Aslında evimizin çok küçük olmadığını ya da çok soğuk olmadığını...

Yattığımız yatağın, üstümüzdeki yorganın markasının çok da önemli olmadığını...

Yediğimiz yemeğin tuzunun, salçasının, etinin, sebzesinin az ya da çok olmasının çok önemli olmadığını...

Yemeğimizin beş-on dakika gecikmesinin önemsizliğini, ballandıra ballandıra anlattığınız telefonunuzun, arabanızın markasının, yazlığınızın, zenginliğinizin çok önemli olmadığını...

Milyonlarca liraya aldığımız konutun belki de mezarımız olabileceğini...

Üstünüzdeki montun, ayağınız "üşümesin" diye bir köşede duran battaniyenin kıymetini...

Sıcak bir çayın, çorbanın, ekmeğin nasıl da kıymetli olduğunu...

Kalbini kırdığınız bir insanın gönlünü almaya vaktiniz olamayacağını...

Kaçırdığınız trenin, vapurun, dolmuşun arkasından telaş yapmamanın ne kadar gereksiz olduğunu...

Nerede, nasıl yattığınızın değil de, nerede, nasıl halde uyanacağınızı ya da uyanamayacağınızı...

Üzerinizde; uyuduğunuz yorganın yerine, moloz yığınlarının altında kalabileceğinizi...

Bu afetler-felaketler, hep ders olmalı, unutulmamalı...

Zenginliğin, malın-mülkün-makamın emanet olup, insanlığın kalıcı ve gerekli olduğunu...

Sevdiklerinizin kıymetini bilin, kalbini kırmayın, yediğinizi-içtiğinizi israf etmeyin...

Emanet olan hayatımızı-canımızı, ne zaman, nerede teslim edeceğimiz belli değil.

                                     * * * *

Depremden sonra böyle bir yazı dolaşıyor, sosyal medyada...

Bunu okuyunca, kendinize uyan bir bölümü elbette vardır.

Olmaması mümkün mü?

Tamam da be kardeşim...

Hani, deprem için tatbikatlar yapmıştık?

Hani, deprem için sığınaklarımız vardı?

Hani, deprem için yeterli bütçemiz vardı?

Ben, vatandaştan toplanan yardım bütçesi dışında bir şey göremedim.

Hani o vardı, bu vardı?

Ne oldu?

Yerle bir olduk!

Canımız yandı, sevdiklerimizi kaybettik.

Biz deprem ülkesiydik de, bizim tedbirlerimiz neredeydi?

O tedbirleri ne zaman hayata geçirecektik?

Yazık!

"Bari beklenen Marmara depremi için ted..."

Yok, vazgeçtim...

Bu zihniyetten hiçbir şey olmaz.

Ölmeye devam!