1970li yıllarda Zonguldak-Devrek ve Zonguldak-Ereğli yollarında, yolların belirli kesimleri ve Fiyos-1 ve Filyos-2 köprüleri ile ilgili 6 büyük yol ve köprü yapım ihalesi, ardı ardına Zonguldaklı müteahhit, rahmetli Mehmet Akdağa verilmişti. (Verilmişti diyorum. Zira daha önce almış olduğu bir-iki ihaleyi doğru-dürüst bitiremeyen-bitiremeyeceği görülen bir yükleniciye, yeni ihalelerin verilmemesi gerekirdi. Ama verilmişti!)
Rahmetli Mehmet Akdağ, Mehmet Çelikel Lisesinden ve İstanbul Teknik Üniversitesinden üstün başarılarla mezun olmuş çok değerli bir inşaat mühendisi ve Zonguldaklı tanınmış, geniş bir ailenin mensubuydu. Şimdilerde, şehrin ortasında sadece üç kulesi ile yıllardır, ilgililerin kente kazandırmasını bekleyen boş arazisi kalan Zonguldak Lavuarının yapımında, şantiye şefi olarak çalıştığı da bilinir.
Ortağı rahmetli Selim Ergüven de çok iyi bir mühendis ve İstanbul beyefendisi bir kişiydi. Ayrıca da (diğer birçok benzerleri gibi ve günümüzde de olduğu gibi!) kadrosunda, Karayolları ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünden emekli olmuş bir genel müdür ve birkaç daire başkanı da vardı.
Karayollarından aldıkları iş avanslarının ve hakedişlerinin büyük bir kısmını yeni ve güçlü iş makinaları alımına yatırdıkları için, döneminde, ülkemizin çok iyi iş makinası parkına sahip müteahhitlerden birisi olmuşlardı.
Ancak bu iyi olanlar, işlerin de iyi olmasına yetmiyordu. İşler iyi gitmiyor, tasfiye oluyor, sürüncemede kalıyordu. Bu iyi gitmeyişin, işlerin kontrolörü olan bizler, aşağıdaki nedenlerden kaynaklandığını görüyor ve üst düzey yetkililere ifade etsek de, etkili olamıyorduk.
[*] Aynı yükleniciye gücünün çok üstünde fazla iş verilmesi
[*] İşlerin, ülkenin yapılması en zor işleri olmasına karşılık, fiyatların sabit ve çok düşük olması
[*] İşlerin, o yıllarda 6-7 saatte gidilebildiği; operatöre yıldırım görüşme olarak yazdırılan telefon görüşmelerinin bile 2 günde yapılabildiği Kastamonudan yönetilmeye çalışılması
[*] Devletin ekonomik imkanlarının, günümüzdeki gibi (Amasraya üç koldan çevre yolu ya da Cideye, İneboluya, Karadeniz Sahil Yolu diye, kilometresi 30-40 milyon lirayı aşan otoyol; gerekmeyen yerlere bile uzun tüneller, viyadükler, Çin Setti gibi yüksek duvarlar yapacak kadar!) güçlü olmaması
[*] Ülkedeki siyasi ve bürokratik istikrarsızlıklar
[*] Zonguldakın etkin ve yetkin çevrelerinin EKİ-TTK ile ilgili olanlardan başka konularla ilgilenmemeleri
Bir başka önemli neden de:
[*] Yüklenici, aldığı iş avanslarının ve hakedişlerin büyük bir bölümünü yeni iş makinaları alımına yatırması; iş için zorunlu olan demir-çimento gibi inşaat malzemelerini borç-harç ile alabilse de, her biri 30-40 kişinin çalışabileceği bir konserve fabrikası değerindeki makinaları kullanan operatörlerine ve diğer çalışanlarına ücretlerini zamanında verememesi ve şantiyelerde çalışanların iyi doyurulamamasıydı...
Bu yüzden de, çalışanlar; patronlarına adeta düşman gözüyle bakıyor, çalıştırdıkları makinalarını düşman malı gibi kullanıyor, randımanlı kullanmıyorlar; şantiyelere gelen demir, çimento, kereste gibi inşaat malzemelerini gizlice satıyorlardı. İşlerin iyi gitmemesinde önemli faktörlerden birisi de bu durumlardı.
Yani yüklenicinin iyi niyetli olması, iyi makinalara sahip olması gibi iyi durumlar, işlerin iyi gitmesi için yeterli olamıyordu. (O yıllara göre pek çok şeyin daha iyi olduğu günümüzde de iyi olup-olmadığının kararını sizlere bırakıyorum.)
Yazıya başlık olan bin iyiyi bir kötünün sıfırlaması ile ilgili durumlar için, günlük hayattan aşağıdaki çarpıcı örnekler verilebilir:
[*] Örneğin bir işverenin pek çok iyileri olsa bile çalışanlarının karnı doymuyor ise
[*] Bir binanın projesi, kullanılan malzemeler, mühendislik, işçilik hizmetleri, her şey mükemmel olsa da, kirişlerle kolonların birleşme yerlerinde gerekli olan demir teçhizatı konulmaz, oradaki demir işçiliği iyi olmaz ise
[*] Eğitim-öğretim faaliyetinde, binalar, sınıflar, laboratuvarlar, yasal ve idari düzenlemeler ne kadar iyi olsa da; akıllı ya da kara tahtada iyi bir öğretmen olmaz ise
[*] Arabanızı tamir ettirdiğiniz tamirhanede, mükemmel bir tamirat sonrasında, lastiği takan kalfa-çırak, eğer dört bijondan birisini yeterince sıkmaması gibi hayati bir hatayı yaptıysa
[*] Devletimizin evde hasta bakım hizmeti için ne gerekiyorsa yaptığı halde, eğer eve gelen sağlık personeli, yetersiz ve yüzü gülmeyen (hödüğün) birisi ise
[*] Devletin ya da patronun yaptığı bir öğrenci yurdu ne kadar mükemmel olsa da; kapıya koyduğu bir görevli, o göreve uygun değil ise
[*] Patronun milyonlar vererek alıp servise soktuğu lüks bir yolcu otobüsüne maganda bir muavin koydu ise
[*] Sınıf geçmek için bütün derslerden geçmenin zorunlu olduğu bir ortamda, bir öğrencinin diğer dersleri süper olduğu halde bir dersi iyi değil ise
[*] Ve daha nice işteki, hizmetteki bir tek
ise
Yapılan bir işin, işlemin, hizmetin değerini sıfırlamak için yeterli olabiliyor; bir gram safran çiçeğinin, 100 bin gram suyun rengini, altın sarısına çevirmesi gibi, işin rengini değiştirebiliyor.
Yaşantımızın her alanında hep iyilerin olması, kötülerin hiç olmaması dileklerimle
[*] [*] [*] [*]
Dip not: Zaman zaman bazı değerli okurlarımdan, yazılarımın uzun olduğu yönünde eleştiriler alıyorum. Bu eleştirileri dikkate alarak, Bin İyi + Bir Kötü = 0 başlıklı uzunca olan yazımı, iki bölümde sunmayı uygun buldum.