Eski evler.
Önce anne babadan ayrılanlar için el birlik imece ile ev yapılır.
İhtiyacı görecek kadar.
Bir oda.
Bir salon.
Bir mutfak.
Altı sayat, ahır, samanlık.
Nüfus arttıkça.
Oda ilave edilir.
Çocuklar küçükken aynı odada yatar.
Büyüyünce, kızlara ayrı oda, erkeklere ayrı oda.
Eve gelin gelince.
Ona da ayrı oda.
Derken ev büyür.
İnşaat hiç bitmez.
Gelin sayısı çoğalınca.
Büyük oğlan...
Veya uyumsuz küçük oğlan evden ayrılır.
Onun serüveni yeniden başlar.
Bu arada torunlar olur.
Büyüklerin yanında büyür çocuklar.
Konuşmayı onlar öğretir.
Yürümesini dede ve babaanne öğretir.
İlk eğitim.
Önüne bak.
İleri bak.
Karşıya bak.
Hayat tam böyle başlar.
Böyle hayata başlayan çocuklar hep ileri bakar.
Gözünün önüne bakar.
Geri bakmaz.
Geride yaşadıkları tecrübe.
Ama gözler ileride.
Şimdi nasıl?
Çocuklu evde yaşamamış.
Çocuk yetiştirmemiş.
Evleniyor.
Çocuk oluyor.
Eeee.
Ne yapacak bu gençler?
Akşama kadar çalış.
Akşam yemek ye.
Dizi izle.
Sosyal medyada takıl.
Sonra...
Çocuk olunca.
Oyala...
Ver eline bir telefon.
Sesi çıkmasın.
Yeter.
Yetiştirmek ne kelime.
İnsan kendinde olmayanı karşısındakine veremez ki...
Çalış...
Ev al.
Araba al.
AVM'ye takıl.
Hayat bu kadar.
Hal böyle olunca...
Mevcut toplumun yüzde doksanı başkalarının oluşturduğu gündemleri takip ediyor.
Sosyal medyanın sloganvari sözleri kadar bilgileri.
Daha doğrusu...
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi herkes.
Geri kalan yüzde 9 kendi gündemini oluşturuyor.
Okuyor.
Araştırıyor.
Kendi dünyasında yaşıyor.
Yüzde birlik bölüm ise yönetici kadrosu.
Siyasetçiler, bürokratlar.
Geldiğimiz nokta şu...
Büyük aileler dağıldı.
Çekirdek aile de aynı evde.
Birbirinden habersiz.
Hepsi telefona veya televizyona kilitlendi.
Velhasılı kelam...
Hiçbir şey için geç sayılmaz.
İnanıyorsak.
Dinimiz öyle emrediyor.
Güçlü olmamız gerekiyorsa.
Akıl böyle diyor.
Birlikte yaşayabilmek için birlikte olmak şart.