Milli Eğitim Bakanlığı´nın ücretsiz dağıttığı ders kitaplarının yetmemesi üzerine dershanelerin hazırladığı çalışma kitaplarından alınması gerektiğini hatırlatan notunuzu aldım.
Ücreti özellikle büyük harfle yazmanıza sevindim. Yoksa göremeyebilirdim üç satırlık notun içinde.
Ayrıca dershanelerin okullarda dağıttığı, sizin de arkasına not aldırdığınız broşürleri de gördüm. Ve ilginize çok sevindim.
[*] [*] [*]
Askere gitmeden önce trafik kazası geçirdim. Acilen ameliyata aldılar.
Ayağımda ezik ve çürükler vardı.
Doktor ilgilendi. Sağolsun.
Ameliyattan sonra da ilgilendi.
Hal hatır da etti.
Ve laf arasında hiç sıkılmadan sordu:
- Bizim işi ne zaman halledeceksin?
- Ne işi?
- Seni ameliyat ettim ya.
- Eeee.
- Muayenehaneme gelmene gerek yok. Bir muayene parasını burada versen yeter.
- Tamam hocam sen sıkma canını. O iş kolay.
Derken duyanlar gelmeye başladı.
Siyasiler.
Bürokratlar.
Gazeteciler.
Akrabalarım.
Arkadaşlarım.
Dostlarım.
Hatta Başhekim bile.
Odam çiçek bahçesi gibi.
Doktor ertesi sabah kontrole gelince şaşkın şaşkın baktı.
- Nasılsın?
- İyiyim.
- Ağrın sancın var mı?
- Yok.
- Sen ne iş yapıyorsun?
- Gazeteciyim.
Rengi attı.
- Hocam siz nasılsınız?
- Sağol.
- Sizin işi halledeceğiz sıkıntı olmaz.
- Geçmiş olsun.
dedi ve gitti.
Gelmedi.
Para da istemedi.
Çok kızdım.
Yahu ben ismimin önüne sıfat koymadan bana normal davransana kardeşim.
[*] [*] [*]
Bizim hoca da böyle.
Aidatı, kitap parası, dersane parası, bitmek tükenmek bilmiyor.
Her defasında ekmek parasına muhtaç, mahallelinin yardımıyla geçinen ikizler geliyor aklıma, kızıyorum.
[*] [*] [*]
Hocam; eski doktorları geçtiniz.
İşime gelmedi.
Elektrikler vardı, sular akıyordu.
Sağlığım da yerindeydi.
Hatta elimin altında 12 adet bilgisayar ve 2 adet yazıcı vardı.
Sizin çıktısını istediğiniz fotoğrafları almadım.
Ücreti özellikle büyük harfle yazmanıza sevindim. Yoksa göremeyebilirdim üç satırlık notun içinde.
Ayrıca dershanelerin okullarda dağıttığı, sizin de arkasına not aldırdığınız broşürleri de gördüm. Ve ilginize çok sevindim.
[*] [*] [*]
Askere gitmeden önce trafik kazası geçirdim. Acilen ameliyata aldılar.
Ayağımda ezik ve çürükler vardı.
Doktor ilgilendi. Sağolsun.
Ameliyattan sonra da ilgilendi.
Hal hatır da etti.
Ve laf arasında hiç sıkılmadan sordu:
- Bizim işi ne zaman halledeceksin?
- Ne işi?
- Seni ameliyat ettim ya.
- Eeee.
- Muayenehaneme gelmene gerek yok. Bir muayene parasını burada versen yeter.
- Tamam hocam sen sıkma canını. O iş kolay.
Derken duyanlar gelmeye başladı.
Siyasiler.
Bürokratlar.
Gazeteciler.
Akrabalarım.
Arkadaşlarım.
Dostlarım.
Hatta Başhekim bile.
Odam çiçek bahçesi gibi.
Doktor ertesi sabah kontrole gelince şaşkın şaşkın baktı.
- Nasılsın?
- İyiyim.
- Ağrın sancın var mı?
- Yok.
- Sen ne iş yapıyorsun?
- Gazeteciyim.
Rengi attı.
- Hocam siz nasılsınız?
- Sağol.
- Sizin işi halledeceğiz sıkıntı olmaz.
- Geçmiş olsun.
dedi ve gitti.
Gelmedi.
Para da istemedi.
Çok kızdım.
Yahu ben ismimin önüne sıfat koymadan bana normal davransana kardeşim.
[*] [*] [*]
Bizim hoca da böyle.
Aidatı, kitap parası, dersane parası, bitmek tükenmek bilmiyor.
Her defasında ekmek parasına muhtaç, mahallelinin yardımıyla geçinen ikizler geliyor aklıma, kızıyorum.
[*] [*] [*]
Hocam; eski doktorları geçtiniz.
İşime gelmedi.
Elektrikler vardı, sular akıyordu.
Sağlığım da yerindeydi.
Hatta elimin altında 12 adet bilgisayar ve 2 adet yazıcı vardı.
Sizin çıktısını istediğiniz fotoğrafları almadım.
Kusura bakmayın.
Bana başka ödev de vermeyin.
Yapmam.
Demedi demeyin.
Bana başka ödev de vermeyin.
Yapmam.
Demedi demeyin.