Bugünkü Bülent Ecevit Üniversitesinin (BEÜ) (ambleminde her ne kadar 1992 yazsa da) ilk başlangıcını 1924 yılında açılıp 1961 yılında kapatılan Zonguldak Maden Mühendis Mektebi; ikinci başlangıcını da 1975 yılında açılıp 1982 yılında Hacettepe Üniversitesi Zonguldak Mühendislik Fakültesine dönüştürülen Zonguldak Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi oluşturur.
Zonguldaklıların, Maden Mühendis Mektebinin kapatılmasına gösterdikleri etkili toplu tepkiler üzerine; onun yerine, günümüzde, mini bir teknik üniversite olarak adlandırılabilecek olan, dört bölümlü Zonguldak Teknik Okulunun açılmasına karar verilmişti.
Bu karar ile açılacak olan okul için, kampüs arazisi olarak da, bugünkü BEÜnün merkez kampüsünün olduğu 200 dönüm dolayındaki boş arazi belirlenmişti.
O yıllarda, Milli Eğitim Bakanlığı, açılacak olan bu okulun projelendirilmesi için bir proje yarışması açmış ve yarışmayı İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi profesörlerinden Mehmet Çubukun ekibi kazanmıştı.
Projelendirme öncesinde, yapılacak binaların, daha sonra tasmandan zarar görmemesi için Kömür İşletmesi ile ortak çalışmalar yapılmış ve bu çalışmalar sonucunda, kampüs altında topuk bırakılmasına ve yapılacak binaların en fazla üç katlı olmasına karar verilmişti.
Daha sonra Kömür İşletmesi tarafından Akademi Topuğu olarak adlandırılan topuk bölgesinde, bugüne kadar bir üretim faaliyeti yapmazken, üniversite olduktan sonra yapılan yapılarda, bu üç kat sınırlaması dikkate alınmamıştır.
Günümüzde, BEÜnün merkez kampüsündeki 2-3 katlı Mühendislik Fakültesi binaları, lojmanlar ve Isı Merkezi gibi tesisler Akademi döneminden kalmadır.
1985 yılında, sevgili öğrencim, Maden Mühendisi Erol Arata, tarafımdan yaptırılan yüksek lisans tezi kapsamında, Akademi topuğunda, -1000 kotuna kadar, 24 milyon ton civarında bir rezervin olduğu belirlenmiştir.
Topuk bölgesinde bugüne kadar bir üretim faaliyeti olmadığı için, hesaplanan bu rezerv miktarında bir değişikliğin olmadığı söylenebilir. Bu da, Kömür İşletmelerinin günümüzdeki 1,5- 2,0 milyon ton dolayında olan yıllık üretimi için 10-12 yıllık üretime yetecek bir rezerv miktarı demektir. (Yakın gelecekte olmasa da bir gün alınması söz konusu olabilir.)
Bilindiği üzere, kampüs arazisindeki yapılaşma, daha çok, kampüsün çanak biçimindeki bölümündedir.
Topoğrafyasının ve (kısmen de) jeolojisinin uygun olması; topuk üzerinde bulunması ve çanağın güney yamacındaki Temel Bilimler (Fen Edebiyat Fakültesi) binasının temel zemini dışında, heyelan riskinin de olmaması nedeniyle, kampüsün bu bölümü, yapılaşmaya daha uygun bulunmuştur.
Kampüs arazisinin güneyinde, Akademi topuğunun dışında, İncivez kuyusundan başlayan ve Kozlu yolu üzerinde, İncivez tepelerinin kuzey yamaçları altında kalan bölgeler ise, eski üretimlerin yapıldığı ve ileride yeni üretimlerin yapılması ihtimalinin olduğu bölgelerdir.
Belirtilen bu bölgede, tasmandan başka, heyelan riskinin de olduğunu söylemek için uzman olmaya ve ileri araştırma laboratuvarlarına (!) gerek yoktur.
Bunun için, Kozlu yolunun bölgeden geçen bölümünde, zaman, zaman oluşan çökmeleri; kampüsteki Temel Bilimler binası zemin katındaki bozulmaları görmek ve heyelan yüzünden birkaç kez yıkılan ve yeniden yapılan kampüs istinat duvarlarını hatırlamak, yeterli olacaktır.
Tüm bu yapılaşmaya uygun olmayan durumuna rağmen, kampüs çanağının yukarıda tanımlanan güney uzantısı üzerinde, 8-10 katlı binalar yapılırken; had safhada yer sıkıntısının olduğu bilinen kampüs içinde ise, arazi yapılaşmaya daha uygun olmasına rağmen, yüksek yapılar yerine (adeta çanak içine gömülürcesine!) fazla yüksek olmayan bir yapılaşmanın olduğu görülmektedir
Akademi topuğuna basan, heyelan ve tasman riski olmayan kampüs arazisinde, ihtiyacın zorlamasına rağmen yüksek yapılaşma olmazken; bu risklerin olduğu uzantısı üzerinde, yoğun ve yüksek yapılaşmaların olması, kolaylıkla fark edilebilecek bir tezat oluşturmaktadır.
[*] [*] [*] [*]
BİR BÖLGEDE YAPILAN BİR HATANIN ZARARLARI SADECE YAPILDIĞI YERDE KALMIYOR!
Bir yerde yapılan bir hatalı plan, proje uygulamasının; sel, heyelan gibi bir doğal afetin, olduğu alanın ya da bölgenin uzantısına ve çevresine de taşan, doğrudan ve dolaylı zararlarının olduğu bilinmektedir.
Örneğin, Bahçelievler Mahallesinin, bahçesiz evler haline getirilmesinin; kampüs arazisinin, tasman ve heyelan riskleri nedeniyle, yapılaşmaya uygun olmayan uzantıları üzerindeki hatalı yapılaşmanın, üniversite kampüsüne olabilecek zararları kapsamında aşağıdaki zararlarından söz edilebilir:
[*] İncivez Deresinin kampüs çanağından geçen bölümünde yapılan 250 metre uzunluğundaki menfezin su geçirme kapasitesi (Bu satırların yazarı tarafından), dere havzasının, 1970lerdeki (sel oluşumunu önleyen) yoğun bitki örtüsü ile kaplı olması durumuna göre belirlenmiştir.
Günümüzde ise, dere yağış alanının heyelan ve tasman riskli bölümü, Bahçelievler ve İncivez Mahallelerinde kalan bölümleri yüksek binalarla ve yollarla örtülmüş olmasından dolayı, yağışların sele dönüşmesi çok daha fazla ve hızlı olmaktadır.
Bu durumda, bölgede, (bir süre önce, Hopada olduğu gibi), kısa sürede, 250-300 kg/m2 gibi çok fazla bir yağışın olması durumunda, heyelanlara neden olma riski yanında; kampüs altından geçen menfezin tıkanmasına da neden olabilecek ve bir su toplanma bölgesi olan kampüs çanağı gölet haline gelebilecektir.
[*] Yine aşırı bir yağışın ya da eski veya yeni bir tasman veya deprem etkisinin tetiklemesi; yapılaşma yükünün ve yapılan derin temel kazılarının, zaten zayıf olan doğal dengeyi bozması gibi nedenlerle, belirtilen riskli alanda olabilecek bir heyelanın, Kozlu yolunda ve bitişiğindeki kampüs arazisinde, binalarında ve çevresinde de zararlara neden olabilecektir.
Diğer yandan, kampüs çanağını çevreleyen yüksek binaların, kampüs içindeki yaşantıyı seyir için yapılmış tribünlere benzediği; bu durumun da gerek estetik ve şehirleşme, gerekse emniyet açısından arzu edilir bir durum olmadığı da açıktır.
Belirtilen bu nedenlerle ve kurumsal niteliğiyle, hemen bitişiğinde, kendisine de zararı dokunan ve dokunabilecek olan bu imar mevzuatı ile ilgili olumsuzluklara, üniversitenin de, dünden bugüne, sessiz kalmaması, müdahil olması, ilgililere gerekli uyarıları yapması beklenirdi.
Bu arada, yol, kanal, kanalizasyon gibi tüm altyapısı bahçeli evler olarak planlanan, tek katlı binaların olduğu bir bölgede, (Bahçelievler Mahallesinde) yeni bir planlama yapılmadan, her bir tek kat bina yerine on katlı, yirmi daireli binaların yapılmasının, heyelan riskli bir alanı imara açmak kadar hata olduğu da unutulmamalıdır.
[*] [*] [*] [*]
ZONGULDAKA OKUMAYA GELEN ÖĞRENCİLERE YARDIMCI OLMAK, TÜM YÖNETİCİLERİN, STKLARIN VE VATANDAŞLARIN ÖNCELİKLİ GÖREVİ OLMALIDIR
Yine bilindiği üzere, bir üniversite çok iyi bile olsa, bu öğrenci ve öğretici memnuniyeti açısından yeterli olmuyor, bulunduğu çevrenin ve şehrin de yaşanabilir bir ortam sunması gerekiyor.
Giriş kapısının önü, yayaların, vasıtaların, alıcı ve satıcıların yarattığı keşmekeş ile kaynayan; doğru dürüst yolu, durağı olmayan; çevresi, çeşitli uyumsuzluklarla dolu olan bir üniversiteye, ailelerin çocuklarını gönül rahatlığı ile bırakmalarını ve öğrencilerin de bu yürünecek yeterli yolu, kalınacak yeterli mekanları bulunmayan, üstelik pahalı da olan bir kentte huzurlu olabileceklerini, memnun kalabileceklerini düşünmek zordur.
Bu zorlukları aşmak, sadece üniversitenin değil; öncelikle, yöneticilerin ve esnafın; bu şehirde yaşayan herkesin (gerek, bacasından tüten zehirsiz dumanı ile ekonomisine olan katkıları ve gerekse insani açıdan zorunlu olan) görevi olmalıdır.
Bu noktada, yurdun dört bir yanından, Niyet ettim üniversitesinde okumak için Zonguldaka gitmeye! diyerek, her beş-altı kişiden birisinin öğrenci ya da öğrenci yakını olduğu Zonguldaka gelen her öğrencinin;
[*] Üniversite dışındaki yaşantısı ile ilgili bir konuda sıkıntıya düştüğü durumlarda arayabileceği bir telefon numarasının, başvuracağı bir kapının adresinin olması,
[*] Yöneticilerimizin, ayın, haftanın belirli bir gününün belirli saatlerini öğrencilerin sorunlarını dinlemek için ayırmaları, onlarla zaman, zaman bir araya gelmeleri,
[*] Kentimizdeki meslek örgütlerinin, öğrencilere yardımcı olmaları gibi hususların değerli hizmetler olacağı düşünülmektedir.
Üniversitesinde 37 yıl öğretici ve yönetici olarak görev yapmış emekli bir Zonguldaklı öğretim üyesi olarak, okumak için kentimize gelen tüm yeni ve eski öğrencilerimize hoş geldiniz der, başlayan yeni öğretim yılında mutluluklar ve başarılar dilerim.
Tüm okurlarımın ve vatandaşlarımızın geçmiş Kurban Bayramını tebrik eder, ülkemiz için barışa, kardeşliğe yeni bir başlangıç oluşturmasını temenni ederim.