Zonguldak'ta "4 Aralık Dünya Madenciler Günü" çeşitli etkinliklerle kutlandı.
Etkinlikler kapsamında, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü'nden Doç. Dr. Caner Özdemir, Zonguldak'taki kaçak ocaklarla ilgili önemli bir sunum gerçekleştirdi.
Sonuna kadar dinlediğim sunumu; ilk başlarda sıradan sözlerle hazırlanmış bir sunum zannettim.
Ancak ortasından sonuna kadar sıra dışı bir sunum olduğunu anladım.
Şöyle ki...
Kaçak ocaklarla ilgili çoğu kimsenin "nokta atışı" yapamadığı sözler sunumda yer aldı.
Sunumdan birkaç not paylaşayım...

"Zonguldak’ta işçilerin büyük çoğunluğu, başka bir sektörde iş aramaktansa, hala TTK’da çalışmayı hayal ediyor.
Hatta geçmişte kaçak madencilikten birikim yapmış, evini ve arabasını almış insanlar bile 'TTK’ya girsem, tüm birikimlerimden vazgeçerim' diyebiliyor.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kömür talebi devam ediyor ve Zonguldak’ta bu talep azalmıyor.
Dolayısıyla bu talebi karşılamak, önemli bir araç haline geliyor.
Bu durumun temel nedenlerinden biri, şu an uygulanan politikaların bazı özel şartlarda 'kaçak madencilik' gibi sorunlara yol açması. Bu yalnızca Türkiye’ye özgü bir mesele değil.
Zonguldak'tan başka bir yere giden işçiler bile genelde yine maden ocaklarında çalıştı.
Bazı işçiler, genç yaşta kaçak ocaklarda çalışmaya başlamış ve bu durum nesiller boyunca devam etmiş.
Kaçak ocakların çözülmemesi pek çok kişi ve kurumun işine geliyor.
Bu nedenle çözülmesi ya da kapatılması kısa vadede mümkün görünmüyor.”

"Kaçak ocakların çözülmemesi pek çok kişi ve kurumun işine geliyor" sözleri ise, en çok dikkatimi çeken tespitti.
Kaçak ocakların kapatılmaması kimin işine yarar ya da  yarıyor?
Zonguldak, bu meseleye hiç bu açıdan baktı mı?
Kimin işine yarıyor?
Devletin mi?
Özel sektörün mü?
Siyasilerin mi?
Bürokratların mı?
Mesela, devletse...
Hangi kurumlar?
Siyasi ise...
Hangi siyasetçiler?

Kırmızı don, kimin başının altından çıktı?

Yılbaşı yaklaşıyor ya...
Zonguldak'taki mağazaların vitrinleri, kırmızı renklerle donatıldı.
Yılbaşı gelirken herkes kendine kırmızı iç çamaşırı almayı düşünüyor!
Yılbaşı akşamı 00.00'da giyildiğinde, o yıl şans getireceğine inanılıyor.
Peki, bu kırmızı don hikayesini kim uydurmuş?
Türkiye'ye nereden gelmiş?
Bakalım...
"Hikayesi oldukça eski zamanlara dayanan kırmızı külotlar, 1956 yılında iflas eden Amerikalı iç çamaşırı satıcısı Henry George'un başının altından çıktı.
George, kadınların sütyen ve külotları takım olarak kırmızı renkte alırken, tek külot alanların sadece siyah ya da beyaz renkleri tercih ettiklerini fark etti. Çalışanlarıyla bir toplantı düzenleyen George, kırmızı külotları satmak için bir strateji geliştirdi.
Yılbaşından bir hafta önce üç yıldır satamadığı kırmızı külotları yakın çevresindeki kadınlara hediye ederek, bunun onlara şans getireceğini söyledi.
31 Aralık günü George'un deposunda kalan kırmızı iç çamaşırlarının hepsi tükenirken, kırmızı külotların şans getireceği kulaktan kulağa yayıldı ve gelenek haline geldi.
Kırmızı rengin ne kadar göz alıcı olduğunu hepimiz biliyoruz. Aşkın ve şehvetin rengi olan kırmızı renkteki iç çamaşırı giyenlerin bir sene süreyle aşkta şanslı olacaklarına inanılıyor."
Çok ilginç değil mi?
Adam iflas edecekken, bir teori geliştiriyor...
Biz de buna "şans" diye inanıyoruz!