Değerli Okurlarım,
Yaşanmakta olan bu Korana Salgınını, çok geniş alanları etkileyen şiddetli bir depreme (hatta bir dünya savaşına) benzetmenin mümkün olabileceğini düşünüyorum. Deprem yerine virüsü, binalar yerine insanları koyarak yapılacak böyle bir benzetme kapsamında, aşağıdaki benzerliklerden söz etmek mümkündür:
.Nasıl ki depremlere karşı, proje, yapım, malzeme hataları, yıpranmalar, yanlış kullanım , malzeme yorulması gibi olumsuzluklar oranında mevcut binalarda depremlerden zarar görme, yıkılma riskleri artıyorsa, insanların da yaşlılık, yıpranmışlık, doğuştan ve sonradan olma sağlıksızlıklar gibi olumsuzluklar oranında bu virüsten zarar görme riskleri de artmaktadır.
.Mevcut binaların , deprem etkilerine karşına güçlendirilmeleri gibi, virüse ve benzer tehlikelere karşı , insanların da ; aşılar, ilaçlar, koruma önlemleri ile ,(ruhsal yapıları pek olmasa da!) bedensel yapılarının güçlendirilmeleri mümkün olabilmektedir.
.Salgına yakalananları iyileştirmek ve hayatlarını kurtarmak için çalışan doktorları, sağlıkçıları da, depremler sonrası oluşan yıkıntılar, toz- toprak arasında kalanları kurtarmak için çalışan kurtarıcılara benzetmek de mümkündür.
.Mevcut binalardaki proje hatalarının, giderilmesi zor olduğu gibi, insanlarda doğuştan gelen risklerin giderilmesi de çok zor olmaktadır.
.Depremlerde, hasar görme, çökme, riski olan binalar, deprem öncesinde ve sonrasında, öncelikle boşaltılırken, bu virüs salgınında, (allah geçinden versin!) ,genelde; zarar görme, çökme riski fazla olduğu bilinen, 65 yaş ve üstünde olanların, bu salgında evlere sokulmaları ise, zıt bir benzerlik olmaktadır!
.Depremlerde, boşaltılan evlerde yaşayanların, günlerce sokakta parkta, bahçede yaşamaları mümkün olamadığı gibi, bu salgında sokağa çıkmaları yasaklananların , aylarca evlerde kalarak yaşamalarının da çok zor olduğu görülmektedir.
.Uzun süre kullanılmayan binaların, yapıların, durduk yerde, eskimeleri, yıpranmaları, yıkılmaları gibi, evlerde uzun süre kalan insanların da bedenen ve ruhen yıpranacağını, olumsuz etkileneceğini söylemek için uzman olmaya gerek yoktur.
Bilindiği üzere, ne kadar kusursuz olurlarsa olsunlar, bakımlarına, onarımlarına ne kadar itina gösterilirse gösterilsinler, sonunda tüm yapıların yıpranmaları, yıkılmaları kaçınılmaz bir sonuçtur. Alınan tüm koruma ve yaşatma önlemlerinin, ön görülebilen olumsuzlukların olmamasını ve olduğunda da, etkilerinin azaltılmasına yönelik olduğu bilinen bir gerçektir. Bu sonuç, tüm canlılar için de geçerli olan bir doğa kanunudur.
Diğer yandan bir bölgede meydana gelen doğal ve ( 1986 yılında meydana gelen Çernobil Nükleer Enerji Santralı Kazası gibi ) büyük yapay faciaların; daha sonra olabilecek benzerlerinin olmaması ve neden olabilecekleri zararların ve sorunların azaltılması; bu tür facialara hazırlıklı olunması amaçlarına yönelik araştırma, geliştirme çalışmaları için, doğal laboratuvar alanları oluşturdukları bilinmektedir.
Örneğin,1999 yılında meydana gelen büyük Marmara Depremi sonrasında, depremde ve sonrasında ortaya çıkan teknik, ekonomik, sosyal pek çok konuda yüzlerce araştırmanın yapıldığını; bildiri, makale ve tezlerin hazırlandığını biliyoruz.
Yaşanan afetler sonucu oluşan bu doğal laboratuvar ortamlarında, özellikle akademisyen araştırmacılar tarafından gerçekleştirilen bilimsel çalışmalarının ürünleri olan makaleler, bildiriler tezler, raporlar, buluşlar kendilerinin akademik yükselmelerini sağlayacak puanları toplama yanında; mutlaka, bilime, yararlanmak isteyen, siyasetçilere, yöneticilere ve uygulamacılara da yararlı olmaktadır.
Dünyayı saran ve bu nedenle de Pandemi olarak nitelendirilen bu salgının , büyük savaşlarda olduğu gibi, hayatın her alanında, konusunun ve sayısının kestirilmesi mümkün olmayacak kadar çok, bilimsel araştırma- geliştirmelere ve buluşlara, yeni yöntemlerin keşfine neden olduğunu ve olacağını söylemek zor değildir.
İkinci dünya Savaşı ile ilgili, yüzlerce, binlerce filmlerin, belgesellerin yapıldığı; savaşın pek çok alanda ve konuda gelişmelere neden olduğu bilinmektedir. Yaşamakta olduğumuz bu virüs salgını ile ilgili olarak da, bilimsel çalışmalar yanında, pek romanların, hikayelerin yazılacağını, filmlerin, belgeselin yapılacağını söylemek de zor değildir.
OLMASI ÇOK ARZU EDİLEN BİR BANZERLİK!
Büyük depremler sonrasında, genelde, yıkıma uğrayan sahalarda, daha yaşanabilir, daha güzel yaşam alanlarının ve yapıların ortaya çıkması gibi; inşallah, bu pandemi dönemi sonrasında da, özellikle, siyaset ve yönetim alanlarında;
her konuda ,haksızlıkların, adaletsizliklerin, istismarların, israfların, bölme ve bölünmelerin, kavgaların, liyakatsiz yöneticilerin, kötü yönetimlerin olabildiğince az olduğu bir siyaset ve yönetim ortamı ve bu arzuları gerçekleştirebilecek siyasetçilerin ve yöneticilerin ortaya çıkması mümkün olur. (Bilenler de, mümkün olabileceğini söylemektedir!)
YAPILMASI ÇOK UYGUN VE YARARLI OLACAK ARAŞTIRMALAR
Bilindiği üzere, günümüzde her ilimizde en az bir üniversite bulunmakta; bu üniversitelerde , yüzlerce, binlerce araştırmacı, akademisyen görev yapmaktadır.
Bu salgın sürecinde ve sonrasında yaşanan ve yaşanacak olan sorunlar ve çözümleri ile ilgili olarak , dünya ve ülkeler bazında, hayatın her alanda, sayılarının kestirilmesi mümkün olamayacak kadar fazla bilimsel aştırma -geliştirme çalışmalarının yapıldığını ve yapılacak olduğunu yukarıda belirtmiştim.
Üniversitelerimizde ve kurumlarda görev yapan akademisyenlerin ve araştırmacıların da bulundukları iller, görev yaptıkları kurumlar bazında, bu salgının bölgesel ve kurumsal bazda neden olduğu ve olacağı sorunlar ve sonuçları ile ilgili araştırmalar yapmalarının; bilimsel ve ülkesel açıdan olduğu gibi bölgesel ve kurumsal olarak da, çok değerli çalışmalar olacağına kuşku yoktur.
Bu kapsamda yapılan araştırma sonuçlarının , başka yerlerde ve ülke genelinde ulaşılan sonuçlarla karşılaştırılması gibi çalışmalar, mutlaka o bölgede yaşayanların da ilgi duyacağı sonuçlar olacaktır.
Örneğin , herhalde, Üniversitemiz Araştırma ve Uygulama Hastanesinde, salgın öncesi dolup taşan, ancak salgın sürecinde boşaldığı görülen poliklinik ve acil servis koridorlarının; boş kaldığı söylenen ameliyathanelerin, Diş Hekimliği koltuklarının boşalma nedenlerini ve sonuçlarını buralarda görev yapan araştırmacı akademisyenler mutlaka araştıracaklardır.
Benzer şekilde, Üniversitemizin diğer fakülte ve bölümlerinde görev yapan araştırmacı akademisyenlerin de;
bölgemizde işini kaybedenler , işyerlerini kapatmak zorunda kalanlar; yaşanan ve yaşanacak olan ekonomik ve sosyal zorluklar, yüz yüze eğitim yapılamasının sonuçları, tüketim ve üretim (nüfus !)artması- azalması, çevre sorunları gibi, hayatın her alanı ile ilgili, pek çok araştırma konuları bulabileceklerine kuşku yoktur.
Bu araştırmaların ve sonuçlarının, kendi akademik kariyerleri ve bilime katkı yanında , bölgemiz için de değerli hizmetler olacağına inanıyorum. Ayrıca bu kapsamda yapılan bölgesel çalışmaların, halka dönük olarak düzenlenecek konferanslar ve yerel basın haberleriyle halkla paylaşılması da bu salgın döneminin bir kazanımı olacaktır.
Bu çalışmalar, yüz yüze eğitim- öğretim faaliyetlerinin olmadığı bir dönemin değerlendirmesi açısından da isabetli olacaktır. Üniversite ve kurum yöneticileri de herhalde, bu çalışmaları teşvik edecekler ve destekleyeceklerdir. (Rektörümüz, Sayın Prof. Dr. Mustafa Çufalı'nın bilgilerine de arz ederim!).
Uzmanlar, eğer doğa bu kadar rahatsız edilirse; insanlar yaradılış ve yaşam amaçlarına uygun olmayan bu kadar çok eylemler içinde olurlarsa; Tramp gibi dünya liderlerinin ağzından çıkan birkaç sözle , dünyada ve ülkelerde, ekonomik, sosyal krizler çıkabiliyorsa; korona virüsü gibi belaların, kırizlerin dünyayı sık sık ziyaret edeceğini ve olumsuzluklardan en çok zararı da, güçsüzlerin göreceğini söylüyorlar.
Ziyaret etmemeleri için gerekenlerin yapılması, etmesi ihtimallerine karşı hazırlıklı olunması dileklerimle, geçmiş bayramınızı tebrik ederim.