşlar dönerken çıkardıkları sesi dinlemek bu görevlerin en önemlisiydi. Bunun için her zaman gözleri çarka gelen suda, kulakları dönen taşlarda ve taşların çıkardığı seslerde olurdu. Zira taşların yeterince dönüp-dönmediğini, boşuna mı, dolusuna mı döndüğünü; suda bir azalmanın olup-olmadığını, öncelikle, taşların dönerken çıkardıkları seslerden anlarlardı.

Taşın dönmenin durduğunu ya da çarka gelen suyun azaldığının işaretini aldıkları durumlarda, en yakın arkadaşları, mücadele silahları olan küreği omuzlarına, (geceleri gemici fenerini ellerine) alarak ark boyunda kesintiyi bulmaya çıkarlardı. Bu su azalma ya da kesilmeleri, çoğu zaman, arka düşen bir ağaç dalının ya da dal parçasının arka takılması, takılan dala da ot, yaprak vs.’nin takılması ile oluşan birikintinin suyun akışını engellediği (büğediği) ve zayıf bulduğu bir noktadan, suyun ark dışına aktığı görülürdü.

Bu durumu gören değirmenci, küreğinin ucu ile birkaç hamlede birikintiyi kolayca arktan dışarıya atar ve suyun akışını sağlardı. Bazen, özellikle de, ark boyuna ya da suyun ana kaynağına fazla yağışların olduğu durumlarda, suyun kesilmesi, kaynaktan suyu arka yönlendiren bendin ya da ark üzerindeki su köprülerinin yıkılması gibi önemli nedenlerden olurdu ki, bu durumlarda, değirmencinin, durumu değirmen sahibine (değirmen ağasına) bildirmekten başka yapacak bir şeyi olmazdı.

Güvenilir bir kişi olması gereken değirmencilerin, bazı müşterilerine öncelik verme, hakkından fazla hak alma, öğütmenin çabuk olması için, unu iri öğütme gibi iyi huylu olmayanları da olurdu. Bu nedenle olsa gerek, köylüler arasında, “Değirmenini, pazarını başkasına emanet etme” sözleri çok tekrarlanırdı. (Bu sözün, günümüz için daha da geçerli olduğuna inanıyorum.) Ancak böyle iyi huylu olmadığı anlaşılan değirmencilerin ömürleri fazla uzun olmazdı.

[*] [*] [*]

ATANMIŞ YA DA SEÇİLMİŞ YÖNETİCİLERİMİZİ BİR DEĞİRMENCİYE BENZETELİM…

Değerli okurlarım; büyük, küçük her düzeydeki atanmış ya da seçilmiş bir yöneticinin, (yöneticilerimizin hoş görüsüne sığınarak), bir değirmenciye, (en üsttekilerin de değirmenci ağalarına) benzetilmesi mümkündür. Nasıl ki, değirmencinin gözü, kulağı çarka gelen suda, çarkın döndürdüğü taşın dönerken çıkardığı seste olursa; çarka gelen suyun nereden kesildiğini, arkın nerede tıkandığını bulur, gücünün yettiklerini açar, yetmediklerini değirmenin sahibine (ağasına) iletirse, bir yöneticinin yaptıkları ya da yapması gerekenler aynıdır.

Bir yöneticinin de gözünün, kulağının yönettiği kurumun birimlerinden, bireylerinden kendisine ulaşan seslerde olması; taşın dönmesinin, çarka suyun ulaşmasının nerelerde engellendiğini, kaçakların nerede olduğunu, neden olduğunu bulması, bu tıkanıklardan gücü dahilinde olanları kaldırıp, suyun yönettiği kurumun yararına akışını sağlaması, gücünün yetmediklerini de gücü yeten iktidar sahiplerine (yani değirmen ağalarına!) iletmesi ve takipçisi olması da onun görevidir.

Örneğin, günlük yaşantımızda, halkın yaşantısını zorlaştıran, birçok olumsuzluklara neden olan bir uygulamanın, yetkili bir yöneticinin bir talimatıyla, iki satırlık bir yazısı ile bir harcamaya da gerek olmadan (değirmencinin küreği ile tıkanıklığı kolayca açması gibi) ortadan kaldırması, işleyişi kolaylaştırması mümkün olabilmektedir.

Bizim (Zonguldak’ımızın) son 35-40 yılda, atanmış, seçilmiş değirmencilerimiz ve değirmen ağalarımız(! ), yukarıda belirtilen benzetmeye uygun olarak, (güncele girmeden), değerlendirildiğinde, çoğunun geçerli notlar alamayacakları konusunda genel bir mutabakatın olduğu bilinmektedir. Zira eğer geçer notlar alma durumları olabilseydi, bir bölümü değirmencilerden (yerelden), bir bölümü değirmenci ağalarından kaynaklanan ihmaller ve hatalar nedeniyle, bugün yaşanmakta olan sorunların pek çoğu yaşanmaz; Çorum’da, Denizli’de ve daha birçok başka illerde olduğu gibi çarklar iyi dönerdi, kentte yaşayanlar mutlu olurlardı.

Örneğin;

[*] Doğudaki, batıdaki tüm il merkezlerinin nüfusu az ya da çok artarken, Zonguldak’ınki azalmazdı.

[*] Doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde tüm illerde (hatta ilçe merkezlerinde) 1’inciden sonra 2’nci, bazılarında 3’üncü kuşak çevre yolları yapılırken, Zonguldak’ta daha projesinin bile ortada olmaması durumu yaşanmazdı.

[*] Ereğli Kömür İşletmesi (EKİ) ve Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Yerel Özerk Cumhuriyetlerindeki(!) “Lale Devri” dönemlerinin kalıcı olacağı sanılmaz, gerekli rasyonel önlemler alınır; Kurum, yıllardır bu kadar büyük zararlar eden bir kurum halinde olmazdı.

[*] Yerleşkeleri, 1910 yılından itibaren, 90 yıl “Havza-i Fahmiye” yasaklamaları içine hapsedilmez, kent ve kentte yaşayanlar mülkiyetsiz, tapusuz bırakılmazdı. Zonguldak’ın bu uygulamadan kaynaklanan mağduriyetleri giderilirdi.

[*] Üniversite, kampüslere bölünmez, Merkez Kampüsü, 180 dönümlük, bin 500 öğrenci kapasiteli, 1968 yılından kalma, akademi kampüs alanına sıkıştırılmazdı. Şimdilerde kapatılan kapısı, gecekondular sokağına açılan, önü vasıta-insan-ticarethane keşmekeşi olan rektörlük binası yapılmazdı.

[*] Bahçeli evleri, bir bahçeli ev yerine 10-12 katlı, alt yapısız apartmanların dikildiği beton yığınları haline getirilmez, kanalizasyonları mağaralara verilmezdi. (Sonra da “bu binalar neden çatlıyor, denizler, neden kirleniyor” diye sorulmazdı!). Yerleşme alanları bu kadar bozuk, sağlıksız olmaz, planlı, imarlı denilen yerler gecekondulu alanları aratmazdı.

[*] Eski adayla “Karaelmas”, yeni adıyla Bülent Ecevit Üniversitesi’nin, yıllardır misafirleri için hazırladığı hediye paketlerinde, (Rahmetli Münteka Çelebi’nin yöreye armağanı olan) Devrek Bastonu’nun ve üniversite amblemli çini tabağın yanına (örnek için üretilen) defne sabunu, ıhlamur esansı gibi BEÜ amblemli bir yerel ürün konulabilirdi.

[*] Yerleşim alanları içinden akan dereleri çöplük, bataklık, atık alanları olmazdı. Ilıksu, Değirmenağzı Dereleri gibi derelerin taşıdığı kaliteli suları boşa akıtılmaz, değerlendirilirdi.

[*] Köyleri orman işgali altında kalmaz, tapuları iptal olmaz; ağaçlandırma alanlarına, yöreye uymayan, pek de işe yaramayan çam ağaçları yerine, ceviz, kestane, ıhlamur, dut gibi yararlı ağaçlar dikilebilirdi. (Şimdilerde dikilmeye başlandı!)

[*] 1976 yılında açılan Dorukhan Tüneli’nden, insanlar 25-30 yıl boyunca, toz, çamur kaplı karanlık bir dehlizden, buz sarkıtları altından geçmek zorunda bırakılmazdı.

[*] Havzanın önemli bir sorunu olan madencilik tasmanı ile ilgili olarak, tarafların hak ve sorumluluklarını belirleyen idari ve teknik düzenlemeler yapılırdı. Ve daha niceleri…

[*] [*] [*]

“ZONGULDAKLILIK” BİLİNCİNE SAHİP OLMALIYIZ

Burada yılların birikimi olan tüm olumsuzlukların sıralanması mümkün olamayacağı gibi yazarını da aşar. Bu arada, iyi niyetle ve özveri ile çalışmış olan, geçmişteki ve günümüzdeki değerli değirmencilerimize ve değirmenci ağalarımıza müteşekkir olmalı, vefat edenlere rahmet dilemeliyiz.

Ancak, çarkların iyi dönmemesindeki tüm kusur ve ihmallerin sadece değirmencilerimize yüklenmesinin doğru olmayacağına da kuşku yoktur.

Bu olumsuz durumların oluşmasında;

[*] Zonguldak’ta doğup büyüyenlerin, burada ev-bark kuranların, suyu, kaynaktan Zonguldak’ın çarklarına çevirmekten daha çok, köklerinin geldiği yerlerin çarklarına gitmesine ilgilenmeleri,

[*] Zonguldak’ta yaşayanların, genelde, Zonguldak’ı para kazanılacak bir kent olarak görmeleri, yeterince Zonguldaklılık bilincine sahip olmamaları,

[*] Değirmencilerin ve değirmen ağalarının odalarını dolduranların pek çoğunun, suyu kamu çarklarına çevirmek için değil, kendi çarklarına çevrilmesi için gelenlerle dolması,

[*] Kendilerine hizmet edenlere yeterince destek olmamaları; kadir, kıymet göstermede yetersiz kalmaları, (Örneğin, üniversitenin ilk emekli, Zonguldaklı, kurucu bir profesör hocasının odasındaki eşyalarının kapının önüne konulması; evinin yanında açılan yüksekokulun açılış töreninde bile unutulması) gibi tüm Zonguldaklıların, Zonguldak’taki tüm kişi ve kurumların ve özellikle de etkin ve yetkin çevrelerin payı da unutulmamalıdır.

Ben bu konuda, yıkılan, zayıflayan bentleri ve arklar üzerindeki su köprülerini onaramayan, yeniden yapmayan değirmenci ağalarının sorumluluklarının daha fazla olduğuna inananlardanım.

Ya siz?

[*] [*] [*]

Günümüzdeki tüm değirmencilerimizin ve değirmen ağalarımızın, halkımızın bilgisine saygı ile arz eder, tüm okurlarımın yeni yılını tebrik ederim.