Önce kısa bir tarih bilgisi verelim!
“Zonguldak, sahip olduğu zengin kömür rezervleri nedeniyle I. Dünya Savaşı’nın ardından İtilaf Devletleri’nin hedefi haline geldi. Uzun yıllardır bölgede ekonomik yatırımları bulunan Fransa, Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesini gerekçe göstererek 8 Mart 1919’da Zonguldak’a asker çıkardı. İlk dönemde halk işgale karşı açık bir tepki göstermedi.
Ancak İzmir’in işgali ve Sivas Kongresi’nin ardından bölgede Milli Mücadele bilinci güçlendi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kuruldu. Artan direnişten endişe duyan Fransa, bölgedeki askeri varlığını güçlendirerek 1920 yılında Ereğli ve Zonguldak’ın işgalini genişletti. Ereğli halkı Fransızları kısa sürede bölgeden çıkarmayı başarsa da Zonguldak’ta aynı başarı elde edilemedi. Buna rağmen Yüzbaşı Cevat Rıfat komutasındaki Kuvâ-yı Milliye birlikleri, Fransızların Ankara yönüne ilerlemesini ve işgal alanını genişletmesini engelledi.
Bu süreçte Fransızlar, Milli Mücadele’nin tek deniz muharebesi olarak bilinen Alemdar Gemisi Olayı’nda da önemli bir yenilgi yaşadı. Türk direnişinin giderek güçlenmesi ve Fransa’nın Anadolu’daki çıkarlarını savaş yerine diplomasiyle koruma isteği, iki taraf arasında görüşmelerin başlamasına yol açtı. Yapılan anlaşmalar sonucunda Fransa, 20 Haziran 1921’de askerlerini Zonguldak’tan çekmeye başladı ve böylece bölgedeki işgal sona erdi.”
Fransızlar Zonguldak’ta bir süre daha kalsa, bugün bambaşka bir Zonguldak olurdu!
Zonguldak’ın en az bozulan yeri Fransızların kurduğu ve yaşadığı Fener Semti oldu!
Eğer Fransızlar bir süre daha Zonguldak’ta kalsa, Gazipaşa Caddesi, Soğuksu ve Acılık bugünkü kadar çirkin olmazdı!
Mesela Sami Aydın TTK Memurlar Lokali’ni alıp oraları işgal edemez, hazine arazisine kaçak bina dikemezdi!
Fransızlar’ı kovduk, gittiler!
Sami Aydın’ı kovamazsın, diktiği kaçak binayı yıkamazsın!
Söyleyin bakalım!
Fransızlar kalsa daha iyi değil miydi?
Bugün Zonguldak’ın en güzel yerleri işgal altında!
Makamlar, koltuklar işgal altında!
Keşke Fransızlar biraz daha kalsaydı!
Keşke kentin altyapısını Fransızlar kursaydı!
Kenti Fransızlar imara açsaydı!
Fransızların Zonguldak’taki işgalinin sona ermesi, başka işgalcilerin yolunu açtı!
Ormanlar işgal edildi!
Kömür çalındı!
Hava kirlendi!
Su kirlendi!
Deniz kirlendi!
Toplum kirlendi!
Fransız işgali sona ermeliydi!
Ama başkaları Zonguldak’ı işgal etmemeliydi!
Belediyede mesai yolsuzluğu
Zonguldak’ta 9-10 aşçı çalışan, belediyede 3-4 aşçının her ay düzenli olarak maaşları kadar mesai almaları şikayet konusu oldu.
Aynı belediyede çalışan bir personelin durumu Cimer’e bildirmesi üzerine vergi dairesi duruma el koydu.
Vergi denetmenlerinin belediyeye giderek inceleme yaptıkları öğrenildi.
Maaşı kadar mesai alan aşçıların mevcut Belediye Başkanı tarafından işe alınmış olmaları tartışmayı daha da büyüttü.
Bu aşçıların sadece iki kasaptan doğrudan teminle et alıyor olmaları olayı daha karmaşık hale getirdi.
Belediye çalışanları, bu aşçıların haftasonları çalışmadıkları halde belediyeden maaşları kadar mesai almalarının teknik olarak mümkün olmadığını, doğrudan teminle et ve tavuk ürünü aldıkları kasaplardan da çıkar sağladıklarını iddia etti.
Yaşanan son gelişmelerden Belediye Başkanı’nın bilgisi olduğu, Cimer’e şikayet edilmesi ve vergi denetmenlerinin belediyeye gelmesinden rahatsız olduğu ileri sürüldü.
Belediyedeki birçok doğrudan temine kaç lira fatura kesileceğine Belediye Başkanı’nın oğlunun karar vermesi bardağı taşırdı.
Olayı duyanlar, “Zonguldak Zonguldak olalı böyle Belediye Başkanı görmedi” dediler!
Sürekli dürüstlük vurgusu yapan Belediye Başkanı için “İnsanın içinde ne eksikse diline o vurur” diyen vatandaşlar, “İnsanın nesi eksikse osu diline vurur” diyerek taşı gediğine koydular!
Konunun uzmanları, bireylerin çevreleriyle olan iletişimlerinde veya kendilerini ifade ederken en çok kendi içlerinde eksikliğini hissettikleri, özlemini çektikleri ya da yoğunlaştıkları temaları ön plana çıkardıklarını vurguluyor!
Yazıyı burada bitiriyor, yeni bir tartışmanın fitilini ateşliyoruz!
Kötü insanlar
Anneler günü!
Herkesin annesi melek!
Babalar günü!
Herkesin babası kahraman!
Anne ve babaların hepsi iyi ise bu kadar kötü insan nasıl dünyaya geldi?
Bu soru sık sık gelir aklıma!
Mesela bizim bir nitelikli dolandırıcımız vardı!
Babası hacı diye gezerdi!
Aslında hacı değildi!
Bu nitelikli dolandırıcı müftülüğe Kur’an-ı Kerim bağışlar, müftü ile tavla oynardı!
Sonra milleti dolandırırdı!
Niteliksiz dolandırıcı ise sağlığında babasına düşmandı!
“Ölsün mezarına s….m” derdi!
Babasını üzerine s…k kadar yakınına gömdü!
Herkese baba diyen biri ise, karısını başkası ile yakaladığını söylediği için kendi babasının adını ağzına almıyor! Meğer bunun için herkese baba diyor, babasına baba demiyormuş!
Toplumda gerçekten çok güzel anne-babalar var!
Onların çok güzel yetiştirdiği evlatlar var!
Ama kötü anne-babaların dünyaya getirip kötü olarak yetiştirdiği evlatlar var!
Bunların içinde siyasetçiler var, bürokratlar var, işçiler, işsizler, memurlar var!
Anladınız beni değil mi?