AK Parti karşıtlığıyla tanınan ancak son dönemde AK Parti İl Başkanı Muammer Avcı'ya yakınlığıyla bilinen Halkın Sesi Gazetesi'nde, Mustafa Özdemir imzasıyla, Zonguldak Belediye Başkanı Dr. Ömer Selim Alan hakkında "Abbas Yolcu" başlıklı bir haber yayınlandı.
Bu haberin ardından AK Parti İl Başkanlığı, yazılı bir açıklama yaptı.
Zonguldak Belediye Başkanı Dr. Ömer Selim Alan'a destek verilen açıklamada, "Biz, sizin niyetinizin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Moralimizi, motivasyonumuzu bozamayacaksınız" denildi. CHP'ye yakınlığıyla bilinen Halkın Sesi'nin, bir süredir AK Parti'ye yakınlığı şaşırtıcıydı!
Halkın Sesi, bir ara AK Parti'ye ve Muammer Avcı'ya öyle bir yakınlaştı ki, haber dilini bile değiştirdi!
Muammer Avcı için "AKP İl Başkanı" değil, "AK Parti İl Başkanı" yazılıyordu!
Bu köşede yaptığımız uyarının ardından dillerini düzelttiler!
Artık CHP'li gibi "AKP" yazıyorlar!
Halkın Sesi'ndeki haberde, AK Parti Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Lokman Ertürk'ün, Zonguldak Belediye Başkanı Dr. Ömer Selim Alan hakkındaki iddialara şaşırdığı filan yazıldı!
Lokman Ertürk, AK Parti İl Başkanı Muammer Avcı ve Zonguldak Belediye Başkanı Dr. Ömer Selim Alan ile görüşmüş!
Bizim istihbaratımıza göre, Lokman Ertürk, görüştüğü kişilere, AK Parti İl Başkanı Muammer Avcı hakkında da sorular sormuş!
Bu haberle ilgili AK Parti Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Lokman Ertürk'ün bir açıklama yapması gerekiyor!

Öküz arabası gibi gacırayanlar!
Çocukluğumuzda, her yaz Devrek'in Bakırcılar Köyü'ne giderdik. Bağ-bahçede ırgat gibi çalışırdık.
Köyün bir tarafındaki tarlalara mısır ekiyorsak, diğer tarafındaki tarlalarda buğday olurdu.
Buğday ile mısır, her yıl yer değiştirirdi. Buğday biçilir, bağlanır, öküz arabası ile evin önündeki-yanındaki harmana getirilirdi.
Buğday bağlarını öküz arabasına yüklemek, urgan ile sarmak ustalık isterdi.
Öküz arabasını tarladan harmana getirmek de ustalık isterdi.
Hem öküzleri çekenin hem de arabanın arkasından gelenin dikkatli olması gerekirdi.
Öküz arabası devrildiğinde, bir sürü iş çıkardı.
O nedenle eğimli yerlerde arabanın üstüne çıkar, denge sağlamaya çalışırdık.
Tekerlekler yağsız ise, acayip ses çıkardı.
Tarladan harmana gelinceye kadar bir ızdırap olurdu, bu ses bize...
Bu nedenle "yağlamak gerekirdi.
Varsa, gres yağı sürülürdü...
Yoksa, kullanılmış yağa "yanuk yağ" denir, ondan sürülürdü.
Boş konuşan, gereksiz yere gürültü çıkartanlara da "Öküz arabası gibi gacıraya" denilmesi, bu yüzdendi!
Zonguldak'ta da böyle öküz arabası gibi "gacırayan" kişiler var!
Bu "gacırtı"yı kesmek için bazılarını "yağlamamız" gerekiyor!
Şimdi iki-üç kişi çıkıp, "Bize 'öküz' dedi" diye şikayetçi olmaz, umarım!

Harman-Düven-Kürek...
Köyden sözü açmışken, devam edelim...
Eskiden harman döverdik. Henüz harman makineleri yaygınlaşmamıştı.
Düven ile döverdik harmanı... Harman dövme, biçildikten sonra tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek, tanelerin başaklarından ayırma işlemiydi.
Düven ya da düğen ise, harmanda ekinlerin tanelerini sapından ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzeyinde keskin çakmak taşları çakılı olan kızak biçiminde araçtı.
Düveni iki öküz çekerdi. Biz, düvenin üstüne binerdik.
Ağustos sıcağında harman döverdik.
Elimizde bir kürek olurdu. Hayvan sıkışınca, dışkısını yapardı.
Biz, "buğdaya gübre değmesin" diye öküzün arkasına hemen kürek tutardık.
Küreğe aldığımız gübreyi, harmanın kenarına atardık.
Yani bu konuda 40 yılı aşkın tecrübemiz var!
Akşamüstü rüzgar eserdi...
İşte "tınaz vakti" tam o andır.
Harmanda toplanmış samanla karışık ekini yaba ile savurarak, tahılı samandan ayırmaya "tınaz" denirdi.
Yabayı düzgün tutmanız ve rüzgarı ona göre ayarlamanız gerekir.
Eğer beceremezseniz, saman sizin üstünüze gelirdi.
Buğday yıkama işi daha güzeldi.
Ya köy dışındaki çeşmelerin oluklarına gidilirdi...
Ya da köye ey yakın dereye, ırmağa...
İşte o iş, biraz daha zevkliydi.
Sonra buğdaylar kurutulurdu.
Kazanlarda kaynatılan buğday, dibek taşında dövülür, bulgur olurdu.
Arpadan keşkek yapardık.
Mısır zamanı mısırları soyardık.
"Kurusun" diye eski evlerin tavanlarına asardık.
Tüm bu işleri, "imece usulü" yapardık.
Herkes, herkese yardımcı olurdu.
Kimsenin ürünü tarlada-harmanda kalmazdı.