Aman Allah’ım, ne zor, ne hareketli günlerden geçiyoruz.

Çanakkale’den güzel haberi beklerken, Hakkari-Dağlıca’dan acı bir haber geliyor.

Tunahan Kartal adlı evladımız şehit oluyor.

Ulan, “Takım hangi ligde ise, kent o ligdedir” sözüne mi katılalım?

Şehit ateşinin düştüğü yüreğimizdeki acıya mı yanalım?

Şehidimizi toprağa verip, yasını tutamadan, 30 maden işçisinin çatıya çıktığına mı yanalım?

Cumhuriyetin ilk kenti…

Cumhuriyetin, Prenses Süreyya’yı misafir eden kenti…

Cumhuriyetin, ekonomik ve sosyal olarak en büyük kentlerinden biri…

Düştüğün duruma bak.

Vatan evlatlarının bir kısmı, kahpe kurşunla vurulmuş, yatıyor.

Bir kısmı, işsiz-güçsüz kalmış çatılara tırmanıyor.

Ortalıkta halkın oylarıyla seçilip gelen politikacılar yok.

Allah razı olsun, Zonguldak Valisi Sayın Ali Kaban ile İl Emniyet Müdürümüz Sayın Osman Ak var da, kentin tüm sorunlarıyla ilgileniyorlar.

Onlar da olmasa… Yandık…

Tam bu satırları yazarken, bir bomba daha patladı.

TTK Kozlu Müessese Müdürlüğü’nde göçük oldu.

İki maden işçisi göçük altında…

Bu ne acı Yarabbi?

Allah’tan sağ-salim kurtarıldılar.

Yüreğimize su serpildi.

Bu kentin üstünde dolaşan karabulutlar neyin habercisi?

“Acaba, Zonguldak’ı okutup-üfletsek mi?” diyorum.
Yoksa kurşun mu döktürsek?

‘Şeref’ bu kadar ucuz mu?

Zonguldak Kömürspor’un başarısına ortak olmak isteyen siyasiler, birbirleriyle yarışıyor.

Efendim, birisi tribündeymiş.

Çok heyecanlılarmış. Hop oturup, hop kalkıyormuş.

Bir diğeri açıklama yapmış. Öbürü kutlamış. Çok iş olmuş.

Yahu, siz birbirinizle çene yarıştıracağınıza, gidip hükümete Zonguldak’a bir stat yaptırsanıza…

Utanmıyor musunuz, o derme-çatma tribünde oturmaya?

Utanmıyor musunuz, o kadar insanı karda-kışta o buz gibi betonlarda oturtmaya?

Yıktığınız kapalı tribünü bile yaptırmaktan aciz siyasetçilere sahip Zonguldak, nasıl oldu da 2’nci Lige çıktı, değil mi?

Bunu düşünüp utanmaları gerekirken, ön saflara geçip poz verebiliyorlar.

Mesela, adamın biri de kulübe 5 bin lira bağışladığı gün, gitti, şeref tribününe oturuverdi.

Yani Zonguldak’ta “şeref” bu kadar ucuz.

Git milleti çarp, dolandır, gel beş bin lira ver, şeref tribününe otur.

Şemsi Denizer olsaydı…

DEKA Madencilik’in işçileri, maaşlarını alamadıkları için son çare çatıya çıktılar.

GMİS Genel Başkanı Ahmet Demirci, “Bizim çocuklar, ama yapacak bir şey yok” demiş.

Ne demek yok?

İşçiler çatıya çıktıysa, sen de çıkacaksın Başkan…

Oradan Valiyi, Emniyet Müdürünü sen arayacaksın.

“Sendikaya üye değil” diye, “para kesilmiyor” diye madenciye böyle burun kıvırmak olur mu?
Rahmetli Şemsi Denizer olsaydı, böyle mi yapardı?

Adamlara bir akşam yemek gönderdin, onu bile konuşuyorsun.

Sendika, mesele işçi olunca, maliyet hesabı yapar mı?

Şemsi Denizer olsa, onları Dedeman’da yatırırdı.

Bir kentin siyasetçisi öyle, sendikası böyle olunca, işçisi nasıl olur?

Tabi ki hakkını aramak için çatılara çıkar!

Kılavuzu karga olanın…

Adamın biri ısrarla arıyor.

Tanımadığım bir numara…

Açıyorum. Ama tanıdık bir isim.

Numaramı kimden aldığını anlıyorum.

Başlıyor anlatmaya:

“O nitelikli dolandırıcı, beni de dolandırdı. Çekin tarihini 2018’e yazmış. ‘Düzelt’ diyorum. Düzeltmiyor. Arıyorum, telefonuma çıkmıyor. Az bile yazıyorsun.”

Sonra anlatmaya devam ediyor:

“Danışmanı aradım. ‘Sen yanındaydın, söyle beni mağdur etmesin’ dedim. Ama ‘Beni ilgilendirmez’ dedi. ‘Çekleri keserken beraber, ruhsatı çıkartırken beraberdiniz. Şimdi niye ayrıldınız?’ dedim. Oralı bile olmadı.”

Fazla söze gerek yok.

Kılavuzu karga olanın burnu oktan çıkmaz!