Eskiden böyle bir deyim...
Terim vardı.
Orman kenarında kurulan köylerde yaşayan insanlar.
Böyle anılırdı.
Ormanı korurlar.
Bakarlar.
İşlerler.
Devlete-millete faydalı hale getirirler.
Kendileri de gelir elde ederler.
[*][*][*]
Şimdilerde bu terim sadece sözlükte kaldı.
Sadece orman köylüsü değil.
Köylü kalmadı.
Yumurta üç harfli zincir marketlerden geliyor.
Süt, margarin...
Uzatmaya gerek yok.
İki tavuk besleyemeyen.
Bir inek bakamayan.
Köylülerimiz var.
İmkan bulunca şehre.
Sıkışınca köye kaçıyorlar.
Kısacası köylümüz yok.
Oysaki olsa...
Şimdilerde ne çok imkanlar var.
Örnek...
Dağ bayır ot dolu.
Bırakın ot aramayı.
Kirazın sapı, dutun kurusu.
Töngelin pekmezi, kiranın pestili.
Elmanın balı, ıhlamurun çiçeği...
Yok yok...
Her şey var.
Toplayacak.
İşleyecek.
Paketleyip satacak.
Sonra ağalar gibi yaşayacak.
Kim yapar bunu?
Kölelik her daim daha cazip geldi insanoğluna...
Sonbahar...
İlkbahar, yaz...
Sonbahar, kış...
Anlamadım...
Daha doğrusu...
Hiç bahar yaşamadım.
Varlık.
Yokluk.
Çocukluk.
Anlamadım.
Meğer dert zannettiklerimiz.
Mutlulukmuş.
Özler olduk.
Yaz...
Nisan yağmuruyla başladı.
Hepsi o kadar.
Başka yağmura gerek kalmadı.
Güneş yaktıkça yüreğimi.
Kuraktan padar padar yarıldı.
Çölleşmesin diye...
Gözyaşlarımı içime akıttım.
Islattım.
Gün gelir.
Lazım olur.
İhtiyaç duyarım.
Hepten ölmesin.
Yaşasın.
Öyle değilmiş meğer.
Can taşıyacak kadar nefes aldı.
Hayat buldu.
Ama yaşamadı.
Derken...
Sonbahar çaldı kapımızı.
Önce yapraklar sarardı.
Sonra ormanlar.
Tek tek döküldü.
Dalına küstü yapraklar.
Meşhur söz...
"Koşarak bir çocuk geçti yanımdan.
Baktım ardından ömrüm gidiyor"
Ki bizimki çoktan gitmiş.
Kalan kaç nefestir bilinmez.
Hak uğruna yaşamayı nasip etsin yüce yaradan.