Ali Saydam Hoca’nın “3H Kuralı”nı da öğrenmiş olduk, bu etkinlik sayesinde.

Başarıya giden yolda atılacak ilk adımı, kendi ifadesi olan “Hazır, Hızır, Huzur”un ilk harflerinin oluşturduğu “3H Kuralı” ile tanımlayan Ali Saydam, “Bir işte başarılı olmak için önce ciddi bir hazırlık yapacaksınız. Zorlandığınız anda Hızır yetişecektir. Böylece huzuru yakalarsınız” dedi.

“Kul sıkışmazsa, Hızır yetişmez” sözünü hepimiz biliyoruz.
Ama burada oturup sıkışmayı beklemek yerine, sıkışmamak için mücadele etmek de gerekiyor. Ali Saydam Hoca’nın “Hazır” dediği olay da bu olsa gerek.

Yan gelip yatarsan, Hızır da gelmez, huzur da!

Farklı bir pencereden de bakabiliriz. İnsan gerçekten dara düşmedikçe, bütün gücüyle çalışıp sıkıntısına çare bulmaya kalkmaz. Gönül ister ki, sıkıntı az bir gayretle ya da kendiliğinden geçsin, insan var gücüyle zorluğunu aşmaya kalkışınca, kendi kendisinin kurtarıcısı, yani Hızır´ı olur. Bir de, insan gerçekten bunalınca, umulmadık yerden yardım görmesi de mümkündür.

Bu kadar derinlere dalmışken, Hızır Aleyhisselam kimmiş, ona da bakalım.

Hızır Aleyhisselam, Hz. Musa döneminde yaşayan, kendisine ilahi bilgi ve hikmet öğretilen kişiymiş. Arapça kaynaklarda Hadır (Hadr, Hıdr) şeklinde yer alan ve Arapça menşeli olduğu kabul edilen kelime Türkçe’de Hızır ve Hıdır biçiminde kullanılıyor.

“Hızır” lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup-kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahih-i Buhari´de bildirilen bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz, “Hızır (Aleyhisselam), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı" buyurdu. Musa Aleyhisselamla görüşüp yolculuk yaptı. Fakat vefatından sonra ruhu insan şeklinde gözüküp, gariplere yardım etmektedir.

Son dönemde kendinde keramet gören, birçok insanın bastığı yerde ot bitmediğini görünce, gerçekten Hızır Aleyhisselamı özlüyoruz.


Çok istesek gelü bence…

Gazeteci, yazar, iletişimci, öğretim görevlisi Ali Saydam, Bülent Ecevit Üniversitesi Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde “İletişim ve Marka” konulu etkinliğini, Türk Hava Yolları’nın reklam filmiyle bitirdi.


Oradaki duygusallığın insanları nasıl etkilediğini anlattı, Ali Saydam Hoca…


Ali Saydam Hoca’yı dinlerken ve THY’nin o reklam filmini izlerken duygulandım.


O an aklımdan, Çaycuma ilçesine bağlı Saltukova beldesindeki Zonguldak Havaalanı geçti.


Biz de böyle bir reklam filmi çekip, Türk Hava Yolları’nın dikkatini buraya çekebilseydik…


Hani o çocuk, “Çok istesek geler bence” diyor ya!


“Biz çok istemediğimiz için mi gelmiyor Türk Hava Yolları?” sorusu kurcalıyor beynimi…

THY´nin o çok başarılı reklam filminde, Iğdır’ın bir köyünde 4 çocuğun THY uçağını görmesiyle başlayan hikaye anlatılıyor. O sevimli çocuklardan birisi, iki parmağının arasına aldığını hayal ettiği uçakla ilgili olarak arkadaşına, “İstanbul’a mı gidir sence?” diye soruyor, yöresinin şivesiyle… Ve sıcaklık orada başlıyor…

Dört çocuk arasında geçen kısa konuşmalar, şöyle devam ediyor:


- İstanbul’a mı gidir sence?”


- Başka nere gidecek?


- Buraya gelecek hali yoktu ya?


- Çok istersek geler bence…


Şimdi bu repliği bizim yöremize uyarlasak:


- İstanbul’a mı gidiya?


- Başka nerey gidecek?


- Buray gelecek hali yok ya!


- Çok istesek gelü bence…


Reklamın sonunda THY, "Türkiye´de uçmadığımız tek bir yer kalsa, dünyada en çok noktaya uçmuşuz, ne fayda!.." diyor ya!


Zonguldak’a uçmadıktan sonra, dünyada en çok noktaya uçsan ne fayda?