Okullar bugün tatile giriyor.
Bizimkiler bir haftadır çok etkin.
Sergi, gezi, piknik, plaj derken koca bir haftayı eğlenerek geçirdiler. Çok mutlular.
Yazın daha eğlenceli bir ortam bulamayacaklar.
Okulun yeniden açılmasını iple çekecekler.
[*] [*] [*]
Biz okulu çok severdik.
Koyun gütmek yok.
Çift sürmek.
Mısır-ekin biçmek.
Harman almak.
Odun yapmak.
Fındık toplamak yok.
[*] [*] [*]
Kırkbeş dakika ders.
Onbeş dakika tenefüs.
Tam gün eğitim.
Biz okulu sevmeyelim de kimler sevsin!
Ta o zamanlar ikili eğitime karşıydım.
Zorunlu eğitimin en az oniki yıl olmasından yanaydım.
Her öğrencinin en az bir spor dalı ile uğraşmasını, eğitim anlamında ise yeteneğine göre tercihlerini daha baştan yapması gerektiğini savunuyordum.
[*] [*] [*]
Teşkilatçıydım.
Bir akşam mahalledeki çocukları topladım.
Köyün yönetimi ile ilgili planlar yaptık.
Kararlar aldık.
Sırasıyla uygulayacağız.
Kendimizi buna göre yetiştireceğiz.
[*] [*] [*]
İlk madde; Herkes kendi ayakları üzerinde duracak.
Ekonomik özgürlüğünü ele alacak.
Niye?
Kendisine faydası olmayanın, kimseye faydası olmaz.
Hayat planları yaptık.
Okuyabilen, sonuna kadar okuyacak.
Okuyamayan, işini adam gibi yapacak.
Tarım yapanlar bir üründe ihtisaslaşacak.
Hayvancılık yapanlar tek konu üzerinde çalışacak.
Ahırda hayvanat bahçesi gibi her türden hayvan olmayacak.
Herkes arazisine, ekomik durumuna göre iş yapacak.
Hatta belirledik.
Kimi büyükbaş, kimi küçükbaş, kimi kümes hayvancılığı yapacak.
Top sahamız olacak.
Sağlık ocağımız, ebemiz olacak.
Çalışanlar okuyanlara destek olacak.
[*] [*] [*]
O günden sonra toplantıların şekli değişti.
Babalar kahvede.
Analar evde.
Bacılar mutfakta.
Biz de harmanda toplanmaya başladık.
Kendimize olan güvenimiz arttı.
Fikirlerimizi yüksek sesle söylemeye başladık.
Anaların yüreği titredi.
Hayatlarında tatmadıkları duyguları tatdılar.
Minik yavrular kendi ayakları üzerinde durmak istiyordu.
Heyecanla dinlediler.
Destek sözü verdiler.
Ama son söz babalarındı.
Dedeler konuşunca herkes susardı.
Ama en sonunda babaların dediği olurdu.
Ve öyle de oldu.
Bize; "zamane çocukları" dediler.
Kızdım.
İlk karşıma çıkan arkadaşımın babasına zehrimi döktüm;
"Sizin büyükleriniz de size ´zamane piçleri´ diyorlarmış" dedim.
Beni kovaladı.
Zor kaçtım.
Sonra da bu sözün hesabını babama verdim.
Dedem kurtardı.
"Çocuk doğru söylemiş" dedi.
[*] [*] [*]
Okulun son haftası en yakın köye pikniğe giderdik.
Yeni arkadaşlar edinemezdik.
Çünkü öğretmenler, köyler arası maç yaptırırlardı.
Gruplaşırdık.
Ne onlar bizimle, ne de biz onlarla konuşurduk.
Gittiğimiz gibi geri dönerdik.
[*] [*] [*]
Son Cuma, karneleri alınca eve koşardık.
Hediye hak getire.
&[#]8216;Zayıf&[#]8217;a kuvvetli dayak vardı.
Karne sevincini analar gizli gizli severek yaşarlardı.
"Aferin benim kara oğluma"
Babalar kahvede birbirlerine hava atardı.
"Benim oğlanın karnesi hep pekiyi"
Kızların adı hiç anılmazdı.
Babalar çocukları kucağına alıp sevmezlerdi.
Şimdiki nesiller çok şanslı.
Biz okul kapanınca "sümük bayramı" yapardık.
Salya-sümük ağlardık.
Bunlar tatil hesabı yapıyor.
Düşünüyorum da, okuldan ayrıldığımıza mı yoksa işe-güce gideceğimize mi ağlardık; bilmiyorum.
Tüm öğrencilere iyi tatiller.