İl Genel Meclisi&[#]8217;nin kasım dönemi toplantılarında ele aldığı önemli konulardan biri kaçak yapılar hakkında önceki yıllarda verilen yıkım kararlarının uygulanması için ödenek tahsis edilmesi konusuydu.


Konuyla ilgili Plan ve Bütçe Komisyonu raporu görüşüldü.


Gündem maddesi görüşülürken söz alan Ak Partili İl Genel Meclisi Üyesi Recep Kantarcıoğlu, devletin de kaçak binaları olduğunu, eğer bir yıkım yapılacaksa buna önce örnek olması açısından kamu kurum ve kuruluşlarına ait kaçak binalarla başlanması gerektiğini söylüyordu.


Kantarcıoğlu hukuk devletinde yaşadığımızı vurguluyor, kanunlar önünde herkesin eşit olduğunu savunuyor, ayrım yapılmamasını istiyordu.


Aynı yaklaşım elektrik borçları için de geçerli.


Vatandaşın borcundan dolayı elektriği kesilirken kamu kurum ve kuruluşlarının bu konuda dokunulmazlığı vardı.


Bu uygulama son yıllarda değişti.


Kurum özel sektöre geçince artık kamuya da dokunulmaya başladı.


Bartın&[#]8217;da bunun örneklerini gördük.


Borçlarından elektrikleri kesildiği zaman elektrik idaresi müdürünün mülki amirden fırça yediğini de gördük.


Elektriği bir kenara bırakıp yeniden kaçak yapıya ve İl Genel Meclisine dönecek olursak bu konuda Meclis Başkanı Ali Kartal&[#]8217;ın da farklı düşünmediği görülüyor.


Bartın&[#]8217;ın 1. derece deprem bölgesi olduğuna dikkat çeken İl Genel Meclisi Başkanı Ali Kartal da yapılaşmaya özen gösterilmesi gerektiğini söylüyor.


Kartal &[#]8220;1986 yılından sonra yapılan bütün kaçak binalara bu kanun uygulanacak. Sadece köylerimizde değil, şehir merkezimizde de birçok kaçak bina var. Biz yıkmaya değil yapmaya geldik ama tabi kanunlara da uymak zorundayız&[#]8221; diyor.


Meclisin Ak Partili Başkanı Ali Kartal kanunların uygulanması gerektiğini söylerken, kaçak yapıların yıkımlarındaki zorluklara da dikkat çekiyordu.


Kenan Dursun sözleri de aynı istikametteydi.


İl Genel Meclisi bu konuyu, yıkım kararlarının uygulanması için ödenek temin edilmesi isteyen müfettiş raporu doğrultusunda ve Vali İsa Küçük&[#]8217;ün talebi üzerine gündemine aldı.


Sonuçta Komisyonda yapılan değerlendirmenin ardından hazırlanan raporun da öngördüğü şekilde konunun ödenek yetersizliğinden dolayı 2010 yılında yeniden ele alınmasına karar verildi.


Geçtiğimiz gün Ak Partili Meclis Üyesi Recep Kantarcıoğlu ile konuyu yüz yüze konuşma imkanım oldu.


Benim bu konuda eskiden beri (ta 1990&[#]8217;lı yıllardan bu yana) yaptığım yayınlar var.


Arşivimde böyle haberler çok.


İl Genel Meclisi benim yazdıklarımdan farklı bir şey söylemiyor.


Aklın yolu bir diye boşuna dememişler.


Kantarcıoğlu&[#]8217;na &[#]8220;Bu konular yüzünden bazı kişiler bana öküz gibi bakıyor. Doğru söylediğiniz zaman dokuz köyden kovuluyorsunuz. Aynı şey şimdi sizin başınıza gelecek&[#]8221; dedim.


&[#]8220;Doğruları konuşmaktan çekinmemeliyiz&[#]8221; dedi ve sorunun çözümü için bir de öneride bulundu.


Önerisini kamuoyuna ve yetkililere duyurmamızı rica eden Kantarcıoğlu diyor ki:


&[#]8220;Kaçak binalar sadece Bartın&[#]8217;ın değil, başta İstanbul olmak üzere tüm Türkiye&[#]8217;nin meselesi.


Bartın&[#]8217;daki kaçak binaları yıkmaya kalksanız kent merkezinin yarısı gider, ortalık savaş alanına döner, Irak&[#]8217;tan beter oluruz.


Bu kararları uygulamaya kalksanız sahiller dümdüz olur.


Keza ilçeler, beldeler ve köyler de öyle. Hepsi tarumar olur.


Yıkım kararları uygulanırsa ortaya böyle bir tablo çıkıyor.


Bunu yapamayacağımıza göre yeniden bir düzenleme yapılması, bir seferliğine mahsus olmak üzere yasa çıkarılması ve bundan sonrası için beyaz bir sayfa açılmakla işin içinden çıkabiliriz diye düşünüyorum.


Yoksa bu konu her dönem karşımıza çıkar ve baş ağrıtmaya devam eder&[#]8221;


Kantarcıoğlu böyle diyor, yani yasal düzenleme yapılmasını istiyor.


O&[#]8217;na göre bu soruna köklü çözüm bulunabilecek tek bir yer var, o da; Türkiye Büyük Millet Meclisi.


Elçiye zeval olmazmış. Duyurulur.



Ben bu filmi daha önce görmüştüm



Gidenler nefes filmini nefes nefese izlediklerini söylüyor.


Film, Kuzey Irak sınırında görevli 40 askerin hikayesini, bir başka deyişle Mehmetçiğin destansı öyküsünü anlatıyor.


Gazetelerde yazılanlara göre; Filmin başrol karakteri yüzbaşı, bir askerin nöbet sırasında öldürülmesi üzerine, geri kalan askerlerine, izleyiciyi ağlatan bir konuşma yapıyor.
Filmin senaryosu Hakan Evrensel´in ´Güneydoğudan Öyküler´ adlı kitabından uyarlanmış.


Kitabında Güneydoğu´da yaşanan terörü anlatan Hakan Evrensel, uzun yıllar subay olarak görev aldığı ordudan kendi isteğiyle ayrıldıktan sonra tanıklıklarını kitaplaştırmış.


1984 yılından bu yana Pkk terörü ile boğuşan Güneydoğu&[#]8217;da bir sınır karakolunda geçen bu filmi izleme imkanım olmadı.


Merak da etmedim çünkü ben bu filmi zaten daha önce görmüştüm.


Vatani görevini 1992&[#]8217;de terörün en azgın döneminde Hakkari Çukurca&[#]8217;da yapmış biri olarak birçok kişinin beyaz perdede gördüğünü ben canlı olarak gördüğüm, yaşadığım için Pkk meselesini, Güneydoğu&[#]8217;yu, o coğrafyayı, oraların insanlarını, yaşam koşullarını iyi bilirim.


Bahsettiğimiz bölge bir takım sebeplerden dolayı yıllarca ihmal edilmiş, koşulları her bakımdan çok zor olan bir bölge.


Buradan lafı son günlerin modası &[#]8220;Kürt açılımı&[#]8221;na getirmek istiyorum.


Gerçi bu konuda yaygın basındaki büyüklerimiz yeteri kadar görüş beyan ediyorlar ama bizimde çorbada tuzumuz bulunsun düşüncesiyle bir iki laf da biz edelim.


Hükümet her işi doğru yapıyor diye bir şey yok.


Böyle bir şey olsaydı memleket güllük gülistanlık olurdu.


Kürt açılımı da yapılan yanlış işlerden biri bana göre.


Bu tür açılımların başarılı olabilmesi için öncelikle ekonominin düzgün olması gerektiğini düşünüyorum.


Yapılan araştırmalara göre; Nüfusunun 4&[#]8217;te 2&[#]8217;si açlık ve yoksulluk sınırında, 4&[#]8217;te biri aç ve yoksul olan bir ülkede yaşıyoruz.


İşçi, emekli, memur, esnaf, çiftçi, dul, yetim, gazi ve özürlülerden basına ve medyaya yansıyan haberler de bu tabloyu doğruluyor.


Ekonominiz düzgünse sorununuz olmuyor, ya da yok denecek kadar az oluyor.


Bakın boşanmaların ve intiharların altında yatan en büyük neden ekonomidir, işsizliktir, aşsızlıktır.


Sporda başarı da ekonomiye bağlıdır.


Terörün altında yatan en önemli sebep de budur.


Bunun siyasi nedenlere bağlanmasını doğru bulmuyorum.


Bunlar bazı kişilerin ve terör örgütünün topluma pompaladığı düşünceler.


Vatani görevimi sıhhiye askeri olarak yaptığım için Çukurca yöresindeki birçok köyde halkla iç içe oldum.


Hakkari gibi Türkiye&[#]8217;nin en uç noktasında bulunan geri kalmış bir yörede insanların Kürtçe resmi dil olsun, bağımsız bir devletimiz olsun gibi bir dertleri yok.


Asıl mesele ekonomidir.


Buralara yol ve elektrik gibi hizmetler Özal döneminde gitmiş.


Bu dönemde de ekonomik yatırımlar yapılırsa terörün beli kırılır.


İspanya ve İngiltere Eta ve İra meselesini bu tür açılımlarla çözdü deniyor.


Bu ülkeler ekonomileri, sağlık, eğitim ve sosyal sistemleri düzgün olduğu için siyasi bir açılımı rahatlıkla yapabilecek durumdalar.


Biz de böyle yapmalıydık.


Önce ekonomik açılım, sonra siyasi açılım olmalıydı.


Hükümet teşvik düzenlemeleriyle ben bu açılımı zaten yapıyorum diyebilir.


Sorun halen daha çözülmediyse teşvikler yeterli değil demek ki.


Demek ki daha büyük ve bölgeye özel yeni ekonomik açılımlar gerekiyor.


Bir de ekonomik açılımı tamamlamadan siyasi açılım yapmamak lazım.


İşi ve aşı olmayan adamın beynini yıkamak, onu dağa çıkarmak kolay olur.

Dağdakileri indirmeye çalışacağımıza, çıkartmamaya çalışsak daha iyi ederiz.