Zonguldak’ta birlik-bütünlük olmaz!
Bakın, CHP’nin iki milletvekili var!
Deniz Yavuzyılmaz ve Eylem Ertuğ Ertuğrul...
Üstelik Deniz Yavuzyılmaz, "Genel Başkan Yardımcısı"...
İki milletvekilinin frekansı farklı!
Eylem Ertuğ Ertuğrul, Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık’a karşı!
Deniz Yavuzyılmaz, Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık’ı destekliyor!
CHP Zonguldak İl Başkanı Devrim Dural, milletvekili adayı olmak istiyor!
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem ile ilişkisini belli bir seviyede götürüyor!
CHP Zonguldak Merkez İlçe Başkanı Osman Zaimoğlu’nu kimse istemiyor!
Önseçimde "Harun Akın"ı destekledi!
Sandıktan "Tahsin Erdem" çıktı!
Bir kaşık suda boğacaklar!
Ama "seçim kazanıldı" diye tutuyorlar!
Bir de şu anda görevde olmayan isimler var!
Milletvekili adaylığı için kıyasıya bir yarış olacak!
Ortalık karışacak!
CHP böyle de AK Parti farklı mı?
AK Parti Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı, kendini "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan" sanıyor!
AK Parti İl Başkanı Mustafa Çağlayan’ın asaleti almasına engel olamadı!
"Kendisiyle birlikte hareket etmedi" diye Ahmet Çolakoğlu’na küstü!
Saffet Bozkurt ile yıldızı hiç barışmadı!
Muammer Avcı, kişisel sorunlarını çözmeye çalışırken, İl Başkanı Mustafa Çağlayan; Vali Osman Hacıbektaşoğlu, Milletvekilleri Saffet Bozkurt ve Ahmet Çolakoğlu ile uyum içinde çalışıyor, kentin sorunlarına çözüm arıyorlar.
Hem CHP hem de AK Parti’deki aktörlerin çekişmesi kent için değil, kendi siyasi ikballeri için!
Oysa CHP ve AK Parti içindeki siyasetçiler, parti içinde birlik-beraberlik içinde hareket edebilse, Zonguldak’a çok fazla katkı verebilirler.
Ve sonra CHP ile AK Partili siyasetçiler, kol kola girip, daha güçlü bir Zonguldak için birlikte yol yürüyebilirler.
"Yöresel dengeler, koltuk hırsı" derken, herkes birbirine düşüyor!
Olan, Zonguldak’a oluyor!
Zonguldaklıya oluyor!
Filler tepişiyor, çimenler eziliyor!
Köpek ve kuyruğu...
Şimdi size bir olayı, çok basit bir fıkrayla anlatmak istiyorum...
"Adamın biri, köpeğin kuyruğuna basınca, köpek 'hırrr' demiş. Adam da, 'Allah Allah, kuyruğuna bastım ama tepki ağızdan geldi. Demek ki, aralarında bir bağlantı var' demiş."
Biz, belediye başkanını yazıyoruz, tepki bir yayın organından geliyor!
İlişkinin farkındayız!
Ama hangisi "köpek", hangisi "kuyruk", onu merak ediyoruz!
Bunların ağızları da başka organlarıyla yer değiştiriyor!
Bazen günlerce üstüne oturup düşünüyorlar!
Bazen ağızlarından pislik saçıyorlar!
Neyse, bilim insanlarının çare bulamadığı sorunu biz çözecek değiliz!
Yazıp geçelim!
Tarihe not düşelim!
Yılan...
Zonguldak’ı düşündüğünü söyleyenler, yılanı boruya sokmaya çalışıyor!
Ne yılan düzeliyor ne Zonguldak!
Herkes halinden memnun!
Biz ise, boruyu yılana sokuyoruz!
Bu nedenle biraz gürültü çıkıyor!
Ama boruyu soktuğumuz yılan düzeliyor!
Ama her yılana ve kendini yılan sananlara değil!
Biz tam da atalarımızın dediğini yapıyoruz!
“Yılanı boruya sokarsan, yılan düzelmez. Boruyu yılana sokarsan, yılan düzelir.”
Hayırlı haftalar...
Başkan yardımcısının 10 yıllık aşkı!
Bir belediye başkanının özel yaşamı hakkında uzun süredir kulis yapılıyor!
Ama sadece bu dönem değil!
Önceki dönem de vardı bu iddia!
Ondan önceki dönem de!
Ama hep aynı kişi mi, onu kestiremiyoruz!
Elimizde bir isim var!
Park bahçelerden!
Tek bu isimle iyi!
Başkan yardımcısının ne kadar istikrarlı olduğuna işaret!
Kadın, belediyeden olunca, çok fazla paraya da ihtiyaç duyulmaz!
Müteahhitlere fazla yüklenme ihtiyacı olmaz!
Üçüncü dönem!
10 yılı aşmışlar!
Ne diyelim!
Allah, mutluluklarını daim etsin!
'Çek’inden yakalanmış!
Zonguldak’ta birini "çek"inden yakalamışlar!
"Çek"e "çek"e bağırtıyorlar!
Biz "niteliksiz ve meteliksiz" deyince bozuluyor!
Ama 600 bin liralık "çek"ini ödeyemiyor!
Üstelik faiz ödüyor!
"Çek"ini ele geçirenlere şirinlik yapmak için aklınca bize geçiriyor!
Çok sıkışınca, bahçedeki ağaca darağacı kurup ölmeye çalışan ama onu bile beceremeyen, kendisini ipten alanlara ihanet eden karakter yoksununa yazacağımız her kelime israftır!
"Çek"i elinde tutanlar daha aciz!
Kendilerini niteliksiz ve meteliksiz biri savunuyor!
O niteliksiz ve meteliksizin "çek"ini, elinizde tutacağınıza, onun eline verseydiniz!
Yaptığı yalakalık karşısında!
Size tefecilik yapmak, 600 bin liralık "çek" için ayda 60 bin lira almak yakışıyor mu?
Çapsız adam sonra herkesi "tefeci" diye suçluyor!
Bu aklı da biz mi verelim?
Et suyundan mantarlı sos...
Zonguldak-Ereğli karayolu Kandilli (Armutçuk) yol ayrımındaki Coşkunoğlu Dinlenme Tesisleri’ne uğradık.
Zonguldak’ta "et" deyince, akla Coşkunoğlu gelir.
Bizi güler yüzüyle tesisin sorumlusu Ünver Taşkın karşıladı.
Şöminenin başına oturduk.
Ben, et severim.
Ama orta pişmiş sade et.
Etler süperdi.
Ustamız masaya bir de sos gönderdi.
Denememizi istedi.
Önce mesafeli durdum...
"Ayıp olmasın" diye bir parça eti sosa batırdım...
Aman Allah’ım...
Et suyundan mantarlı sos...
Böyle bir lezzet olmaz.
Coşkunoğlu’na giderseniz, mutlaka bu sosu deneyin.
Afiyet olsun...
Kıssadan Hisse: Eşek..
Bir görüşme esnasında Timur, Nasreddin Hoca’nın hocalığına laf eder. Hoca, “Hünkarım, ben sizin şu yanınızdaki eşeği bile okuturum” der.
Timur gülerek eşeğin yularını Hoca’nın eline tutuşturur ve şöyle der:
“Madem öyle diyorsun, sana üç ay mühlet, götür eşeği okut. Üç ay sonra, meydanda eşek kitap okuyacak. Okuyamazsa hiç acımam alırım kelleni, ona göre!..”
Hoca, eşeğin boyuna göre bir masa ve bir de kalın kocaman bir kitap yapar. Eşeği yemleme zamanı gelince sayfaların arasına birer avuç arpa serpip eşeğin önüne koyar. Hoca kitabı açınca, eşek arpaları görür ve yemeğe başlar. O sayfanın arpaları bitince diğer sayfayı, o da bitince ötekini açar. Nihayet kitabın sayfaları biter, eşeğin de karnı doymuş olur.
Hoca haftalar boyunca eşeği böyle yemler. Öyle ki eşek ne zaman masayı ve kitabı görse kulaklarını diker, kuyruğunu sallar.
Üçüncü ayın dolmasına yakın kitabın sayfalarını Hoca’nın çevirmesine de gerek kalmaz. Eşek diliyle sayfaları bir bir çevirip arpaları hüpletir olmuş.
Hoca, Timur’un belirlediği günün bir gün öncesinden eşeği aç bırakır.
Beklenen gün gelir. Hoca eşeği meydana getirir. Masayı eşeğin önüne, kitabı da masanın üstüne yerleştirir.
Bir gün boyunca bu manzaranın özlemini çeken eşek, derhal diliyle kitabın kapağını kaldırır. Dudaklarıyla bir ileri, bir geri yoklar. Fakat arpa bulamaz. Hemen diğer sayfayı çevirir, yoklar, orada da arpa bulamaz. Hemen diğer sayfayı çevirir, yoklar, orada da arpa bulamaz. Hemen diğer sayfaları çevirir, yoklar; orada da arpa bulamaz. Sonra diğer sayfayı yoklar… Sonra diğerini…
Arpa bulamadıkça garip sesler çıkarır, derin derin tıslar, her seferinde homurtuları ve fısıldamaları artar. Sayfaların hepsini tek tek çevirir ama nafile… Kitabın bütün sayfalarını bitirmesine rağmen tek arpa tanesi bile bulamayan eşek, bu duruma iyice sinirlenir ve uzun uzun anırır…
Eşeğin anırmasını takiben Hoca Timur’a döner ve şöyle der:
“Bu da özeti hünkarım...”
Timur, kahkahalara boğulur ve alaylı bir ifadeyle, “Hoca, şimdi eşek kitabı okudu mu?” diye sorar.
“Okudu hünkarım, bakın sonunda uzunca özetini de yaptı” der Hoca...
Timur, "İyi ama ben eşeğin okuduğundan hiçbir şey anlamadım!” deyince, Hoca, taşı gediğine koyar:
"Bu normal Hünkarım. Zira eşek kitabı kendi diliyle, yani eşekçe okudu. Anlayabilmeniz için eşek olmanız gerekir."
Günün Fıkrası: Sen kokladın, ben topladım...
Erzincanlı Hacı İzzet Paşa, Edirne Valisiyken, "halk temsilcisi" sıfatıyla bir heyet kendisine müracaat eder, belediye azalarından şikayetleri olduğunu söyler. Paşa, kendilerini dinledikten sonra, “Hatrıma bir fıkra geldi” der ve anlatmaya başlar...
“Nasrettin Hoca, bir gün merkebini önüne katmış giderken, hayvan rast geldiği gübreyi koklamaya, o da toplayıp heybeye doldurmaya başlamış. Akşamüstü heybeyi eşeğin yemliğine boşaltmış. Hayvan yemeyince, ‘Niye yemiyorsun? Sen kokladın, ben topladım’ demiş. Şimdi efendiler, şikayet ettiklerinizi de siz tavsiye ettiniz, ben tayin ettim. Şu halde ne istiyorsunuz?” der ve kapıyı gösterir.