Benim çocukluk yıllarımdaki köy yaşantısında, sopa ve kazık, en yaygın bireysel saldırı ve savunma araçlarıydı. Özellikle, küçükten büyüğe her köylü erkeğin, köy dışında karşılaşabileceği her türlü tehlikeye karşı koymak, hayvanları yönetmek ve bazen de çelik-çomak oynamak için hiç yanından eksik etmediği önceden hazırlanmış bir sopası olurdu. Bu sopanın makbul olanı, kızılcık ağacından yapılmış olanıydı. Herkesin sopası da kendi boyuna-posuna uygun olurdu.
Kazık ise, daha çok beklenmedik bir durumda, aniden yapılacak olan saldırılarda ve az da olsa, savunma ve caydırıcı amaçlı kullanılırdı. Dövüş-kavga için, önceden hazırlanması söz konusu olmazdı. İhtiyaç duyulduğu anda, çevrede aranır ve daha çok da, civardaki bağ- bahçenin çevresinde belirli aralıklarla çakılan kazıkların arasında; dikenli-dikensiz çalılarla örülen ve adına "avla" denilen çitlerden çekilerek sağlanırdı. Avla çitlerinde kullanılan kazıklara "herek" de denirdi.
Çocukluk yıllarımda, kendisine "Abıca" diye hitap ettiğim bir komşumuza, bir başka komşumuzun kazıklı bir saldırısı olmuştu. Komşumuz, bu saldırıyı, o günlerde babama anlatmış; o anlatırken, yanlarında olan ben de merakla dinlemiştim. Bu anlatısını, kendi şivesiyle, burada sizlerle paylaşmak istiyorum.
[*] [*] [*] [*]
"Öğ Köyaltında bostan (mısır) sulayadum. U da alt yanımızdaki bostanından gelüken, beni bostanda görer görmez, bi hışımınan avladan atladı. 'Sen burda bostan sula, senin sığırların (büyükbaş hayvanların) benim bosdanı gurutsun, batursun!' deyi bağırarakdan, avladan çekdüğü bi gazuğu, var gücüynen başıma doğru salladı. Allah'dan, gazuk başıma inmedi; başımı sıyırıp omzuma geldi. Ben yere yığıldım, emme hemen galkdım. Bulduğum okgalı bi daşı gafasına niyetiynen savurduysam da rast götüremedim. U da 'Bundan sonura iyi sularsın!' deyerekden gitdi. Ben ne olduğunu bilmeyan, bi şeyden habarım yoğudu. Uysam bizim sığırla unun bostanına girmiş. Epeyi de zararlık etmiş."
O günlerde iki komşu arasında olan bu olay, köyün ileri gelenlerinin araya girmesiyle daha fazla büyümesi önlenmişti.
[*] [*] [*] [*]
"Kazık" denilince, bir inşaat ustası olan babamın çalışırken yakın çevresinde bulunan ve bir işe yaramayan çoluk-çocuğa, "La gazuk gibi başımda dikilme. Git şurdan!" fırçası da aklıma gelir.
Yine o yıllarda, her evin avlusunda, bir kenarda, ata-eşeğe yük yüklerken kullanılan "direcen" adı verilen, bir ucu çatallı, kol kalınlığında düzgün ağaçlar bulunurdu. Bu direcenlerden, gerektiğinde kazma-kürek sapı gibi şeyler yapılabildiği gibi, çatal olmayan tarafının sivriltilmesi ile her alanda kullanıma uygun kazıklar da yapılabilirdi! Bir de, bu gün olduğu gibi o yıllarda da, çok hırslı insanlar için, "Sanki hiç ölmeyecek, dünyaya gazuk çakacak!" denirdi.
"Kazık" sözcüğünün, toplumda en geniş ve en anlamlı kullanılma yerlerinin ise, "Deveni, sağlam kazığa bağla, ondan sonra Allah'a emanet et" nasihat özdeyişinde ve bir de, bir kişinin, beklemediği, dost bildiği bir kişiden ya da kişilerden gördüğü kötülüğü anlatmak için olduğuna şüphe yoktur.
"Kazık" sözcüğünün, gerçekteki araziye çakılmak için, ucu sivriltilmiş ağaç vesaireden daha çok mecazi anlamdaki, dik durma, dik tutma, sabitleştirme, sağlamlaştırma; sevimsizlik, beklenmedik bir yerden gelen kötülük gibi tanımlamalar için kullanıldığı söylenebilir.
[*] [*] [*] [*]
Kazık ile ilgili bu girişten sonra, son yıllarda, zemin ve inşaat mühendisleri tarafından çok kullanılan bir teknik kazık türünden söz etmek istiyorum.
50-60 yıl öncelerine kadar, "forekazık" denilen yerinde dökme betonarme kazık tekniği yoktu; ya da yaygınlaşmamıştı. Büyük kolaylıklar sağlayan bu tekniğin olmadığı zamanlarda, özellikle, sağlam olmayan ya da derinlerde sağlam olan; zemin ve yüzey sularının fazla olduğu yerlerdeki köprülerin yapımında, en büyük zorluk, köprü kenar ve orta ayak temel kazılarının ve ayaklarının yapılması aşamasında yaşanırdı.
Bu zorluk, forekazık tekniğinin yaygınlaşmasıyla aşıldı ve en eski ve en yaygın mühendislik yapılarından olan köprü yapımları çok kolay hale geldi.
Bölgemizdeki, 1970'li yılların ortalarında yapılan Filyos-1 ve Filyos-2 köprüleri, Karayolları Genel Müdürlüğü'nde bu tekniğin kullanıldığı ilk köprülerdendi. O yıllarda, ülkede forekazık işi yapan iki-üç firma vardı. Teşkilatta, tekniğin ilk uygulamalarından olması ve aynı zamanda ön gerilimli kiriş tekniğinin de uygulanması nedeniyle toplam 650 metre uzunluğundaki bu iki önemli köprünün inşaatı, teşkilatın o yıllardaki en önemli projeleri içinde yer alıyordu.
Bilindiği üzere, bir kaç yıl önce mevzuata aykırı kum-çakıl alımları nedeniyle, (henüz acısını unutamadığımız eski Çaycuma Köprüsü'nde olduğu gibi!), bu köprülerin forekazık ayak temelleri oyulmuş olduğundan, yıkılarak, şimdilerde üzerlerinden geçmekte olduğumuz yenileri yapılmıştı.
Forekazık tekniğinin, geçmişte daha çok köprü, viyadük, baraj gibi önemli mühendislik yapılarının temel inşaatlarında kullanıldığı biliniyor. Günümüzde ise, her türlü inşaat temellerinde, heyelan ve göçük riski olan, fazla yer altı suyu gibi, zemin ve temel sorununun olduğu her yerde (gerektiğinde, bulonlama, ankraj gibi başka zemin iyileştirme teknikleriyle birlikte) çok geniş bir alanda kullanıldığı görülüyor.
Şimdilerde, bölünmüşünün yapımında görev yapan bazı genç Karayolcu kardeşlerimize sorduğumuz, "Ya biz o yolun .... noktasında çok sorun yaşamıştık. Siz orasını nasıl geçtiniz?" gibi sorularımıza, genelde, "Ya çaktık kazığı, geçtik gittik!" şeklinde yanıtlar alınıyor. Bu yanıtlarına "geoduvar (seçme dolgu malzemesiyle, plastik tutturucularla yapılan katmanlı dolgu) yaptık; ankraj yaptık, blonlama (akan, göçen yerleri sağlam olan yerlere çelik çubuk ve halatlarla bağlama) yaptık" gibi, başka yeni teknikler de giriyor. Gerçekten de, dün her konuda yaşanan aşılması zor olan sorunlar, günümüzün teknik ve ekonomik imkanları ile kolaylıkla aşılabiliyor.
[*] [*] [*] [*]
Bilindiği üzere, tüm belalarda olduğu gibi, heyelan belasına karşı da en iyi çözümün heyelandan kaçmak olduğudur. Bu kaçış, özellikle bölgemiz gibi arazi yapısı heyelana çok uygun olan yerlerdeki yol inşaatlarında daha da gereklidir. (Ferasetli bölgemiz insanı, trafikteki heyelan işaretinin anlamı için, boşuna "Gaya geliya gaç!" dememiştir.)
Konunun uzmanları, zorunlu durumlarda, heyelanlara karşı alınan tüm önlemlerin risk taşıdığı konusunda hemfikirdir. Bu riskin, özellikle heyelan eden ve etme riski olan zemin kütlesinin büyük ve heyelan kayma yüzeylerinin derin olduğu durumlarda ve fazla yağış alan yerlerde, çok daha fazla olduğu da biliniyor.
Bu yüzden, forekazık ve bulonlama gibi tekniklerin heyelanlara karşı kullanılması durumlarında, uygulamanın iyi hazırlanmış projelere uygun olarak yapılmasının ve uygulamanın hatasız olmasının önemi çok vurgulanan bir durum oluyor.
Bu tür riski yüksek heyelan önleme uygulamasına bir örnek olarak; yakın çevremizden, Zonguldak-Ereğli yolu üzerinde, Ilıksu sapağı öncesindeki, Günbatımı isimli çay bahçesi bitişiğinde yapılan forekazıklı, ankrajlı, bulonlu, geoduvarlı heyelan önleme uygulaması verilebilir. (İnşallah bu uygulama ile ilgili olarak, bu satırların yazarı yanılmış; harcanan büyük kaynak ve emekler boşa gitmemiş olur.)
Günümüzde, Karayolcuların yol boylarında çok kullandıkları bu forekazık, ankraj, bulonlama gibi yöntemleri, Zonguldak'ta faaliyet gösteren inşaatçılarının da çok kullandıkları görülüyor. Onlara da, "Ya senin o inşaat alanı eski ocak yeridir; heyelanlı bölgedir, nasıl hallettin?" gibi sorulara, onların da "Ya çaktık kazığı; yaptık bulonlamayı, ankrajı hallettik!" gibi yanıtlar alınabileceğini sanıyorum.
Ancak, elimdeki "Tasman Mühendisliği" kitabının "Tasmana Dayanıklı Yapılar ve Tasman Zararlarına Karşı Alınacak Önlemler" bölümünde, forekazık uygulaması geçmiyor. Eğer yeni kitaplarda varsa, onu da, herhalde yeni tasman uzmanları bilir!
[*] [*] [*] [*]
Değerli okurlarım; genç Karayolcu ve Zonguldaklı inşaatçı dostlarımızın forekazık sevgisi gibi, hepimizin sevdiği bir kazık türünün olduğu söylenebilir! Örneğin, kazığını birçok kereler yediğimiz halde, yemeye devam ettiğimiz esnaf kardeşlerimizin ve seçtiğimiz politikacıların kazıkları gibi!
[*] [*] [*] [*]
Sözün özü, şüphesiz, her konuda, "Deveni sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a emanet et!" nasihatına uygun hareket etmek önemlidir. Ancak sadece kazığın sağlam olması yetmiyor. Özellikle günümüzde, kazığın sağlam olması yanında, çakıldığı zeminin ve ipinin de sağlam olması; kazığı çakanın iyi çakması da gerekiyor. Bu da yetmez; kontrol da elden bırakılmamalıdır! Bakarsınız, kazık da, deve de, sırtındaki yükü de gitmiş! Ya da kötü niyetli birisi, kazığın yerini değiştirilmiş; ya da aynı kazığa bir deve daha bağlanmış!
Heyelanlara, tasmana karşı forekazık, drenaj, ankraj ve bulonlama gibi tekniklerin uygulanmasında da, en azından devenin bağlanmasındaki hususlara dikkat edilmesinde yarar var.
[*] [*] [*] [*]
Her ortamda sopasız-kazıksız günler; heyelansız-tasmansız sağlam zeminler dilerim.