Değerli okurlarım, eğer yaşınız elliyi geçmişse, mutlaka kolayca ulaşabileceğiniz bir doktorunuzun olması; eğer az-çok ekonomik ve sosyal faaliyetlerin içinde iseniz, ayrıca da yine kolayca ulaşabileceğiniz bir hukukçunuzun ve bir de maliyecinizin olmasında yarar var.

Şüphesiz, doktorunuzun ve maliyecinizin iyi olması yeterli olabilse de, hukukçunuzun iyi olması tek başına yeterli olamayacaktır. Hukukçunuzun iyi olması yanında, hukuk sisteminizin ve “Yüce Türk Milleti Adına” diyerek kararlar verenlerin de iyi olması lazım. Bunlar da iyi olmaz ise, sizi bir kumpasa düşürerek, birkaç yalancı şahit dinleterek; hakkınızı, haklılığınızı bir işe yaratmayabilirler.
[*] [*] [*] [*]
Değerli okurlarım, yazımın bundan önce yayınlanan ilk bölümündeki ve yukarıdaki girizgahta geçen “iyi olmayan”lardan sonra, insanların, her şeyin iyisine, en çok ihtiyacının olduğu bir ortamda, yakın çevrede karşılaştığım birkaç iyiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde, bir süre önce, çalışanların durakta bekleyen otobüslere koştuğu, bir bölümünün de kendi vasıtalarına gittiği bir sırada, bir gözü genişçe bantlanmış, elinde bastonu, başında köşeli kasketi ile epeyce yaşlı olduğu anlaşılan bir şahıs da, durağa doğru yürüyordu.
Bu kişinin, akşam vakti, bu halde, yalnız nereye, nasıl gideceğini aklımdan geçirirken, ihtiyar kişinin arkasından yaklaşan; kendi vasıtalarına gittikleri ve konuşmalarından doktor oldukları anlaşılan iki kişiden bayan olanı ona dönerek, “Amca, bu halde yalnız nereye gidiyorsun? Gel seni gideceğin yere götürelim” dedi. Benim de çaktırmadan takip ettiğim ihtiyar hastanın, “Zonguldak’a gidiyorum, oğlum orada beni bekliyor, sağ ol kızım” demesi üzerine, ona durağa kadar eşlik ettiler, biletini de alıp sıradaki otobüse binmesini ve oturmasını sağladılar. Görmeye alışkın olmadığımız böyle bir manzaradan etkilenmemek mümkün değildi.
[*] [*] [*] [*]
Paylaşacağım diğer bir “iyi” de, yine aynı mekanda gördüğüm bir diğer insanlık ve tevazu örneği ile ilgilidir.
Epeyce uzun bir zaman önceydi. Hastanenin poliklinik koridorlarının henüz kalabalıklaşmadığı bir vakitte, bir poliklinik kapısının önünde, (iki dönem Rektörlük de yapmış olan) bir doktorumuzun, elinde çantası ile beklediğini görmüştüm.
Kendilerine, “Sayın Hocam, günaydın. Bu saatte, burada kimi bekliyorsunuz?” diye sormuş, “Bir hastamla buluşma sözü vermiştim. Onu bekliyorum” diye yanıt almıştım. Ben de kendilerine, “Hep hastalar doktorunu bekler. Siz ise hastanızı bekliyorsunuz, bu bir haberdir. Ben gidip basından birisine haber vereyim!” diyerek yanından ayrılmıştım.

Ne diyelim, bir doktorda, bilgi ve becerinin yanında, bir de tevazunun olması bir başka oluyor.

[*] [*] [*] [*]

Gelelim, aynı mekandaki bir diğer “iyi”ye…

Birkaç ay önce, bir yakınım, BEÜ Uygulama ve Araştırma Hastanesi Hariciye Servisi’nde konulan teşhis ile doktor olan oğlumun Mersin’deki hastanesinde ciddi bir ameliyat geçirmişti. Ameliyat sonrasında, yine Mersin’deki bir hastanenin onkoloji servisindeki, oğlumuzun arkadaşı olan bir onkoloji uzmanının, ameliyat öncesi ve sonrası yapılan tüm tetkikleri ve operasyon sonuçlarını görmesini sağlamıştık.
Doktorumuz, sonuçların çok iyi olduğunu; bundan sonra üç ayda bir kontrollerin olması gerektiğini söyledikten sonra, “Ancak ileride durumun tekrarlanmaması için, önlem amaçlı, kemoterapi tedavisini de öneririm” demişti.

“Ameliyat olalı bir ayı geçmiş. Arzu ederseniz, bu tedaviye hemen başlayabiliriz” demesi üzerine, kendilerine, Mersin’de oğlumuzun yanında misafir olduğumuzu ve Zonguldak’ta ikamet ettiğimizi ifade etmemiz üzerine de, “Ya öyle mi, Zonguldak’taki üniversite hastanesinde çok değerli öğretim üyesi, konunun uzmanı bir arkadaşımız var. O orada ne gerekiyorsa yapar” dedi ve kendilerine hitaben yazdığı kısa bir notla bizi ona yönlendirmişti.
Biz de Zonguldak’a döndük ve yönlendirdiği doktorumuzla görüşüp yazdığı notu ve dosyamızı kendisine verdik. Kendileri de hastamızın dosyasını inceleyip bizi de dinledikten sonra, “Evet, meslektaşımızın size önerdiği önlem tedavisi doğrudur. İsterseniz hemen başlayalım” dedi ve başlatıldı. Halen, 14 gün ara ile her defasında 2-3 gün serviste yatarak devam ediyor. Bu arada, ben de, her defasında, refakatçi olarak yanında kalıyorum.
Bu sayede de hastanenin tamamını olmasa da, Onkoloji Servisi’ni yakından tanıma imkanım oldu ve oluyor. Başta servisin değerli doktorları olmak üzere, (çok azı hariç) tüm servis çalışanları tebrik ve teşekkürü hak ediyor. Bu kanaatimin isabeti ve bu servisin burada oluşturulmasının, bölgemiz için ne kadar değerli bir hizmet olduğu; daha önce Ankara, İstanbul gibi yerlerdeki hastanelere giden hastaların ve refakatçilerin anlattıklarından, daha iyi anlaşılıyor.
Bu önemli hizmet ünitesinin bölgemizde gerçekleştirilmesinde ve hizmetin sürdürülmesinde emeği ve katkısı olanlara takdir ve teşekkür borçluyuz. Eğer hastanenin diğer servisleri de Onkoloji Servisi gibi ise, “onlar da takdir ve teşekkürü hak ediyorlar” denmektir.
Burada da, “ırmağı geçmiş, derede boğuluyor” ya da “fincanı yapmış kulpunu yapmamış” örneği, (başta doktor eksikliğinden kaynaklanan sorunlar olmak üzere, kendilerinin de farkında olduğu bazı küçük boyutlu iyi olmayanlar da iyi hale dönüştürülürse), dere de geçilmiş, fincanın kulpu da takılmış olacaktır.
[*] [*] [*] [*]

Üniversite Hastanemiz ile ilgili bir-iki anımı da (Bilmeyenlere, geçmişi unutanlara hatırlatma amacıyla), burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

2000’li yılların başında Üniversite Hastanesinin açılması sırasında Hastane Döner Sermaye İşletmesi’nin kurulabilmesi için belirli bir başlangıç sermayesine ihtiyaç vardı.
Yeni kurulan Üniversitemizde, temininde sıkıntısı yaşanan bu kaynağın önemli bir bölümünün, Üniversite adına tarafımızdan yürütülmekte olan, Mühendislik Fakültesi Bursa Müşavirlik Hizmetleri Döner Sermaye Projesi gelirlerinden karşılanmıştı. Bu durumu, o yıllarda Genel Sekreter ve Döner Sermaye Müdürü, (şimdilerde emekli) olan Sayın Engin Marangoz ve diğer ilgililer de hatırlayacaklardır.
Hastaneye en ufak katkıları olanların adları bir yerlere yazılırken, kuruluşunda bu önemli katkıyı sağlayan Mühendislik Fakültesi’nin ya da bölümünün adının da bir yerlere yazılması teklifimiz, maalesef gerçekleşmemişti.
[*] [*] [*] [*]
Değerli okurlar, Üniversitemiz Sağlık Kampüsü ile ilgili bir başka güzelliği de yine sizlerle paylaşmak istiyorum.
BEÜ Sağlık Kampüsü’ne, (diğer yapılar gibi, yeri ve çevresi pek uygun olmasa da) biblo gibi güzel bir mabedin yapıldığını görüyoruz. Her gün 10 bin dolayında insan trafiğinin olduğu bir yerde, önemli bir ihtiyacı karşılayan bu hizmeti gerçekleştirenlerden ve katkı verenlerden Allah razı olsun.
Bu satırların yazarı da, emekliliği öncesinde, şimdiki Sayın Rektöre, “Kendisine ait doğru dürüst bir binası olmayan, başkanı olduğu bölüme, Merkez Kampüsün uygun bir yerinde, ayrı bir bölüm binasının yapılması durumunda, yürütmekte olduğu döner sermaye projelerinden gelen ve gelecek olan 1-2 milyon TL civarındaki gelirin yasal kesintiler dışında kalan bölümünün, bölüm binası için kullanılması; bu miktar yetmez ise, yetmeyeni de sağlamaya hazırım” teklifinde bulunmuştu.
Sayın Rektör, teklifi önce memnuniyetle karşılamış ise de, daha sonra ayrı bir bölüm binası yapmanın mümkün olamayacağını ifade etmiş ve kaynağın harcanabileceği başka önerilerde bulunmuştu. Önerdiklerinden birisi de, bu kaynağın Sağlık Kampüsü’nde yapılması planlanan cami inşaatı için kullanılması önerisiydi.
Hem tarafımdan, hem de Bölümümüzce memnuniyetle karşılanan bu hayırlı önerinin gerçekleştirilmesi de kısmet olmamış; hizmetin yapılması izni, camiinin girişinde adı yazılı olan Yusuf Günay adlı hayırsever bir işadamı hemşehrimize kısmet olmuştu. Allah hayrını kabul etsin.
Her işte iyilerin çok, iyi olmayanların hiç olmaması dileklerimle