Değerli okurlarım…
Son yaşadığımız 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerde, ekranlarda da gördüğümüz gibi; fay hatları boyunca, yeryüzünde, daha önce hiç görmediğimiz büyüklükte ayrılmalar olmuş, yollar çukurlara gömülmüş, ağaçlar gövdesinden ayrılmıştır.
Fay hatlarına olan uzaklıklarına göre, yeryüzünde 8-10 metreleri bulan kayma, alçalma ve yükselme gibi değişiklikler olmuştur.
Artık arazi üzerindeki hiçbir nokta, yapı, tesis, arazi sınırı, deprem öncesi yerinde değildir.
Konumları değişmiştir.
Bu değişmeler ve oluşumlar nedeniyle, depremin etkilediği yerlerin mevcut hâlihazır ve jeolojik, tektonik haritaları; kadastro ve tüm altyapı planları arazi ile uyumsuz hale gelmişlerdir.
Mevcut imar planları da geçersiz olmuştur.
Bilindiği üzere bir bölgenin geçerli bir imar planı olmadıkça, o bölgede, yerüstünde ve altında hiçbir kalıcı yapının, tesisin projelendirilmesi ve gerçekleştirilmesi mümkün olmaz.
Bu nedenle, deprem bölgelerinde, her türden bir kalıcı yapının projelendirilebilmesi, ruhsat alınması ve uygulanması için, o bölgenin yeni imar planlarının yapılması zorunlu olmuştur.
Bir plana, projeye dayanmadan, yürürlükteki kurallara uyulmadan yapılmaların ise, ruhsatsız ve yasa dışı oldukları da bilinmektedir.
Bu nedenle, ilk günlerde ve haftalarda yapılan hem acele, hem acil olan arama, kurtarma, geçici barınma, beslenme hizmetleri sonrasında, deprem bölgelerinde ilk yapılması gereken; mevcut ve iskâna yeni açılan alanların, yeni imar planlarının yapılması olmaktadır.
Bunun için de, ilk önce, yapılacak yeni imar planlarının alt yapısını oluşturacak yeni hâlihazır haritalarının, kadastro planlarının, jeolojik ve tektonik haritalarının yenilenmesi gerekmektedir.
Titiz arazi ve büro ortamı çalışmaları ile gerçekleştirilebilecek olan bu teknik hizmetlerin ve yeni imar planlarının yapılması ise, son depremdeki gibi geniş etki alanlarında; iki-üç ay gibi kısa zamanda yapılması mümkün değildir.
Bunun mümkün olmadığı, 1999 Marmara ve Düzce depremleri sonrasında da görülmüştür.
O dönemde, bu hizmetler, depremin hemen ardından gerçekleştirilen ve aylar süren MEER (Marmara Deprem Bölgesi Acil Yeniden Yapılanma Projesi) ve MERLİS (Marmara Deprem Bölgesi Arazi Bilgi Sistemi) projeleri ihaleleri ile mümkün olabilmiştir. (Bu arada konteyner kentlerin yapılacağı yerlerin altyapı hizmetlerinin de zamanında tamamlanamaması yüzünden, altı ayda tamamlanmak üzere yapılan konteyner kent ihalelerinde, işlerin aylarca aksadığı, zamanında bitirilemediği de bilinmektedir!)
Değerli bilim adamı Prof. Dr. Naci Görür gibi değerli bilim adamlarımız, yerleşim bölgelerinin yenilenmesinde, kalıcı altyapı, konut yapımlarına başlanılmasında, acil olsa da, kesinlikle acele edilmemesi gerektiğini ifade etmektedirler.
Sağlam verilere dayanan, titizlikle hazırlanmış imar planları yapılmadan, bu planlara uygun projeler hazırlanmadan atılan temellerin, gelecek nesillerin, bizim yaşadığımız felaketlerin temelleri olacağını da ifade etmektedirler.
On kez ölçmeden, incelemeden yapılan işlerin, gerek inşaat süreçlerinde, gerekse sonrasındaki zamanlarda, telafisi mümkün olamayacak hataların ve sorunlar yaşanmasının örnekleri de oldukça çoktur.
Sayın Cumhurbaşkanımız, artçı sarsıntılar da devam ederken, içinde bulunduğumuz Mart ve izleyen Nisan ayında, depremden etkilenen tüm illerimizde kalıcı konutların yapımına başlanacağını ifade etmektedirler.
Bir yıl içinde, (2024 yılı Nisan, Mayıs aylarına kadar), şehirlerde 244 bin, köylerde 75 bin konutun yapımının eksiksiz gerçekleşeceğini de ifade etmektedirler.
Bu durumda, bir kaç ay gibi kısa bir zamanda, bu geniş alanların, doğru dürüst ölçülüp incelenmesi, yeni imar planlarının yapılması kesinlikle mümkün olamayacağına göre; herhalde ya inşaat çalışmaları esnasında yapılacak ya da (istim geriden gelsin misali), gerçekleştirilmiş olan altyapı tesislerine ve kalıcı konutlara uydurulacaktır!
Bu konularda bu kadar acele edilmesinin, iki ay sonra yapılacak olan genel seçimlerin ve devlet-millet kaynaşması ile halen de devam etmekte olan arama, kurtarma, sağlık, geçici barınma, beslenme konularındaki gecikmelerden ve aksamalardan, hazırlıksız yakalanmalardan kaynaklanan hoşnutsuzlukların, itibar kayıplarının telafisi olduğuna kuşku yoktur.
Bilindiği üzere, deprem bölgesinde ortaya çıkan büyük altyapı ve üstyapı yıkımlarının yenilenmesi için, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlardan ve batılı ülkelerden önemli miktarlarda yardımların gelmesi beklenmektedir.
Bu yardımların, ortaya konacak, doğru, uygulanabilir, güvenilir planlara, verilere dayalı projeler bazında olacağı bilinmektedir.
Alelacele hazırlanmış planların ve bu planlara dayanan projelerin bu imkânlardan yararlanmasının çok zor olacağını da ifade etmektedirler.
Diğer yandan, depremzedelerin, içinde yakınlarının bir parçasının, hatıralarının, değerli eşyalarının olduğu molozların başlarında bekleyişleri sürerken; fazla titizlik gösterilmeden, yer seçimleri de iyi yapılmadan yapılan enkaz kaldırma çalışmaları da çok haklı eleştirilere neden olmaktadır.
Birçok yerde, yapılacak yeni binalar, kaldırılan enkazların yerinde yapılmayacağına göre, bu çalışmalarda neden bu kadar acele edildiğini de anlamak mümkün değildir.
Bu arada, İkinci Dünya Savaşı’nda kentlerde ve köylerde 4 milyon binanın yıkıntısından ortaya çıkan 500 milyon metreküp molozun, (Trümmerfrau adı verilen) gönüllü ve düzenli kadın işçiler tarafından, hiç ağır iş makinesi kullanılmadan (balyoz, kazma, kova, el arabası ile) ayrıştırılarak, kaldırılması, değerlendirilmesi dillere destandır.
Bu destanı, bu konularla uğraşanların okumaları da çok uygun olacaktır.
Yaraların sarılması, yıkılan yerlerin tekrar imarı, depremlerde yıkılmayacak binaların, yaşanabilir kentlerin oluşturulması; mevcutlarının iyileştirilmesi, halen de milletçe yaşamakta olduğumuz derin üzüntülerin tesellisi olacaktır.
Kayıplarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarımıza ve milletimize baş sağlığı, dayanışmanın devam etmesini dilerim.