CHP’nin, Deva Partisi kontenjanından Zonguldak 3'üncü Sıra Milletvekili Adayı Doğa Şanlıoğlu, İstanbul’a gitmiş!

Babala TV yapımcısı Oğuzhan Uğur’a baston hediye etmiş!

Demiş ki:

“Zonguldak, Devrek'imizin özel bastonunu Oğuzhan Uğur Bey'e teslim ettik. Umarım hiç kullanmak zorunda kalmaz.”

Doğa Şanlıoğlu, “Devrek’imiz” ifadesini kullanmış!

Sen ne zaman "Zonguldaklı" oldun?

Sen ne zaman Devrekli oldun?

Sen cöğüzlü kömeci biliyon mu?

Sen çükündür yidin mi?

Gabalak ne, biliyon mu?

Bostandan pataka çıkardın mı?

Allah bilü, toğuklu börek de yimedin hiç!

Ne zaman Devrekli oldun sen ay uşacuğum?

Kireni bilmeyen, eğşisini bilmeyen birinden Devreklü olu mu?

Bi seçümü hora geçimediniz adama!

Oku bakan bu yazıyı...

Ağnayabilecen mi?

Ağnamadın değil mi?

Ağnamasın ağanın...

Onun için sen "Zonguldaklı" değilsin!

"Devrekli" hiç değilsin!

Öküz arabasına binmemiş, eline diğren almamış, bostana gireken ağla teline takılmamış, mükellefiyet anılarını duymamış, bir yakını göçükte kalmamış, grizu acısını tatmamış kişi "Zonguldaklı" olabilir mi?

Zonguldak’ta yaşayabilirsin...

Ama "Zonguldaklı" olamazsın!

Çünkü "Zonguldaklı" olunmaz...

"Zonguldaklı" doğulur.

Şimdi bazara git, iki kilo mancar al!

O mancarı bişümesini bilen kimsen var mı?

Yok, değil mi?

İşte sen o yüzden "Zonguldaklı" değilsin, Doğa Şanlıoğlu!

Milletvekili seçilemeyeceksin!

Ama seçilsen bile "Zonguldaklı" olamayacaksın!

Bunu bil!

Zonguldak’ta, "Zonguldaklı" numarası yapan çok siyasetçi var!

Sen de onlardan birisin!

Biz biliyoruz, sen de bil!

Sen, önce bi köye git, bir dama gir!

Eline kürek al, damı temizle!

O kokuyu içine çek!

Sonra bir madene in!

Saatin üç buçuk atsın!

Sonra bir madencinin evine git!

Ne yaparsan yap!

Sen, Zonguldak insanını anlayamayacaksın!

Dediğim gibi "Zonguldaklı" olunmaz, "Zonguldaklı" doğulur.

Ya da bazıları gibi Zonguldak’ta doyulur.

Biz, Zonguldak’a doyanları değil, Zonguldak’ta doğanları tercih ediyoruz.

Vermeyince Mabud, neylesin Mahmud!

İslam Halifesi Hazreti Ömer, şöyle buyurmuş:

“Allah'ım bana çok verip azdırma. Az verip başkasına el açtırma. Yeteri kadar ver, bu oyalayan çok maldan hayırlıdır.”

Hazreti Ömer’in 1400 yıl önce söylediği söz, bugüne nasıl da uyuyor değil mi?

Şöyle çevremize bakınca, Allah’ın çok verip azdırdığı insanları görüyoruz!

Allah’ın az verdiği için elini açmak zorunda kalanları da görüyoruz!

Allah’ın çok verdiği için azdırdığı insanların, bir süre sonra el açar duruma geldiğini de görüyoruz!

Bu azmaların sadece ekonomik anlamda olmadığını; görüyor, biliyor, duyuyor, yazıyoruz!

Bir de, dişiyle-tırnağıyla çalışıp kazanan, malını korumak için çabalayan insanları görüyoruz!

“Allah, parayı istediğine, aklı isteyene verir” diye bir söz duymuştum.

Sonra bu sözün, “Allah, malı sevdiği kimseye de, sevmediği kimseye de verir. Fakat imanı yalnız sevdiği kimselere verir. Allah, kime imanı vermişse, mutlaka onu sevmiştir” hadisinden alındığını buldum.

O halde, çok da şey etmeye gerek yok!

Vermeyince Mabud, neylesin Mahmud!