Son yıllarda ülkemizde üniversitelerin sayısının da artmasıyla nerede boş bir ilköğretim okulu ya da boş bir kamu binası olsa, hemen o bölgenin, beldenin politikacıları, genel ve yerel yöneticileri, ilgili üniversitelerin, rektörlerinin, yöneticilerinin kapısını çalarlar. &[#]8220;Sayın Rektörümüz; ilçemizde, beldemizde çok uygun bir binamız var; burayı bir görmenizi ve yüksekokul veya fakülte binası olarak değerlendirmenizi arzu ediyoruz. Bu konuda bizler her türlü desteğe hazırız&[#]8221; gibi sözlerle isteklerini iletirler. Bir ilköğretim okulunun, bir kamu kurumunun terk ettiği bir binayı yüksekokula, fakülteye layık görürler.
Genelde, merkezinde öğrencinin, yükseköğretim ile ilgili amaçların ve önceliklerin olmadığı; daha çok bölgenin ekonomik ve sosyal hayatına katkıların amaçlandığı bu tür taleplerin çoğu da, bir şekilde gerçekleşir. Gerçekleşme sonrasında da verilen destek sözleri unutulur. Hiç de uygun olmayan mekânlarda; talep edenlerin, karar verenlerin kendi çocuklarını göndermek istemeyeceği beldelerde, ilçelerde, ortamlarda meslek yüksekokulları, hatta fakülteler açılır.
POLİTİKACILAR, &[#]8220;POLİTİK RANT&[#]8221; SAĞLADIKLARI İÇİN MEMNUNDU
Bu açılışlardan üniversite yöneticileri ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK), yükseköğrenimde öğrenci sayısında artış sağlandığı ve yükseköğrenime olan talebin karşılanmasına yardımcı olduğu için memnundur. İlçe, belde yönetimleri ve bölge halkı, bölgenin ekonomik ve sosyal gelişmesine katkı sağladığı için memnundur. Birçok üniversite öğrencisi adayı açıkta kalmamak, ana-baba ve çevre baskısından kurtulmak için kaçacak yeni kontenjanlar sağlandığı için memnundur. Öğretim elemanları ise (bazıları için sürülme yeri olarak değerlendirilse de) genelde kendileri için yeni kadrolar, gidilecek yerler buldukları için sesleri çıkmaz, çıksa da etkili olmaz. Politikacılar da bu açılışlardan politik rant sağladıkları için memnundur.
Ancak bu memnunlar koalisyonuna katılmayanlar da vardır. Bunlar arasında, gerçek yüksekokulun, üniversitenin, yükseköğrenimin ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğini bilenler; sonradan buralardan aldıkları eğitimin ve diplomanın fazla bir işe yaramadığını gören, anlayan mezunlar ile hayal kırıklığına uğrayan ebeveynler sayılabilir.
Bu karşı olanlara bu tür okulların gereğine ve önemine inanan hocaları da katabiliriz. Yıllarca meslek yüksekokulları ve fakültelerde öğretim üyeliği ve yöneticilik yapmış olan, bu okulların gereğine, yararına inanan bu satırların yazarı da bu şekilde yükseköğrenim ortamına uygun olmayan yerlerde açılan okullara üzülenlerdendir.
ERDEMİR VARKEN, MESLEK YÜKSEKOKULU RAĞBET GÖRMÜYORDU
Eğitim-öğretim yapmak, değer ve nitelik kazanmak için yapılan bir yatırım olduğuna göre, bu amacı sağlayamayan bir yatırıma talebin olamayacağı aşikârdır. Bu nedenle, verdiği eğitimin ve alınan diplomanın fazla bir işe yaramadığı anlaşılan meslek yüksekokullarının ve fakültelerin (özellikle bazı bölümlerinin) günümüzde öğrenci bulmakta zorlandığı; yakın bir gelecekte daha da zorlanacakları; bu okulların işlevsiz kalabileceği, genelde buralarda öğrenim gören öğrencilerin mutlu olmadıkları da bilinmelidir.
Coğrafi konumu ve bugünkü durumu uygun ve çekici olsa da açılış serüveni yukarıdaki anlatıma uygun düşen meslek yüksekokullarından birisi de, Zonguldak Ereğli (bugünkü Alaplı) Meslek Yüksekokulu&[#]8217;dur.
Bu okul, bir dernek tarafından yaptırılan ve daha sonra ihtiyaç kalmadığı için boşaltılan bir yurt binasında, yatakhaneler dershaneye dönüştürülerek açılmış ve beş-altı yıl bu binada eğitim-öğretimini sürdürmüştür. Sonra da bina sahibi derneğin, binanın tahliyesini istemesi üzerine buradan taşınmak zorunda kalınmıştı.
Erdemir gibi dev bir sanayi kuruluşuna sahip olan ve ekonomik durumu yerinde olan Ereğli&[#]8217;de, üç-beş yüz öğrencinin eğitim gördüğü bir okulun sağlayacağı ekonomik ve sosyal katkılar düşünülmeye değmezdi! Bu nedenle ilçenin o yıllardaki yerel ve genel yönetimlerinin ve halkın, okul için, bina ve bina yapımına uygun arazi bulma konusunda yeterli ilgi ve desteği olmamıştı.
MESLEK YÜKSEKOKULU, EREĞLİ&[#]8217;DEN ALAPLI&[#]8217;YA TAŞINDI
Buna karşılık, o yıllar (1983-1984 yılları) Ereğli&[#]8217;ye bağlı üç-beş bin nüfuslu küçük bir belde olan Alaplı&[#]8217;da, belediyenin ve burada yap-sat şeklinde faaliyet gösteren büyük bir yapı kooperatifinin, okulun Alaplı&[#]8217;ya gelmesi durumunda her türlü desteğin verileceğinin okulun bağlı olduğu Hacettepe Üniversitesi yönetimine iletmesi üzerine, okulun Alaplı&[#]8217;ya taşınmasına karar verilmişti.
Bu karar üzerine okul, yeni binası yapılana dek, Alaplı&[#]8217;daki bir ilkokulun tahta perdelerle kendisine ayrılan bir bölümünde, öğretim ve yönetim kadrosunun da çabaları ile faaliyetini sürdürmüştü. Burada, bahçesinde 7-12 yaşındaki çocuklarla 18-25 yaşındaki gençlerin birlikte olduğu bir ortamda üniversite eğitimi yapılmak zorunda kalınmıştı.
Bu arada birlikte oldukları üniversite öğrencilerinin bazen iyi örnek olamamalarından kaynaklanan bazı yönetimsel ve pedagojik içerikli sorunlar, komik durumlar yaşansa da Yüksekokul, üç-dört yıl burada faaliyetini sürdürmüştü. Bu arada yapı kooperatifinin, kooperatif arazisinin en uzak uç noktasında verdiği alanda, üniversite tarafından yeni bir bina ve prefabrik yurtlar yapılarak, bir miktar da yardım alınarak, zaman içinde bir kampüs oluşturulmuş; 1989 yılında da okul buraya taşınmıştı.
Sonuçta bu durumdan, kooperatif başkanı, kooperatif sitesine üniversiteyi getirdiğini söyleyerek, patronu olduğu kooperatifinin ve kooperatif sitesinin değerini artırdığı için; belediye başkanı ilçeye üniversiteyi getirdiği, beldenin ekonomik ve sosyal yaşantısına katkı sağladığı için; üniversite de yeni okula arazi bulmada ve okul inşaatına katkı sağlamada destek bulduğu için memnun kalmıştı.
İşte böyle bir kuruluş serüvenine sahip olan bu okulda, beş-altı yıl bölüm başkanı ve öğretim üyesi olarak görev yapmış, birçok değerli dostlar kazanmıştım. Yine bu görev dönemimde, birçok ilginç olay da yaşamıştım. Burada, yaşadığım bu ilginç olaylardan bir-ikisini okurlarımla paylaşmak istiyorum.
SABAH GİDİYOR, AKŞAM GEÇ SAATLERDE DÖNÜYORDUK
Belirttiğim gibi, o yıllarda, birçoğu, bir masa, bir müdür bir mühür özdeyişi ile açılan meslek yüksekokullarında öğretim görevlileri ve okutmanlar, okul müdürü ve müdür yardımcısı olabilirken, bölüm başkanı olabilmek için öğretim üyesi (yardımcı doçent, doçent, profesör) olma şartı aranırdı. O yıllarda bu okulların üniversitelere bağlı olmasını, hocalardan doçentlik, profesörlük unvanları beklenmesini uygun bulmadığım gibi bu şartı da uygun bulmuyordum. Eğer bu durumlar hala devam ediyorsa, gene de bulmuyorum.
Ereğli (sonrasında Alaplı) Meslek Yüksekokulu&[#]8217;nun ilk yıllarında okulun kadrosunda yardımcı doçent, doçent ve profesör gibi öğretim üyesi bulunmadığı için, o yıllar yine Hacettepe Üniversitesi&[#]8217;ne bağlı olan Zonguldak Mühendislik Fakültesi&[#]8217;nden ben ve şimdilerde profesör olan bir başka arkadaşım (Sayın İbrahim Onur) bu okulda Bölüm Başkanı olarak görevlendirilmiştik. Fakültedeki görevimize ek olarak verilen bu görev nedeniyle, haftada bir gün Alaplı&[#]8217;ya gitmekte ve hem Bölüm Başkanlığı görevini yürütmekte, hem de dersler vermekteydik. (Bu arada bu görev gidişleri için bizlere ödenen yolluklar da yıllar sonra geri alınmıştı!). Bunun için iki arkadaş beş-altı yıl süresince, sabahları vakitlice Alaplı&[#]8217;ya gider, akşamları da geç denebilecek bir saatte Zonguldak&[#]8217;a dönerdik. Bu dönüşlerimiz genelde, İstanbul&[#]8217;dan gelen günün son otobüsüyle olurdu. Bu otobüslerin bazen dolu gelmesi bizler için dönüşte sıkıntı yaratırdı.
LAKABI &[#]8220;SENATÖR&[#]8221; OLMUŞTU
Bir keresinde, yine bir akşam vakti, son otobüsün dolu gelmesi ve otobüsün muavininin, &[#]8220;Abi otobüs full, aralar bile dolu&[#]8221; sözleri bizleri üzmüştü. Bu nedenle ne yapacağımızı düşünürken, başında fötr şapkası, elinde siyah çantası ile şık giyimli bir halde yakınımda dikilen arkadaşım bende bir çağrışıma neden olmuştu. Arkadaşımı mazbatasını almak için Ankara&[#]8217;ya giden, seçimi kazanmış milletvekili adayına benzetmiştim.
Bu benzetmeden yola çıkarak, otobüsten bagaj indirmekte olan muavine yanaştım ve &[#]8220;Ya arkadaşım, benim için önemli değil, ama Sayın Senatörümüz için sıkıntı olacak. Zonguldak&[#]8217;a önemli bir görev için gidiyordu&[#]8221; dedim.
Bu sözüm üzerine muavin bana döndü ve Senatör Bey&[#]8217;in kim olduğunu sordu. Ben de kendisine yakınımda duran şık giyimli, eli bont çantalı arkadaşımı işaret ettim. Muavin, &[#]8220;Abi bir dakika&[#]8221; diyerek yanımızdan ayrıldı ve yazıhaneye girdi. İçerdeki yetkili ile bir şeyler konuştu. Sonra konuştuğu kişi dışarı çıktı. Kalkmak üzere olan otobüsün arka kapısından girerek aralarda ve arka koltuklarda oturan saçları kısa kesilmiş olduğundan asker olduğu anlaşılan birkaç genç yolcuyu aşağıya indirdi. Sonra bize dönerek, &[#]8220;Sayın Senatörüm buyurun&[#]8221;, bana da, &[#]8220;Abi sen de geç&[#]8221; diyerek bizi arkalarda bir yerde, boşaltılan iki koltuğa oturttu.
İnenleri de yine aralara yerleştirerek otobüsü hareket ettirdi. Otobüs, hareket eder etmez sigara yakmak isteyen arkadaşıma, &[#]8220;Sayın Senatör; biliyorsun faranjitim var, dumandan rahatsız oluyorum. Eğer dumanın oturduğun koltuğun sınırını geçerse, dumanı ağzına tıkarım, külahları değişiriz!&[#]8221; sözlerimi duyan muavin gördüğü duruma bir anlam veremese de bir şey diyemedi. (O yıllarda, otobüslerde sigara içme işkencesi serbest idi). Bizim senatörlük uyanıklığı sonuç vermiş ve yolda kalmaktan kurtulmuştuk!
Yaşadığımız bu olayı, ertesi gün bölümdeki arkadaşlara anlatmıştık. O günden sonra da arkadaşıma &[#]8220;Senatör&[#]8221; lakabı takılmıştı. Sonrasında &[#]8220;Senatör&[#]8221; denilmedikçe kimsenin tanımadığı hocamız olmuştu. Yıllar sonra, arkadaşım üniversite senatosuna &[#]8220;Senatör&[#]8221; olarak seçilmiş ve gerçek senatör de olmuştu. Böylece, &[#]8220;bir kişiye kırk gün ne dersen o olur&[#]8221; özdeyişi de doğrulanmıştı.
&[#]8220;KARTAL YUVASI&[#]8221; ADINI VERDİM
Bu gün Alaplı Meslek Yüksekokulu&[#]8217;nun üçbinin üzerinde olduğunu sandığım öğrencisi ve 20 kadar programı, kırk-elli kadar değerli öğretim kadrosu ile halen, Bülent Ecevit Üniversitesi&[#]8217;ne bağlı meslek yüksekokulları içinde, en gelişmiş meslek yüksekokulları olmuştur.
Alaplı Meslek Yüksekokulu ile ilgili bir anım da öğrencilerle ilgilidir. Okulun
Alaplı Meslek Yüksekokulu&[#]8217;na başarılar dilerim.
Not: Bu yazı, yazarın &[#]8220;Cılga Yollardan Otobana&[#]8221; başlıklı kitabından alınmıştır.