Yıl 2009...

Her şey eski zamanlardaki gibi...

Kocaman bir okul.

İç içe girmiş sınıflar.

Mimarisi kötü.

Sınıfın tabanı kötü.

Isıtma sorunu Allah'a emanet.

Yakacak kalitesiz.

Bacalar karaduman.

Düzen bozuk.

Bahçede kim kime, dum duma.

Koşanlar.

Haykıranlar.

Bağıranlar.

Kavga edenler.

Oyun oynayanlar.

Dedikodu yapanlar.

Ayakta kalmaya çalışanlar.

Vesaire.

Her türden insan.

Derken ders zili çalar.

Bahçeden sınıflara akın.

Dar ve kırık dökük kapılar.

Kilitler bozuk.

Karmakarışık sıralar.

Herkes kucak-kucağa.

Ders: Hayat Bilgisi

Konu: Seçim

Nöbetçi öğrenciler: Radikal seçmenler, Aday yardımcıları

Konuşanlar: Adaylar

Böyle bir manzara.

Sanki Zonguldak'ı küçültüp sınıfa sokmuşlar.

Ama nerde?...

Zonguldak'ın öyle bir şansı yok.

Zonguldak ne kenti?

Enerji kenti.

Emekli kenti.

Öğrenci kenti.

Memur kenti.

İşçi kenti.

Sanayi kenti.

Turizm kenti.

Tarım kenti.

Tarihi bir kent...

Vs..

Örnekleri uzatabiliriz.

Zonguldak'ı hangi sınıfa sokacağız?

Bir de siz düşünün.

Bulamadım.

Bulan varsa, www.pusulagazetesi.com.tr adresinde köşenin altına yorum yazabilir.

Önerileri, eleştirileri ve yorumları dikkate alacağız.

Özetle; Zonguldak'ın bir sınıfı yok. Cumhuriyet'in ilk ili...

Ancak Anadolu'nun ücra köşelerinde, yıkık-dökük, öğretmeni yok, sınıfı yok, öğrencilerin defteri-kitabı yok, ısınacakları sobaları, yakacakları odunu yok...

Böyle bir okulun öğrencileri gibi sahipsiz, Zonguldak'ın insanları.

O zaman sınıflandırmayı şöyle yapıyorum;

Zonguldak sahipsiz kent.

Yok yok...

Zonguldak sahipsiz insanların kenti.

Şimdi kısmen oldu.

Son söz;

"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır."

"Sahipsiz vatanın batması haktır,

Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır."

Nasıl?

Sadece yaptığın işin en iyisini yapmaya çalışman yeterli.

Başım belada...

Siyasal gerginliğin dışında iki toplumun insanlarının arasındaki sosyo-kültürel farklılığın da büyük boyutlara ulaştığı bir dönem de, bir Türk gurbetçisinin evi:

Küçük oğlan, akşam üstü okuldan gelmiş... Kapıdan girer girmez 'Anne!' diye seslenmiş, 'Ben Alman oldum!'

Annesi: 'O nasıl söz? Sakın bir daha tekrarlama...' demiş.

Çocuk 'Anne ben Alman oldum. Bugün sınıfta karar verdik. Ben Almanım artık...' diye tekrarlayınca Annesi 'Sus bakayım' diye tiz perdeden bağırırken, babası da içerden duyup koşmuş.

Bir tokat, bir tokat daha...

Çocuk bir yandan yediği dayaktan korunmaya çalışırken, bir yandan da konuşmasını sürdürüyormuş:

'Şu dünyanın işine bakın! Alman oldum. Yarım saat sonra Türklerle başım derde girdi!...'