Hep birlikte Suriye’de yaşananlara kenetlendik.


Suriye’de yaşananları, şu veya bu gerekçeyle ileri sürerek, Türkiye’nin pek çok kentinde olay çıkaranlara kenetlendik.


Bir tarafta sükûnet çağrıları…


Bir tarafta provokasyon amaçlı çağrılar…


Ülkeyi tuzaklara çekmek isteyen gruplar…


Ve bu iklim içinde sabrını korumaya çalışan büyük kitleler…


Tek derdi ülke bütünlüğü olan kitleler…


Şüphesiz ki, Türkiye, üzerinde oyunlar oynanmak istenen bir ülke.


Bu yeni değil.


Bunlar son da olmayacak.


Tüm bu yaşananlar içinde Türkiye’nin toprak bütünlüğü ile bir derdi olan Kürtlerin ülkeyi savaş alanına çevirme çabasının bir anlamı var.


Türkiye’de saldırganca yakıp-yıkarken, Kobani’de Türk askerinden yardım isteyen mantık aynı kişilere ait.


Elbette bu iktidarın pek çok hatası veya yanlış politikaları olmuştur.


Ancak göz göre göre yaşananların tüm sorumluluğunu iktidara yüklemeye çalışmak kolaycılıktan başka bir şey değil.


Kürtçülük adına, ideoloji adına, güvenlik adına yapılan bu keyfi saldırılar ve bu saldırılara duyulan sempati açıkça vatana ihanettir…


Şerefsizliktir…


Köpekliktir…


Çakallıktır...



İşler birikti birikti, buralara geldi.


Yarın nereye gideceğini bilmiyoruz.


Çünkü ABD yazıyor.


Türkiye oynuyor.


İsrail yazıyor.


Türkiye oynuyor.


Almanya yazıyor, Kürtler oynuyor,


Fransa yazıyor, PKK oynuyor.


Siyasette popülist politika izleyen tüm siyasetçiler, bu ölümlerden sorumlu.


Bu popülist ve saldırgan politikacıların sözleriyle yakıp-yıkanlar sorumlu.


“İktidarla hesaplaşma” adına şiddete başvuranlar sorumlu.


“Muhalefet yapma” adına samimiyetten uzak dansöz gibi kıvıranlar sorumlu.


“İktidarda kalma” adına burnunun dikine gidenler sorumlu.



İşte CHP’nin düştüğü durum...


İşte HDP’nin düştüğü durum…


CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu dedi ki:


“Gelin askerimizin kara harekatını Kobani’nin kurtarılması ve IŞİD’ten temizlenmesi amacıyla sınırlandıralım.


Tezkereyi hemen çıkaralım böylece halkımızın akrabalarını IŞİD’in öldürmesine izin vermeyelim.


Askerimizi derhal geri çekeceğimizi de taahhüt edelim.


Tezkereden yabancı asker konuşlandırma maddesini çıkaralım.


Hava harekatları için işbirliği sağlayabileceği maddeyi koyalım.


Böylece herkes hedefi ve kapsamı belli olan bir tezkereyi benimsesin.


Biz de CHP olarak her türlü desteği verelim.”



Belki tezkere gerçekten yanlıştı.


Ancak onların derdi, muhalefet etmekti.


Tribünlere oynamaktı.


Her ikisi de tezkereye karşı çıkarak şov yaptılar.


Dün ne oldu?


Çark ettiler.


Çünkü IŞİD, Kobani’de ilerleyişini sürdürdü.


Kimine göre, masum insanlar zulüm çekiyor.


Kimine göre, dinsizin hakkından imansız geliyor.


Tüm bu kaos içinde komşu komşuya düşman edilmek isteniyor.


Çünkü çoğumuz gaza gelecek kadar aptalız!


Aptal kalacağız!


Belki de mecbur bırakılacağız!



İşte HDP Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’ın sözleri…


Dün, “Sokağa çıkın” diyerek bunca olayın yaşanmasına neden olanlardan biri olan Demirtaş’a göre, ülkede yaşananların tek sorumlusu iktidar.


Kimin maşası olduğunu unutmuş.


Kendisi sütten çıkmış ak kaşık!


Şimdi pişkin pişkin;


“Şiddet, şu saatten itibaren durmalıdır.


Bunu önleyebilmenin yolu işte iradeyle, disiplinle hareket etmekten geçer. Arkadaşlarımız kurumlarımızın ortak yaklaşımını dikkate almalıdır.


Şunu da altını çizerek belirtmek istiyorum, dün gece itibariyle bizler Sayın Öcalan ile kısa bir mesaj bağlantısı kurma imkanı bulduk.


Kendisiyle bu katliam tehlikesine karşı diyalog ve müzakereyi hızlandırma yöntemini bütün taraflara telkin ettiğini, önerdiğini belirtmek istiyoruz" diyor.


Diyor ki:


“T.C. askeri gitsin, Kobani’yi kurtarsın.


Kobani düşerse, diyalog süreci biter.”


“Ulan, git senin PKK’lıların kurtarsın” demeyi fazlasıyla hak ediyor Demirtaş.


Ancak Kobani’deki mazlum insanların acılı yüzleri geliyor önümüze…


Çocukların çığlıkları geliyor.


Şiddetten zevk alan, şiddetten beslenen Demirtaş ve onun gibilerin samimiyetsiz, çirkin yüzlerine karşın onarı düşünmek zorundayız.



İşte, bir ülkedeki iktidar ve muhalefet boşluğunun geldiği noktalar…


İşte, kendi siyasi ikbalini, iktidar hırsını, ülkesinin geleceğinden daha çok önemseyenlerin ülkeyi sürüklediği uçurumun kenarı…


İşte, demokratik hak arayışını silahla arayanların düştüğü çaresizlik…


İşte, “muhalefet edeceğim” diye eliyle ağzını bulamayan muhalefetin düştüğü komedi.


Çok şükür ki, bunca yaşananlara rağmen sadece ülkesini sevdiği için sabreden büyük kitleler var.


Ne mutlu ki, her türlü ırk ve mezhep çatışmasına prim vermeden bu ülkede birlikte yaşamayı isteyenler var.


Ne mutlu ki, farklı siyasi düşüncelere karşın söz konusu ülke olunca dayanışmayı bilenler var.



Böylesi bir gündem içinde Zonguldak’ın nesini yazalım?


Hoş, zaten Zonguldak’ın meselelerini yazınca da pek fazla bir şey değişmiyor.


Beyler; sorunun özüne inip çözüm aramaktan çok, yazılanlardan rahatsız olmayı, alınmayı tercih ediyorlar.


Çoğunun zihniyeti bu…


Mantık bu olunca, kime, ne yazalım?


Al birini, vur ötekine!