Değerli okurlarım…
Okuma, anlatım ve duyumlarla ne kadar çok bilgiye sahip olunursa olunsun, gidip yerinde görüp yaşamadıkça; bir coğrafyayı, o coğrafyanın sosyal ve kültürel yapısını yeterince tanımak mümkün olmaz.
Seçim günü sonrası ilk haftada, Zonguldak ve komşu illere hizmet veren Daloğlu Turizm’in Kıbrıs’a düzenlediği 4 günlük bir tura katıldık.
Bilindiği üzere Kıbrıs denilince hemen akla gazino, kumar ve Serdar Ortaç gibi kumar düşkünü ünlüler geliyor.
Çok yıldızlı her otelin gazinosu da varmış.
Grubumuzdan da merak edenlerin, gecenin bir bölümünü gezip-görmek ve az-çok şansını denemek için geçirenlerin olduğu konuşuluyordu.
Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan 70 dakikalık bir uçak yolculuğu ile Ercan Havaalanı’na; oradan yarım saat kadar süren bir yolculukla da, pek çok gezginler ve gazino müşterileri gibi, Girne’deki otelimize ulaştık.
1974 Barış Harekatı öncesinin zor ve sıkıntılı günlerinde, mücahitleri eğitmekle görevli, vatansever bir rahmetli binbaşının oğlu olan değerli rehberimiz Cem Akça hocanın rehberliğinde, (Doğu Karpaslar hariç), dört gün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) her tarafını gezme, görme fırsatımız oldu.
KKTC, 400 bin kadar (Zonguldak nüfusundan 200 bin kadar az!) bir nüfusa ve (Zonguldak’ın 100 kilometrekare fazlası ile) 3bin 550 kilometrekare kadar yüzölçümüne sahip, küçük (Dünyadaki pek çok küçükten de çok çok büyük!) bir ülke.
Lefkoşe’den, en uzak noktalarına 70 dakika süren yolculuklarla ulaşılabilen bir ülkeyi ve yaşantısını tanımak, bizler gibi az-çok bilgi sahibi olanlar için, bu sürenin yeterli olduğu söylenebilir.
Gezimiz esnasında, gezilmeye ve görülmeye değer muhteşem tarihi değerlere ve doğal güzelliklere sahip bir ülke olduğunu daha iyi anladık.
Lefkoşe’deki çok sayıda Osmanlı dönemi eserleri ile muhteşem Girne ve Gazimagosa kaleleri, kale içindeki kiliseden dönüştürülmüş olan Lala Mustafa Paşa Camii; Maraş bölgesinde, açılan bölümünün yollarında, sokaklarında dolaşmaların gördüklerimin en etkileyici olanları olduğunu söyleyebilirim. (Lala Mustafa Paşa, 11 ay süren kuşatma ve 50 bin şehit ile Gazimagosa Kalesi’nin fethi, 1571.)
Anavatan, Türkiye’de olduğu gibi, batıdan doğuya, kuzeyden güneye, bölünmüş güzel yollar yapmış.
80 kilometresi denizde, 27 kilometresi karada geçen 107 kilometre uzunluğunda ve bin 600 milimetre çapında borularla; Mersin Anamur’da, Torosların Alaköprü barajında biriken sularını, Lefke’de yaptığı muhteşem Alaköprü Barajı’na akıtma projesini de gerçekleştirmiş. (Ancak, isale hatları yapılamadığı için, suyun henüz toprakla buluşamadığı söyleniyor.)
* * * *
BAZI GÖZLEM VE İZLENİMLERİM…
Dönüşte gördüklerimi, yaşadıklarımı, bu köşede sizlerle paylaşmayı düşündüğüm için, gezimiz esnasında rehberimizi daha dikkatli dinlemeye, halkla da temas etmeye, sorup, daha çok öğrenmeye çalıştım.
Bu kapsamda aşağıdaki hususları paylaşmaya değer buluyorum:
Türkiye’den farklı olarak, ilk göze çarpan; yollarda trafiğin sağdan akması ve lüks araba bolluğu ile refah düzeyinin ve hayat pahalılığının, Türkiye’den bir-iki tık yukarıda olduğudur. (Giriş-çıkışları serbest olan güneyden gelenler de, bu ve lüks villa bolluğunu görünce, “Siz bizden zenginsiniz” de diyormuş!).
Bir başka göze çarpan bolluk da, bizdeki Suriyeliler ve diğer yabancılar gibi, Afrika’dan, Pakistan, Hindistan gibi ülkelerden geldikleri anlaşılan insanların çok oluşu oluyor.
Rehberimiz ve başka bilenler, KKTC’deki bazı sosyal ve ekonomik olumsuzluklarla ilgili olarak, aşağıdaki hususlardan söz etmektedirler:
* Maalesef, Kıbrıslılara, geçen 50 yılda, balık tutmayı öğretememişiz. Giden Rumların bıraktıkları mülklerin haklı ve adaletli bir paylaşımı da olmamış.
* Bu haksız paylaşım sonucu, çok varlıklı yerli Kıbrıslılar olmuş. Türkiye’den gelen yardımların da buna eklenmesi ile üretmeden ulaşılan bir refah ortamı yaratılmış.
* Özellikle garsonluk, işçilik, ustalık, aşçılık gibi işleri yapmak istemiyorlarmış. Onların yapmaya tenezzül etmedikleri işleri, düşük ücretlerle, çoğu Türkiye’den ve diğer ülkelerden gelenler ve çalışan öğrenciler yapmakta imiş.
* Yerli Kıbrıslılar, genelde devlette bir kamu görevi istemekte; saat ikiye kadar çalışıp, sonrasında evlerinde yatmaya ya da, birçoğu, lüks arabaları ile adanın her yerinden, Girne ve çevresindeki gazinolara kumar oynamaya, vakit geçirmeye gitmekte imişler.
* Okumak için dışarıya giden Kıbrıslı gençlerin çoğunluğu, ülkede gelecek görmediği için adaya dönmüyormuş; dönenler ve kalifiye olanlar da, daha iyi ücretin olduğu Rum kesimine gitmekte ve akşamları arabaları ile evlerine dönmekte imişler. (1974 öncesi KKTC vatandaşlarına, güneye giriş çıkışlar serbest imiş.)
* Vasıfsız olan iş gücünün de güneye gidip, Rumların, yapmaya tenezzül etmedikleri işleri yapan ikinci sınıf insanlar olma durumuna düşmelerinden de endişe edilmekte imiş.
* Ülkede üretmeden yaşayan refahın kaynaklarının, genelde yabancılara yapılan arazi satışları, çoğu gazino müşterisi olan zengin turistler ve Türkiye’dekilerle bağlantılı karanlık işler olduğu söylenmektedir. Buna, Türkiye’den gelen yardımlar, dışarıdan gelen ucuz iş gücünün ürettiği katma değerler ve 27 üniversitede öğrenim gören 100 bin kadar, baba parası harcayan öğrencilerin harcamaları da eklenebilirmiş…
* * * *
YERLİ KKTC VATANDAŞLARINDAN BAZI DUYUMLAR…
Bu arada, Lefkoşe’de, Bedesten’deki tarihi kafede sohbet etme imkanı bulduğum, siyasetle ilgilenen birkaç KKTC vatandaşından, rehberimizden ve sokaktaki Kıbrıslılardan duyduğum bazı hususları da sizlerle paylaşmak istiyorum:
* Kıbrıs’ın eğitim düzeyi yüksektir. İngilizlerden kalma sosyal, kültürel alışkanlıkları, demokrasi algıları vardır. Bu konularda, Türkiye’deki yöneticilerin diktiği elbise bize dar geliyor.
* KKTC, kumar ve gece hayatı düşkünü zengin TC ve KKTC vatandaşlarının doldurduğu kumarhaneler ve karanlık işler ülkesi haline geldi.
* Burada bizler de, her yerde, Türkiye’deki seçimleri ve siyasi gelişmeleri konuşuyoruz. Zira buradaki her şey, Türkiye’deki iktidar sahiplerinin etkilemesi ile belirlediği sınırlar içinde olmaktadır. Her şey Türkiye’ye bağlıdır.
* Yerli KKTC vatandaşlarının, siyasi ve sosyal konularda bir ağırlığı, etkinliği bulunmamaktadır.
* Annan Planı gerçekleşseydi, belki Atatürk’ün Batı Trakya’yı bırakması gibi, burada da bazı yerleri bırakacaktık ama dünyanın tanıdığı Avrupa Birliği’nin parçası bir ülke olacaktık.
* Burada her yerli Kıbrıslı, rahmetli Bülent Ecevit’i çok sever…
(Bu serzenişlerden, minnet yükünün, yerli Kıbrıslılara biraz ağır geldiği ve anavatana olan sevgi bağlarının azaldığı da söylenebilir!)
* * * *
Sonuç olarak, KKTC için büyük faturalara ve fedakarlıklara katlanılmış, çok önemli projeler gerçekleştirilmiş olsa da; gelinen noktanın KKTC için de, Türkiye için de iyi olduğunu söylemenin zor olduğu görülmekte ve anlaşılmaktadır.
Burada da, zaman geçtikçe daha da ağırlaşmakta olan sosyal, kültürel ve ekonomik sorunların çözümü için, mutlaka köklü reformların yapılmasının zorunlu olduğu konuşulmaktadır.
Dış kaynaklı siyasi sorunların ise çok daha önemli ve büyük olduğu da zaten bilinmektedir.
Daloğlu Turizm’in her turunda olduğu gibi; bu sefer de çok sıcak bir ortamda, katılanların büyük hoşnutluğu ile, çoğunun bagajları alkollü içeceklerle, sigara ve hellim peyniri ile dolu bagajlarla Yavru Vatan’dan döndük.
Ülkemizdeki seçim ortamı gerginliğinden uzak bir hafta geçirmek de çok iyi geldi.
Ne kadar uğraşsam da, maalesef yine uzun bir yazı oldu!
Gezip görmek için, Edirne’den öteye gitmek isteyenlerin, önce KKTC’ye gitmelerini öneririm.
İmkanı olanlara iyi tatiller, olmayanlara da gelecek baharları beklemelerini; Cumhurbaşkanlığı ikici tur seçimlerinin ülkemiz için hayırlı olmasını dilerim.











