Sevgili Zonguldaklılar...
Yıllardır bu köşede yazıp, çiziyorum.
Bazen biraz ileri gidiyoruz...
Bazen biraz geride kalıyoruz.
Ancak en haklı olduğumuz konunun, Zonguldak’ın sahipsizliği olduğuna inanıyorum.
Önceki gece Atatürk Devlet Hastanesi’nin acil servisi önünde 68 yaşındaki Pakize Uzunoğlu'na bir dolmuş çarptı.
Yaşlı kadın, minibüsün altında ezildi.
Acil serviste ilk müdahale yapıldı.
Hemen yoğun bakım aranmaya başlandı.
Bizim yeni açılmış kocaman bir hastanemiz var!
Yeterli otoparkı olmadığı için isyan ediyorduk!
Meğer, yeterli sayıda yoğun bakım servisi de yok!
"Yoğun bakım yok" derken...
Soğuk algınlığından acil servise gelen Vali Osman Hacıbektaşoğlu’na yoğun bakım var!
Ama Devrek’ten, kalp krizi geçiren eşini hastanede ziyarete gelen ve dolmuşun altında ezilen, sürüklenen, kafatası kırılan 68 yaşındaki Pakize Uzunoğlu'na yoğun bakım odası yok!
Ereğli’deki Anadolu Hastanesi’ne sevk ediliyor.
Ereğli’deki hastaneler, nasıl hastaneler ki, Zonguldak ve ilçelerinden tüm yoğun bakım sevklerini kabul ediyor?
Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi; 27 branş, 4 laboratuvar, 503 tescilli, 479 fiili yatak kapasitesi, bin 594 kadrolu personeliyle hizmet veriyor.
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi; 92 yoğun bakım ve 450 yataklı servis olmak üzere toplam 609 yatak kapasitesi ve 14 ameliyathaneyle hizmet veriyor.
Özel Echomar Hastanesi; 31 hekimle, 20 branşta, 100 yatak ile toplam 300'e yakın personelle hizmet veriyor.
Ereğli Anadolu Hastanesi'nde; 87 yatak kapasitesi, 31 yoğun bakım yatağı, 12 genel yoğun bakım üçüncü seviye, 8 yenidoğan yoğun bakım ikinci seviye ve 6 koroner yoğun bakım yatağı ikinci seviye, ameliyathane 4 salon, bir doğumhane bulunuyor.
Zonguldak Özel Level Hastanesi; 80 yataklı, 4 ameliyathane, 25 yoğun bakım yatağı, 26 branşta hizmet veriyor.
Peki, benim Zonguldaklı vatandaşım neden sürekli Echomar ve Anadolu Hastanesi’ne sevk ediliyor?
Echomar ve Anadolu Hastanesi’nin tüm yatakları yoğun bakım hizmeti mi veriyor?
Yoksa benim Zonguldak insanım sahipsiz mi?
Sahipli olanlar, merkezi hastanelere; sahipsiz olanlar, Echomar ve Anadolu Hastanesi’ne mi gönderiliyor?
Yoksa yoğun bakımlarda, yoğun bakım gerektirmeyen özel hastalar kalıyor da, benim sahipsiz Zonguldak insanım Ereğli’ye mi sürükleniyor?
Buradan, AK Parti eski İl Başkanı Zeki Tosun’un kardeşi, Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Hasan Tosun’a seslenelim...
Senin yöneticisi olduğun hastanenin acil servisi önünde bir Zonguldaklı, bir Devrekli vatandaşa minibüs çarptı.
Minibüs, kadını metrelerce sürükledi, ezdi.
Kafatasını kırdı.
Neden hastaneye gelmedin?
AK Parti Milletvekili Muammer Avcı’nın karnı ağrısa, koşa koşa gelirdin!
Vali Osman Hacıbektaşoğlu soğuk alsa, uça uça gelirdin!
Senin hastanene, kalp krizi geçirdiği için yoğun bakımda kalan eşini görmeye gelen kadın, minibüsün altında sürükleniyor.
"Yoğun bakımda yer yok" diye Ereğli’ye sevk ediliyor!
Neden yoğun bakım sayısını artırmıyorsun?
Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi’nde bir temizlik görevlisini başhekim koltuğuna oturtsak, Hasan Tosun’dan daha iyi bir yöneticilik sergiler!
Ama yapılır mı?
Tabi ki yapılmaz!
Karadenizli olması lazım!
AK Parti’de dayısı olması lazım!
Eğilip bükülmesini bilmesi lazım!
Onlar eğilip bükülür!
Zonguldak insanı, Ereğli yollarında ölür.
"Ağabeyi, AK Parti İl Başkanı Zeki Tosun" diye Hasan Tosun’u başhekim yaptılar!
"Babası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ticaret yaptı" diye Muammer Avcı’yı milletvekili yaptılar!
"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hapis yattığı ilde başsavcı" diye Hüseyin Özbakır’ı milletvekili yaptılar!
Canımız yanıyor sevgili Zonguldaklılar...
Bu sahipsizliğe isyan ediyoruz.
Bu liyakatsizliğe isyan ediyoruz
Bu vurdumduymazlığa isyan ediyoruz.
Pakize Uzunoğlu öldü.
Bu yazıyla geri dönmeyecek.
Benim derdim, Muammerlerin, Osmanların gördüğü ilgiyi, Pakizelelerin de görmesi...
Trabzonlunun, Rizelinin gördüğü ilgiyi, Zonguldaklının da görmesi...
Bu toprağın insanı olarak; doğduğumuz, doyduğumuz şehirde insanca yaşamak, insanca ölmek istiyoruz.
Geç kaldınız ama alabilirseniz, Pakize Uzunoğlu'ndan helallik alın.
O kadının ahı tutar sizi...
Demedi demeyin.
Kadının içine üç harfli bir şey kaçmış!
Zonguldak Valiliği hizmet binasında bir kadının iş ve işlemleriyle ilgili şikayet geliyor!
Titizlikle araştırıyorum...
Duygusal davranıp bir hata yapmak istemiyorum.
Ama olacak şey değil!
İki konu var!
"Biri olsa, biri olmaz" diyorum!
Ama ikisi de içime sinmiyor!
Kadının içine üç harfli bir şey kaçmış!
Bu çıkmadan düzelmez!
Gerçi, "can çıkmadan huy çıkmaz" ama!
Bu alışveriş işlerinde bir ipucu yakaladım.
İpin ucu elimde...
Gözünün yaşına bakmam.
Yakalarsam, sökerim.
Kurnaz sigortacı...
Devrek’te bir sigortacı, gezici muayene istasyonundan çok sayıda randevu alıp, daha sonra randevu alamayanların kimine 300 TL'den, kimine 500 TL’den sattığını yazmıştık.
Sigortacının kurnazlığına, muayene istasyonunun çakallığına vurgu yapmıştık.
Telefonlar geliyor...
Bu sigortacı, müşterilerinden bazılarının kredi kartını patlatmış!
Sorunu çözeceğine dair sözler veren sigortacı takibimizde...
Eğer bu şekilde can yakmaya devam ederse, biz de kendisinin poliçesini yakacağız!
Kıssadan Hisse: Tekne deliği...
Bir boyacıdan bir tekne boyaması istendi. Boya ve fırçalarını getirdi ve sahibinin istediği gibi tekneyi parlak kırmızıya boyamaya başladı. Boya yaparken, gövdede küçük bir delik fark etti ve sessizce onardı. Boyamayı bitirince, parasını aldı gitti.
Ertesi gün teknenin sahibi, boyacıya geldi ve ona boya ücretinden çok daha yüksek bir çek hediye etti.
Boyacı şaşırdı ve dedi ki:
"Tekneyi boyamam için bana zaten para verdiniz bayım! “
Tekne sahibi, “Ama bu boya işi için değil. Teknedeki deliği onardığın için“ dedi.
Boyacı, "Ah! Ama çok küçük bir hizmetti... Kesinlikle bu kadar önemsiz bir şey için bana bu kadar yüksek bir miktar ödemeye değmez“ dedi.
Tekne sahibi, "Sevgili arkadaşım, sen anlamıyorsun. Sana ne olduğunu söyleyeyim...
Sana 'tekneyi boya' dediğimde, deliği söylemeyi unuttum. Tekne kuruyunca, çocuklarım tekneye binip balık tutmaya gittiler. Onlar bir delik olduğunu bilmiyorlardı. O sırada evde değildim. Döndüğümde, tekneyi aldıklarını fark ettim. Çaresiz kaldım çünkü teknede bir delik olduğunu hatırlıyorum. Balıktan döndüklerini gördüğüm zamanki rahatlama ve neşemi hayal et. Sonra tekneyi inceledim ve deliği onardığını gördüm. Ne yaptığını gördün mü? Çocuklarımın hayatını kurtardın. Senin 'küçük' sevabını ödeyecek kadar param yok“ dedi.
Hisse: Yani kim, ne zaman veya nasıl olursa olsun, yardım etmeye, sürdürmeye, gözyaşlarını silmeye, dikkatle dinlemeye ve bulduğunuz tüm "sızıntıları" dikkatlice onarmaya devam edin. Birinin, bize ne zaman ihtiyacı olduğunu ya da Allah'ın birilerine yardımcı ve önemli olmamız için bize hoş bir sürpriz yaptığını asla bilemezsiniz. Yol boyunca, kaç hayat kurtardığınızı fark etmeden birkaç kişi için sayısız "tekne deliği" onarmış olabilirsiniz. Bir fark yarat. Senin en iyi versiyonun ol... (Alıntı)