Dün Acılık Camiinde cenazedeydik. Son görevimizi yapmak istedik, iki kat üzgündük çünkü ilk görevimizi başaramamıştık. Hocayı, sağlığında annesiyle görüştürememiştik.
Büyük bir kalabalık vardı
avluda. Hocayı görmek içinde büyük bir izdiham. Görmek için bekliyordu
kalabalık, kendilerini ona göstermek için değil.
Kurban olurum sana diye
bağırırken birileri, Kendine iyi bak demeyi de ihmalde etmiyordu. Belli ki ya
hastasıydı, ya hasta yakını yada öğrencisi; belki de meslektaşı. Çünkü kimse
onu siyasette kurban olacak kadar tanımıyordu. En kutsal iki meslek say
deseniz, en cahili bile kafadan öğretmenlik ve doktorluk der.O da bu konularda
ki ustalığı, özverisi katkılarıyla tanınmıştı.Birileri son üç yıldır hafızalara başka kazımaya
uğraşsa da becerememişti anlaşılan.
Akrabaları, siyasiler çoktu
kalabalığın arasında ama en çok gönül borcu olanlar göze batıyordu
köşebaşlarında.
Kendiliğinden başlayan ama
özenle kesilen alkışlarla, büyük bir içtenlik, bir o kadarda coşkulu yapılan
helalleşmenin ardından uğurladık Medine Haberalı.
Cenazelerdeki alkış olayını
yadırgarım bazen. Hala doğru mudur yanlış mıdır yerleştirebilmiş değilim
kafamda. Ama dün cana can katan hocanın; onunla hayatı boyunca gurur duyan
annesini uğurladık.
O yüzden o hak ediyordu;
alkışı da duayı da sonuna kadar..
CENAZENİN PROTOKOLU
Dün cenaze namazı başlayacak,
dolayısıyla saf tutacak cemaat. Garip bir yarış başladı birden. İlk safta
namaza durabilmek için anlamsız vücut çalımları, garip iteklemeler. Taziyede
bulunup helalleştikten sonra çok mu önemlidir en başta durmak?
Tabi niyet liderin yanında
fotoğraf karesine girebilmekse, insanın aklında ne namaz kalır nede abdest. İşte
bu yüzden insan soğuyor siyasetten. Koca koca adamlara, hele geçmişteki yada
bugünkü mevkileri düşünüldüğünde yakışmıyor bu tür manevralar.