Zonguldak'a yeni atanan İl Müftüsü İbrahim Halil Demir, 22 Mayıs 2025 Perşembe günü görevine başladı.
Müftü İbrahim Halil Demir, göreve 21 Mayıs 2025 Çarşamba günü başlayacaktı. Devletin arabası Ankara'ya kadar gitti, kendisi gelmekten vazgeçti!
Neden mi vazgeçmiş?
Son anda işi çıkmış mış!
Zonguldak'a ertesi gün geldi.
Sanki devletin işi-gücü yokmuş gibi; aracıyla, personeliyle, kurumuyla devlet, İbrahim Halil Demir'i bekledi!
Kamuda tasarruf tedbirleri varken!
"Eşyalarını taşımak için devletten harcırah alıp, eşyalarını otobüsle göndermiş" diye duyduk!
Sizin anlayacağınız gibi konuşuyorum, Sayın Müftü Demir!
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Azim....

Ölüm sessizliği...

Zonguldak'ta, 22 Mayıs 2025 Perşembe günü bir kadın tırın altında feci şekilde ezilerek can verdi.
Uğur Mumcu Kavşağı-Bülent Ecevit Caddesi bağlantı yolunda, son 8 ayda 3 İNSAN öldü.
"İNSAN"ı bilerek büyük yazdım "görmeyen olur" diye!
Bahsedilen güzergaha üst geçit yapılması gerekiyor.
Ama yapılmadı!
Aynı güzergahta 3 İNSAN öldü.
Bakın, üzerinden 5 gün geçti, bir yetkili çıkıp da açıklama yapmadı!
Sadece siyasetçiler konuştu.
"Ortak akıl" çağrısı yapıyoruz...
"Konsorsiyum" kurulması için çağrıda bulunuyoruz.
Hiçbir yetkiliden "çıt" yok!
Daha kaç "İNSAN"ın ölmesini bekliyorsunuz?

Elini taşın altına koymayı bilmek...

Sultan, yolun ortasına büyük bir taş koyuyor.
Pencereden seyrediyor, "Ne yapacak insanlar?" diye…
Vezir geliyor, taşı görüyor…
Aklına taşı yoldan kaldırmanın sadaka olduğu gelmiyor bile…
Taşın etrafında dolaşıyor ve diyor ki:
"Sultanımla konuşayım, yolun ortasından taşı kaldırması için bir adam bulalım, bir kadro ihdas edelim…"
Vezir gidiyor, asker geliyor…
Asker de taşın etrafında dolaşıyor, aklına gelmiyor taşı kaldırmak…
O da diyor ki:
"Vezirle konuşayım, yolun ortasına taş koyana ne ceza vereceğiz, onu kararlaştıralım…"
O cezadan anlıyor tabi..
Şair geliyor, o da yolun kenarında oturup, "Taş hakkında sultana şiir yazayım" deyip gidiyor…
Sonra oradan geçen bir köylü, taşı görüyor ve diyor ki:
"Yoldan taşı kaldırmak sadakadır…"
Önce taşa tebessüm ediyor…
Sonra, "Kaldırayım yolun ortasından da kimsenin ayağına, arabasına, hayvanına takılmasın…" diyor.
Elindeki eşya sepetini, küfeyi yere koyuyor ve taşa, “Ya Allah, Bismillâh” deyip sarılarak, "sağa-sola, sağa-sola" derken taşı kaldırıp bir kenara koyuyor…
Sonra bir bakıyor ki, taşın altında bir kese altın…
Kesenin içinde bir not…
Sultan şöyle yazmış:
”Bu kesedeki altınlar, elini taşın altına koymayı becerebilenler içindir.”
"Bu taşın altına elini sokma" hikayesi buradan doğmuştur.