Sultanın sarayının dibinde bir garibin çadırı varmış.

Sarayın gölgesinde geçinir, gidermiş.

Bir gün garibanın çadırında yangın çıkmış.

Tek başına söndürmeye gücü yetmiyor.

Sultana seslenmiş:

- Çadırım yanıyor, beni kurtar.

Sultan, hemen adamlarına emretmiş.

Garibanın çadırını yangından kurtarmışlar.

Dolayısıyla varı-yoğu bir çadır ve içindekilerden ibaret olan garibanın da hayatı kurtulmuş.

Sultan bununla da yetinmemiş.

- Mademki, bu gariban benim gölgeme sığındı. Mademki, bu gariban benim sultanlığımı tanıdı. Mademki, bu gariban bana güvendi. O zaman ben de onu ödüllendirmeliyim.

Garibana bir at vermiş.

Kıyafet vermiş.

Başka bağışlarda da bulunmuş.

Garibana elbiseleri giydirmişler.

Ata bindirmişler.

Peşine de tellal takmışlar.

- Bu adam sultandan yardım istedi.

[*] [*] [*] [*]

Şimdi bu hikaye nereden çıktı?

Zonguldak’ın nüfusu yaşlanmış.

Gençlerimiz başka illere kaçmış.

Neden?

Tabii ki geçim derdi…

Başka ne olabilir?

[*] [*] [*] [*]

Belli bir zamanı okuduk.

Belli bir zamanı dinledik.

Belli bir zamana da tanık olduk, oluyoruz.

1980’den bu yanı hatırlarım.

Akköy’de 5-6 kahvehanenin olduğu zamanları bilirim.

Gündüz bağ-bahçe…

Akşam vakit geçirecek yer…

Hemen hesaplayalım.

Her kahvehanede bir oyun kurulsa…

Bir masa…

4 kişi…

Yancısı ile en az 6 kişi…

Çarp 6 kahve ile…

Bizim köyde her akşam 36 kişi kahvehanelerde pişpirik oynardı.

Şimdilerde bırakın kahveyi, çay içecek mekanımız yok.

Nerede bu insanlar?

Rusya’dan Ukrayna’ya…

Bursa’dan İstanbul’a, Antalya’dan Trabzon’a…

Edirne’den Diyarbakır’a kadar her yerde Akköylü bulmak mümkün…

Hepsi doymak için çalıştığı yerde…

[*] [*] [*] [*]

Gelelim konumuza;

Biz de kendimize sultanlar seçtik.

Yerel seçimlerde…

Genel seçimlerde…

Gölgelerine sığındık.

Bize öncülük etmelerini istedik.

Becerebilselerdi, başımıza sultan edecektik.

Ne hikmettir, bilinmez.

20 yılı aşkın meslek hayatımda bu kadar vasat bir döneme tanıklık etmedim.

Zaman zaman belli yerlerdeki insanların vasatlığına, kötü niyetliğine ve beceriksizliklerine şahit olduk.

Ancak topyekun başarısızlığa ilk defa şahit oluyoruz.

Ve kendimizi kandırıyoruz;

Gecenin en karanlık zamanı, güneşin doğmasına en yakın olan vakittir…

İnşallah öyledir.

[*] [*] [*] [*]

Şimdilerde Zonguldak yanıyor.

Şehitlerimiz geliyor.

Gençlerimiz başka memleketlerde iş arıyor.

Çocuklarına hasret kalıyor.

Çocuklarımız doğru-dürüst eğitim göremiyor.

Büyük çoğunluk, açlık içerisinde kıvranıyor.

Küçük bir azınlık, avanta kovalıyor.

Bir bölüm insanlar, yaşadığı yere sahip çıkıyor.

Elindeki imkanı bölüp-paylaşıyor.

Başka bir kısım, paylaşma yalanıyla insanların hayırlarını çalıyor.

[*] [*] [*] [*]

Sonuç;

Siz yollarımızı yaptırsanız…

İstihdam alanları açsanız…

Gençlerimizi yuvalarına döndürseniz…

Çalıp-çırpmasanız…

Adaletli olsanız…

Biz de sizi başımızda taşısak…

Gönlümüze sultan yapsak…

Güzel olmaz mı?

Sanmayın ki, kazandıklarınız…

Çaldıklarınız bitmeyecek…

Biter…

Şunca yıldır şahidim;

Kimse hak ettiğinden fazla kefen götüremedi…

Hep birlikte hatırlayalım istedik…

[*] [*] [*] [*]

Hayat; ana rahminden geldim pazara…

Bir parça bez (kefen) aldım, döndüm mezara