Takvimler her gün yılbaşına on gün yaklaştırıyor, Ramazan ayını…

Topyekun hareket ediyorlar.

Ramazan yaklaşınca, bayram da yaklaşıyor.

Kurban da…

Hepsi geliyor işte…

Bu dönüş, 36 yılda bir başa sarıyor.

Şöyle; 36 yıl sonra hayatta olanlar, Ramazan ayının ilk sahuruna bugünlerde kalkacak.

İleri-geri oynar mı?

Ne kadar oynar?

Onu tam bilemiyorum.

Ancak çok fark etmeyeceğini biliyoruz.

Yüce Mevla hakkımızda hayırlısını versin.

[*] [*] [*] [*]

Emine Halam ile konuşuyoruz?

Bizim mahallenin büyüklerinden…

Akköy’ün günümüze ulaşan çınarlarından…

Kelimeleri biraz uzatarak konuşur.

- Siz önceden Ramazan ayında ne yapıyordunuz?

[*] [*] [*] [*]

- Hey gidi heeey…

Sabahtan akşama kadar güneşin ağzında ot kazıyorduk.

Mısır otu ayıklıyorduk.

Ekin biçiyorduk.

Harman alıyorduk.

Yine de orucumuzu hep tutuyorduk.

Akşamda yine büyük evlerden birinde toplanıyorduk.

Kütür kütür teravih kılıyorduk.

Çok yoruluyorduk.

Sıcağın alnında kavruluyorduk.

Orucumuzu bırakmıyorduk.

Şimdi nerde o günler…

Millet akşama kadar evde yatıyor.

Orucunu tutmuyor.

[*] [*] [*] [*]

Bunlar, onun sözleri…

Çok da bir şey eklemeye gerek yok.

Kim zerre miktarı iyilik yaptıysa, misliyle karşılığını alır.

Kim de zerre miktarı kötülük yaptıysa, onun karşılığını da aynıyla alır.

Ve şunu unutmayalım.

Kimse, kimsenin günahını çekemez.

Her koyun, kendi bacağından asılır.

Yargılamak, yadırgamak bizim hakkımız ve haddimiz değil.

Biz sadece hatırlatalım istedik.

On bir ayın sultanı…

Rahmet, bereket ve mağfiret ayında iyilikler neden bana nasip olmuyor?

Herkes kendi düşünsün…

Yağmur ve taş…

Akköy’de eskiden devletin gönderdiği görevliler yokmuş.

Dolayısıyla millet, kendi hocasını kendi yetiştirir.

Kendi çocuğuna; duaları, besmele çekmeyi kendi öğretirmiş.

Ahlaki değerleri, çalmamayı, kul hakkı yememeyi, terbiyeli olmayı, hatta yalanın bütün kötülüklerin anası olduğunu…

Bu da yetmez.

Zaman zaman iyi bilenlerden bir hoca tutarlarmış.

Kendi aralarında para toplayıp Kur’an kursu açarlar, çocukların bilgilenmesini sağlarlarmış.

[*] [*] [*] [*]

Bizim köyde bu işi Süleyman Hoca, Salih Hoca, Molla Osman yapmış daha çok…

Sonraları Temel Hoca görev yapmış.

Ben Mehmet Hoca’yı hatırlıyorum.

Kursuna gitmek nasip olmadı.

Ufaktım.

Ablamlar dahil olmak üzere bizim köyde benim yaş grubumun üstündeki insanlar, Mehmet Hoca’nın eğitiminden geçtiler.

Ardından Sedat Hoca, şimdilerde resmen Yaz Kur’an Kursu’nda eğitim veriyor.

[*] [*] [*] [*]

Hikayeyi kimden duyduğumu ve kime ait olduğunu hatırlamıyorum.

Eski hocalardan birisi…

O zaman çocuk.

Bunu Gümeli’ye Kur’an kursuna gönderiyor ailesi…

Yol uzun…

Dersler zor…

Dersini yapamadığı zaman sabah evden çıkıyor.

Değirmen deresinde oynuyor.

Akşam dönüyor.

Evdekiler sorarsa, dua okuyor.

Zaten onlar da bilmiyor.

Yine arazi olduğu bir gün…

Sağanak yağmur başlıyor.

Islanmamak için bir evin saçağına sığınıyor.

Yağmur, saçaktan oluk oluk akıyor.

Yerdeki taşlara vuruyor, sonra akıp gidiyor.

Orada beklerken farkına varıyor.

Saçaktan akan yağmur, yerde duran taşı oymuş.

İşte o gün kararını veriyor;

Daha kurstan kaçmayacak.

Hoca olacak.

“Benim kafam bir taş kadar olamıyor mu? O bile bunca sertliğine rahmet, rahmete zorda olsa kucak açıyor. Benim kafam da, ısrar ve sabır edersem, bu duaları alır” diye düşünüyor.

Ve sonuç; kim bilir kaç öğrenci yetiştirdi.

Allah rahmet eylesin.