Emekli...
Sohbet ediyoruz.
Olduğu gibi yazıyorum.
"Yılbaşında emekliye zam yapacak.
Yapmasın.
Ama diğer zamları da durdursun.
Ben ne alacağımı bileyim.
Yarım ekmekle yetineceksen bileyim.
Bir zam yapılıyor.
Ertesi gün geri alınıyor.
Ev kira.
Çalışamıyoruz.
Başka gelir yok.
Biz ne yapalım?"
Böyle diyor.
Biz de diyoruz ki...
Zam yapılsın.
Ama şu artış bir yerde dursun.
Bu nedir Allah aşkına.
Teşbihte hata olmaz.
Eskiler derdi ki...
"Köpeksiz köy buldun.
Değneksiz geziyor!"
Durmada artış yapanlar öyle.
Bir zam...
Ses çıkmıyor.
Bir daha...
Yine tık yok.
Ardından bir daha...
Cılız bir muhalefet.
Hatta...
Birkaç muhalif basın.
Onların da adı belli.
Kaale alan yok.
Anladık...
Şartsız şurtsuz...
Arkasına bakmadan...
Önünü görmeden...
Bir destek.
Çok tuhaf ülkeyiz.
Kardeşim...
[*][*][*]
Milyon dolar alan futbolcular için...
Ülkeye milyar dolar zarar veren kulüpler için komşumuzla kavga ediyoruz.
Kardeşimize küsüyoruz.
Onlar havasını atıyor.
Parasını alıyor.
Bedelini ülke ödüyor.
Hep birlikte ödüyoruz.
[*][*][*]
Böyle takım tutuyoruz.
Takım tutar gibi parti tutuyoruz.
Eskiden de böyleydi.
O partiler nerede?
Hepsi tarih oldu.
Hatta onları yeniden ayağa kaldıracağını söyleyen genel başkanlar vardı.
Neredeler?
Devşirildiler.
Ateşli gazeteciler vardı.
Onlar da devşirildi.
Yüksek maaşlara danışman oldular.
[*][*][*]
Yerelde de böyle...
Bütün hesaplar bireysel.
Herkesin bir hesabı var.
Kimi yönetime girecek.
Kimi yerel meclislere.
Kimi vekillere yakın olacak pozisyonlara.
Sonra...
Herkesin ekonomik bir beklentisi var.
İş, güç, gelir.
Şahsının yoksa.
Çoluk çocuğunun var.
Onlar için katlanıyor.
[*][*][*]
Gelelim vatandaşa...
Azıcık eğilip bükülmese...
Rüzgara göre sallanmasa.
Dik dursa...
Bu işler böyle olmaz.
Burası Türkiye...
Hak, hukuk, adalet öyle kendiliğinden tecelli etmez.
Mücadele edeceksin, bedel ödeyeceksin.
O zaman belki...