Hafta sonunda CHP’nin kongreleri yapıldı.

Özellikle iki liste olan ilçelerdeki mücadeleyi izlediniz, değil mi?

Kongreleri izleyince, CHP’nin neden iktidar olamadığını daha iyi anlayabiliyoruz.

CHP’de herkes parti içinde iktidar olma derdinde...

Delege olduğunda iş bitiyor.

Yönetime girdiğinde iş bitiyor.

Başkan seçildiğinde iş bitiyor.

Mesele, bu kadar basit…

Oysa parti içindeki mücadele, iktidar için yeterli değil ki?

CHP’nin ne üye sayısı, ne aldığı oy, partiyi iktidara taşımaya yetmiyor.

Yapılması gereken, halka inecek politikalar üretmek.

Sen iktidarı; hırsızlıkla, yolsuzlukla, rüşvetle, parayla, para sayma makinesiyle, tapeyle suçluyorsun. Ama halk sana inanmıyor.

Halkın yüzde 50’si hala AK Parti’ye oy veriyorsa, CHP’nin kendisini sorgulaması gerekiyor.

Sadece CHP mi?

MHP’nin de, HDP’nin de kendisini sorgulaması gerekiyor.

Hiçbir seçimde başarı göstermeyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kurultaydan kaçmasını nasıl yorumlamamız lazım?

Yarına bırakır, yanına bırakmaz…

Hayatta her şey geliyor insanın başına…

Bizim de adımız karışmıştı, Ereğli’deki bir olaya…

Paldır-güldür aldılar karakola…

Hem de basından birkaç kişiyi arayarak...

Elimize kelepçe takarak…

Cümle aleme göstererek…

Bu fotoğraflar da yayınlandı.

Mahkemeye bile çıkmadan serbest kaldık.

Ama tüm bunlar olurken, bizim cezaevine gireceğimiz günü sabırsızlıkla bekleyenler, bunu köşesinde yazanlar, göbek atanlar, kutlama yapanlar olmuştu.

Sonra Özel Yetkili Mahkeme bir karar verdi. Bu karar, Yargıtay tarafından bozuldu.

Özel Yetkili Mahkemeler kaldırıldı. Şimdi yerel mahkemenin vereceği kararı bekliyoruz.

Gözaltında iken Avukatım Ali Aygün’ün, “Nezarethaneler de, cezaevleri de insanlar için. Dosyana baktım. Hiçbir şey yok. Serbest kalacaksın. Buradan bir şey çıkmaz” demişti.

Hayatın kime, ne getireceği hiç belli olmuyor.

Gerçeklerin sadece bir tane kötü huyu vardır. O da er veya geç bir gün mutlaka ortaya çıkmaları… Çıkıyor… Ve suratınıza çok sert bir şekilde çarpıyor.

Kimse başına gelen olaylardan başkasını sorumlu tutmamalı.

“Ben nerede hata yaptım?” diye sormalı ve doğru cevabı bulmalıdır.
Mesela, o olayda benim en büyük hatam, dönemin Zonguldak Emniyet Müdürü Atilla Çınar’dı.

Ben dersimi aldım.

Yıllar sonra Atilla Çınar da aldı.

İlahi adalet böyledir.

Yarına bırakır, yanına bırakmaz…

Günün Fıkrası: Kamil Efendi…

Kamil Efendi, at bakıcısıdır. Bir Cuma günü, camiye gelir. Bakar ki, hiç kimse yok! Vaaza hazırlanan hoca, cemaat olmadığını görünce, Kamil Efendi’ye sorar:

“Senden başka kimse yok. Ne dersin; vaaz edeyim mi, yoksa etmeyeyim mi?”

Kamil Efendi, “Ben seyisim, bu işlerden anlamam. Benim yirmi atım var. Hepsi kaçıp gitse, biri kalsa, onu ihmal etmem, yine bakarım” der.

Bunun üzerine hoca, uzun uzun vaaz eder. Namaz sonrası Kamil Efendi’ye sorar:

“Nasıl, vaazımı beğendin mi?”

Kamil Efendi şöyle der:
“Ben seyisim, vaazdan anlamam. Ancak ben, yirmi atın suyunu ve yemini bir ata verip de onu çatlatmam.”