Yolumun üzerinde, açık olan forsundan, komutan aracı olduğu anlaşılan arabanın 8-10 metre ilerisinde, aynı zamanda Sıkıyönetim Komutanı da olan Jandarma Tugay Komutanı, kendisini esas duruşta dinleyen bir subaya, önlerindeki geniş düzlük kampüs arazisinin muhtelif noktalarını göstererek, bazı talimatlar veriyordu.
İlgisiz bir görüntü ile yakınlarından geçerken verdiği emirlere kulak vermeye çalıştım. Konuyu tam anlayamasam da Akademi Başkanlığı (şimdiki Rektörlük) binası önündeki boş alana bir şeylerin yapılacağını anlayabilmiştim. Teknik İşlerden Sorumlu Akademi Başkan Yardımcısı olmama rağmen yapılacak faaliyet hakkında bir bilgim yoktu. Akademi Başkanının bilgisinin olabileceğini düşünerek, İstanbul&[#]8217;da olan ve haftada bir-iki gün gelip gitmelerle görev yapan Başkanımız, rahmetli Prof. Suavi Eyice&[#]8217;ye durumu iletmiş ve bu konuda kendilerinin de bir bilgilerinin olmadığını öğrenmiştim.
Hemen yakınımızda bulunan Tugay Komutanlığı&[#]8217;ndan konu hakkında bir iletişim beklerken ve durumu öğrenmeye fırsat kalmadan; bir-iki gün sonra sahaya sivil kamyonlarla taş, kum, çakıl, çimento gibi inşaat malzemeleri taşınmaya başlandı. Yapılan çalışmalara nezaret eden astsubaydan, Komutanın emri gereği, faaliyetin sahada yapılacak helikopter pistleri için olduğunu öğrendik.
Akademi (Üniversite) kampüsü içinde, Akademi Başkanlığı binasının karşısında saha tanzimleri, helikopter pistleri yapılması için karar veriliyor; işin planı, projesi yapılıyor, uygulamaya konuluyor da, Akademi yönetiminin, izin alma bir yana, haberi bile olmuyordu!
Çalışmalar, kalabalık bir askeri ekip ve sivil malzeme desteği ile Akademi yönetimi ile hiç bir iletişim olmadan sürdürüldü ve kısa zamanda sahanın tanzimi, gerekli duvar işleri, pist betonları yapılarak, çevreleri kır çimleri ile çimlendirilmiş, üzerlerine beyaz yağlı boya ile büyükçe &[#]8220;H&[#]8221; harfi yazılmış dört adet beton helikopter pisti ortaya çıkmıştı.
Kampüste, Başkanlık (Rektörlük) binasının karşısında, Akademi yönetimi ile hiç bir konuşma, görüşme olmadan böyle bir faaliyetin yapılmasında, Sıkıyönetim Komutanının Akademiye ve yönetimine karşı bir tepkisinin sonucu olduğu açıktı. Bu tür tepkilerin arkasında ise, askerlerin yanında halkın da önemli bir bölümünün, üniversiteleri ve akademileri, ülkede darbe öncesinde yaşanan anarşik olayların sorumlusu ve yuvası olarak görmeleri yatıyordu.
Darbe sonrası dönemde, onun ismine layık olup olmadığına fazla bakılmadan, uygun olan-olmayan her taraf, yetkili kişiler ve kurumlar tarafından Atatürk köşeleri ve heykelleri ile dolduruluyor, ismi ile isimlendiriliyordu. Bunlardan birçoğunun askerlere yaranmak için olduğuna kuşku yoktu. Bu faaliyetler, Atamızın 100&[#]8217;üncü doğum yılı olan 1981 yılında daha da artmıştı. Bu çerçevede Akademide de Maden ve Makine Mühendisliği Bölümlerinin girişlerine, (günümüzde de, kimse kaldırmaya cesaret edemediği için, hala ilk konduğu gündeki gibi, pek de uygun olmayan yerlerinde hala durmakta olan!) birer Atatürk köşesi düzenlenmiş ve bir de Başkanlık binasının yola bakan yan duvarı üzerine, modern resim tarzı soyut bir kompozisyon yapılmıştı.
O günlerde, yapılan bu soyut kompozisyonun neye benzediği ile ilgili epeyce konuşulmuş; kurda, kuşa, ağaca benzetenler olmuş, ancak hiç orak-çekice benzeten olmamıştı. Sıkıyönetim Komutanlığı (içeriden yapılan bir şikayet üzerine olsa gerek), kompozisyonun orak-çekice benzediği gerekçesi ile Akademi Yönetimi hakkında soruşturma açmıştı. Konu ile ilgili, bir-iki kişinin ifadesinin alınması ile atlatılan bu soruşturma da, Akademinin komünist yuvası olduğu inancının bir yansımasıydı.
Yakın zamanlara kadar, Zonguldak&[#]8217;a gelip-giden önemli ve değerli kişilere hizmet veren kampüs helikopter alanı, ilk zamanlar pistlere inip-kalkan helikopterlerin çıkardığı gürültüye, fırtınaya, kaldırdığı, toz, toprağa rağmen, kampüsten ve çevreden toplanan meraklıların gelen, gidenleri ve helikopterleri yakından görmelerine de hizmet etmişti!
Ancak halkın zamanla helikopterleri yakından görme merakları çok azalsa da, özellikle gelip-giden önemli devlet büyüklerini ve onları karşılamak ve uğurlamak için Rektörlük binası önündeki yol üzerinde, kurşun askerler gibi, önem sırasına göre dizilmiş vilayet protokolünü yakından görme merakı ve onların sahada görünme arzusu, azalarak da olsa hep devam etmiştir. (Bu arada, bir süre önce, Almanya&[#]8217;daki çocuklarını ziyaretten dönen 70&[#]8217;i aşmış teyzemin, havaalanında kendisini karşılayan torununun,&[#]8220;Babaanne, yolculuğun nasıl geçti?&[#]8221; sorusuna verdiği,&[#]8220;Uşağım, Türk Hava Yolları ile geldim. Uçağımız da eyırbas 300 idi. Çok rahat geçti&[#]8221; cevabı, 40&[#]8217;lı, 50&[#]8217;li yıllarda görev için köyümüze gelen kaymakama yemek ikram edilirken, cipinin önüne de yemesi için ot bırakma noktasından günümüzde ülkemizin ulaştığı durumu yansıtması açısından çok ilginç olsa gerek!)
Diğer yandan, helikopterlerin çıkardığı şiddetli fırtına, toz-toprak nedeniyle, zaman zaman havada uçuşan şapkaları, kaşkolları, kağıtları, saç düzeni bozulmuş insanları ve bazen de rötarlı geliş-gidişlerde, civardaki ağaç altlarında beklemek zorunda kalanları; onlara içecek servisi yapmaya çalışan kampüs görevlilerini görmek gibi sahneler de ilginç oluyordu. (Onlar da bir zamanlar minik yavruları bayramlarda-seyranlarda, soğukta-sıcakta tören alanlarında bekletiyorlardı ya. Oh olsun!)
Yine halk, zamanla, inen-kalkan helikopterlerin sayısı, çevrede alınan emniyet önlemlerinin yoğunluk durumu, karşılayanların, uğurlayanların çokluğu-azlığı gibi görüntülerden gelip-gidenlerin önem derecelerini de anlar olmuş; fazla karşılayıcısı olmayan, öyle ufak-tefek helikopterlerin geliş-gidişlerine ise hiç bakmaz olmuştu.
Bu arada kampüs içindeki alana inen önemli kişilere, akademi başkanlarının ve fakülte yöneticilerinin ev sahipliği yapmaları, onlarla ve karşılamaya, uğurlamaya gelenlerle yakın ilişkiler kurmaları gibi faydalar da sağlıyordu. Bu yolla kurulan yakınlıkların akademiye, üniversiteye bir yararının olup olmadığı bilinmese de bazılarına önemli makamlar sağladığı da biliniyordu.
12 Eylül askeri darbesi sonrasında, Zonguldak&[#]8217;ta Jandarma Tugay ve Sıkıyönetim Komutanı olan ve bu helikopter pistlerini gerçekleştiren Paşamızın, yine kampüs arazisi içinde, yine Akademi yönetiminin faaliyet başladığında haberdar olduğu bir başka imar hizmeti daha olmuştu!
O tarihlerde Zonguldak Jandarma Tugay Komutanlığı ve kampüs önünden geçen eski Kozlu yolu ile sahilden geçen yeni Zonguldak-Ereğli yolu arasında, bir bağlantı bulunmuyordu. Açılması durumunda kampüs arazisinden geçmesi zorunlu olan bu bağlantı ile ilgili olarak da, o güne kadar ne belediyeden, ne de bir başka makamdan bir talep gelmemişti. Kim bilir böyle bir istek gelseydi, belki de böyle taleplerle karşılaşan diğer kurumlar gibi, birçok gerekçeler üretilir ve geçişe müsaade edilmezdi. Kamulaştırma yolu ile geçiş ise, hem para, hem de uzun zaman alan bürokratik işlemler gerektirir, yapılacak hizmeti de engelleyebilirdi.
Kampüs lojmanlarının hemen yakınından geçen bu yolun açılmasından da yine bir sabah, sahada çalışmaya başlayan iş makinalarının çıkardığı sesle uyanan bazı lojman sakinleri vasıtası ile haberdar olunmuş ve daha sonraki günlerde de, yine konu ile ilgili bir bilgi verilmemişti.
Zaman zaman Komutanın da çalışmalara bizzat nezareti ve asker-sivil seferberliğiyle, 400- 500 metre uzunluğundaki bu yol da kısa zamanda hizmete açılmıştı. Yol, fazla olan eğimi nedeniyle karda-buzda bazen sorun yaratsa da, imar planına uygun olmasa da, açılması önemli bir ihtiyacı karşılamış ve günümüzde de halen bu hizmetine devam etmektedir.
O günlerde, bu yolun bir komutan emriyle, çok kısa bir zamanda açılması, 1970&[#]8217;li yıllarda Karayollarındaki görevim sırasında nal-mıh yapılan bir-iki derme-çatma ahşap kulübenin kamulaştırma işlemlerinde yaşanan sorunlar nedeniyle yıllarca sürüncemede kalan Yeniçağa-Zonguldak yolu üzerindeki Eskiçağa Köyü geçişi gibi aksayan hizmetleri hatırlamama neden olur. O yıllarda bu kulübelerin sahipleri, buraların nal-mıh imalatı yapılan önemli imalathaneler olduğu iddiası ile politikacıların ve avukatların da yönlendirmesiyle, Karayolları aleyhine, büyük bedel artışı davaları açmışlardı. Bu davalar da yıllarca sürünce ve talepler de çok yüksek olunca, yol güzergahı dereye kaydırılarak, sorun kamulaştırmasız aşılmaya çalışılmıştı.
İnsanın, böyle bürokrasinin, demokrasinin işlemediği durumlarla karşılaştığında, &[#]8220;Keşke böyle bir komutan olsa da, hizmet zamanında yapılabilse&[#]8221; diyesi geliyor. Anlaşılan insanlar demokratik ve bürokratik işleyişin yürümediği, yürütülemediği durumlarda, normal demokrasi ve bürokrasi dışı işleyişleri arzu eder hale gelebiliyordu.
Komutanın açtığı yol, özellikle ana yollarla çıkışı zor olan bugün ki Güvenevler Sitesi için daha da yararlı olmuş; önlerinden açılan bir yola kavuşmanın yanında, site sakinleri için, açılan yolun kenarlarında sebze-meyve yetiştirilecek, kamelyalar yapılabilecek yerler de sağlanmıştı!
Bu değerli hizmeti nedeniyle site yönetiminden ve çevreden, (tümgeneralliğe terfi beklentisi içinde olan komutanın terfisinde yararlı olabileceği düşüncesi ile) üst makamlara teşekkür mesajları gönderilmesi ricasında da bulunulmuştu. Ancak gerek bu mesajlar ve gerekse diğer emre dayalı benzer hizmetleri Paşamızın&[#]8220;tümgeneral&[#]8221; olmasına yeterli olamamış ve kadrosuzluk gerekçesi ile emekli edilmişti. Ancak adının yazılı olduğu &[#]8220;General &[#]8230;.. Paşa Yolu&[#]8221; yazılı levhalar yol üzerinde hala durmaktadır.