Delikanlı kıza aşık olmuş...

Konuşup, anlaşmışlar.

Evlenecekler…

Delikanlı, durumu ailesine anlatmış.

Anne-baba sevinmiş.

Oğulları evlenmek istiyor.

Eve gelin gelecek.

Sonra torun gelecek.

Yuva genişleyecek.

Nesil devam edecek.

Aile memnun.

Adettendir…

Önce aile gidip tanışacak.

Birlikte çay içecekler.

Duyarlı aile ise, kız tarafı da iade-i ziyarette bulunacak.

İkinci ya da üçüncü gidişte…

Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin kavli ile…

Bir laf atılacak ortaya…

Devamı gelecek.

Zamana, mekana göre ikincide söz kesilecek.

Üçüncüde nişan takılacak.

Ardından düğün konuşulacak vesaire…

Bu kez öyle olmuyor…

Delikanlının babası, kızın babasına aracı gönderiyor.

- Müsait olduğu bir akşam çayını içmeye gelmek istiyoruz.

Cevap yok.

Aracıların özellikleri, kız babasına yakın olmak.

Nazı geçen, sözü geçen, eş-dost akrabalardan olmak şart.

Öyle herkese söz emanet edilmez.

Birinciden sonuç alamayınca, başka aracı aranıp bulunuyor.

Rica ediliyor.

Kabul ederse, o randevu için aracı oluyor…

Yine cevap yok.

Delikanlı sabırsız.

Gelen sonuçlar olumsuz.

Dertleniyor…

Kederleniyor…

Arkadaşına halleniyor:

- Ya haber gönderdiler. Adam bizimkileri çay içmeye bile kabul etmedi. Bu işin sonu zor görünüyor.

- Kız seni seviyor mu?

- Evet…

- Sen seviyor musun?

- Çok…

- O zaman onlar düşünsün.

Başka bir zaman üçüncü aracı bulunuyor.

Aileye daha yakın.

Rica-minnet gönderiliyor.

Sonuç…

Cevap yok.

Delikanlı yine dertli…

Her aracıda umutlanıyor.

Her cevapta dertleniyor.

Buluyor arkadaşını…

Yine benzer konuşmalar…

Dört-beş aracı…

Sonuç yok.

Delikanlı, her defasında arkadaşında…

- Bir aracı daha bulduk. O gidecek. Bu son. Babam, “Gönderecek başka kimse kalmadı” diyor. Biz ne yapacağız?

- Bu kez onu kırmazlar belki. Kabul ederler.

- Ya etmezlerse…

- Onlar düşünsün.

- Onlar değil, ben yanıp tutuşuyorum. Düşünen benim.

- Olsun. Sonra da onlar düşünür.

- Sen anlamıyorsun galiba. Kızı vermiyorlar.

- Onlar düşünsün.

- Ben anlamadım. Neyi düşünecekler?

- Kızlarına neden düğün yapamadıklarını…

- Adam zaten vermiyor ki…

- Tamam işte. Kaçırırsın olur biter.

- Vallaha mı?

- Evet. Kız isterse… İki gönül bir olursa, samanlık seyran olur.

- Hay sen çok yaşa…

[*] [*] [*] [*]

Sonuç ne oldu?

Bizi buraya kadar olan kısmı ilgilendiriyor.

Çıkaracağım ders var.

Şimdilerde meydan boş…

Herkes kendine göre bir köşe başını tutmuş, istediği gibi at koşturuyor.

Kimse aynaya bakmıyor.

Güç onda ise, onun dediği olacak.

Normal…

Düşünemedikleri konu şu;

Bir gün gücü elinden kaçırırsın.

Yalnız kalırsın.

İşte o zaman çay içmeye dahi kabul etmediğin insanlara muhtaç olursun.

Kafanı eğersin önüne…

Arsızlık perdesini takarsın yüzüne…

Birkaç hediyecik alırsın eline…

Utanacak halin kaldıysa…

Yırtılmadıysa ar perden…

Biraz sıkılır, utanırsın.

Çalarsın kapısını…

Yaptıkların bir film şeridi gibi geçer gözünün önünden.

Derdini anlatamazsın.

İçten içe “keşke” dersin…

Unutma, “keşke” demek, ateş yutmak gibidir.