İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş.

Her zaman şikayetçi...

Hep bıkkın...

Melekler bir gün karar veriyorlar.

- Mutluluğu saklayalım.

Zor bulabilsinler.

O zaman mutlu olurlar.

Kendi aralarında konuşuyorlar.

Mutluluğu saklamak kolay değil.

Nereye saklayacaklar?

Eve saklasalar...

Çabuk bulunur.

Arabaya saklasalar...

İşe saklasalar...

Atlas okyanusunun dibine...

Mekke sokaklarına....

Tac Mahal'in kubbesine...

Buzullara...

İtalyan sofrasına...

Çin seddine...

Everest'in tepesine...

Bir hastanenin yenidoğan odasına...

İçki şişesine...

Kumar masasına...

Sigara paketine.

Dondurma külahına...

Çocuk parkına...

Gül bahçesine...

Değişik yerleri konuşuyorlar.

Bir karara varamıyorlar.

Hepsinde de bulmak kolay.

En sonunda bir fikir çıkıyor ortaya.

- Mutluluğu insanların içine saklayalım.

Kimsenin aklına gelmez içine bakmak.

[*] [*] [*] [*]

Hikaye bu ya...

O gün, bu gündür mutluluk insanın kendi içindedir.

Öyle kolay kolay bulunmuyor.

Görünmüyor.

Onun için yüzümüz gülmüyor.

Başka yerde değil mutluluk.

Mutlu olmak istiyorsanız...

Onun için kendi içinize bakın.

Başkasının ekmeği...

Evi-arabası...

Elbisesi, işi-gücü...

Hepsi sizden fazla olabilir.

Yine de gözünüz kalmasın.

Mutluluğu orada bulamazsınız.

İçinize bakın.

Mutluluk orada.

Kendinizde olanlarla mutlu olabilirsiniz.

Sıkıldık

İşsiz kalmışlar.

Temel, Dursun ve İdris...

Tayfa arayan bir geminin kaptanına başvurmuşlar.

- Duyduk ki tayfa arıyormuşsun.

- Evet, siz ne iş yaparsınız?

İdris:

- Benim gözlerim çok keskindir.

Yüz kilometre öteyi görürüm.

Dursun:

- Benim kulaklarım çok iyi duyar.

Yüz kilometredeki sesi duyarım.

Kaptan sen ne iş yaparsın dercesine Temel'e döner...

- Kaptan ben de sıkılırım.

Kaptan, Temel'in ne iş yaptığını anlamamış.

Sormayı da gururuna yedirememiş.

Bunları işe almış...

Açılmışlar denize...

İki saat sonra...

İdris bağırmış:

- Yüz kilometre ileriden bir gemi bize doğru geliyor.

Dursun bağırmış:

- Gelen geminin aşçısı yemek yaparken, "Yeter güzelim yeter, iki iki dört eder" türküsünü söylüyor.

Kaptan şaşkınlıkla, "Acaba ne diyecek?" diye Temel'e bakmış. Temel boynunu bükerek kaptana dert yanmış:

- İşte kaptan, ben yıllardır bu palavracıların saçmalıklarını dinlemekten sıkılıyorum!..

[*] [*] [*] [*]

Gelelim Zonguldak'a...

Seçtiğimiz tayfalara bakın.

Attıkları palavralara bakın.

Biz de sıkıldık...

Hayvan...

Temel, arkadaşına hakaret etmiş.

Hakim karşısına çıkar.

- Arkadaşına hakaret etmişsin...

Doğru mu bu?

- Hayır hakim bey.

Ben ona sadece "hayvan" dedim.

- "Hayvan" demek hakaret değil mi?

- Ne demek hakim bey...

Yanlış anlaşıldı.

İnsan kurnaz olursa, tilkidir.

Kurnazlıktan ileri giderse, kurttur.

Pek cesur ve heybetli olursa, aslan olur.

İnatçı olursa, eşektir.

Güzel sesli olursa, bülbüldür.

Mercan gözlü olursa, hamsidir.

Velhalısı kelam...

İnsan hiçbir zaman hayvanlıktan kurtulamaz...

Onun için söyledim hakim bey...