Pazartesi yayınlanan yazılarımı genelde Cumartesi gününden yazıyorum.

“Pazar’ım bana kalsın” diye…
“Pazar’ım çocuklarımla aileme kalsın” diye…
Genelde daha soft konularla geçiştiriyorum günü.
Eskiden gazeteler çok etkiliydi, mesela…
Şimdi internet kısa sürede daha büyük etki gösteriyor.
Televizyona rağmen internete ağırlık vermemizin nedeni bu…
Bizi bu internet gazeteciliğine bulaştıran dönemin Koçkan İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı, bugünün Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı’ya da teşekkür etmeden geçmeyelim.
İlçeleri de dahil, Zonguldak’ta ne varsa www.pusulagazetesi.com.tr de var.
İnternet haberciliğindeki başarımızın en önemli etkeni sitemizin güzel oluşu...

Haberleri bulmak o kadar kolay ki…

Sitemizin alt yapısını oluşturan Adnan Yıldız Ağabeye huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.

Ve elbette o görünmez kahraman, dostumuz Bayram Tomakin’ine de…

Bu arada Bayram Tomakin yeniden aramızda…

Joker gibi… İnternet ile gazete ile televizyon ile…

Yani bütün yayın grubu ile yakından ilgilenecek.

Sitedeki değişiklikleri sanırım fark etmeye başladınız.

Her şey daha güzel olacak…

Zorlamayın, değişmez…

Bu köşede, kentin sorunlarını dilimiz döndüğünce anlatıyoruz.

Bu arada yerel sorunlar ve çözümlerle ilgili de düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Okurlardan, “Nasıl böyle düşünebilirsin?” gibi tepkiler geliyor.

Oysa ben, “İstediğim gibi” düşünmekte özgür değil miyim?

Yasalar çerçevesinde görüşlerimi yazamaz mıyım?

Aman Allah’ım o da ne?

Nasıl böyle düşünürsün, bunu nasıl yazarsın?

Eleştirilerin tümüne tek tek cevap verme imkanımız yok.

O halde topluca bir yanıt vereyim:

İstediğim gibi düşünür, istediğim gibi yazarım. Sizde beğenmezseniz, beğendiğiniz yazarı okursunuz. Sorun çözülür. Biz, düşüncelerimizi okurlardan gelen tepkiye göre değiştiremeyiz.

Bir de okudukları yazıyı anlamayan, işine geldiği gibi anlayan okurlarımız var.

Onlara ne söylesem az.

Çünkü bu yazıyı bile farklı anlayacaklar.

Herhalde ne demek istediğimi anlamışsınızdır.

Aynı topraktan bir şair daha çıkıyor…

Devrek’te İbrahim Tığ’ın Rüştü Onur’un hayatını anlatan “Benim Şeker Yavrum” adlı kitabının tanıtımına katıldık.

Cumartesi günü Devrek Atatürk Kültür Merkezi’ndeyiz.

Önce Devrek yöresine ait türküler çalındı sahnede…

Sonra Rüştü Onur ve İbrahim Tığ’ın şiirlerinden bestelenen şarkılar çalındı.

Bu toprağın sesiydi aslında Rüştü Onur…

Hayatı gibi kısacık şiirlerine ne imgeler sığdırmıştı.

Şimdi aynı topraktan bir İbrahim Tığ çıkıyor.

Devrek’i köy köy gezip türküler derliyor, şiirler yazıyor, kitaplar çıkartıyor.

Ama Rüştü Onur gibi hayattayken gereken ilgiyi, sevgiyi, desteği görmüyor.

Allah geçinden versin…

Biliyorum ki, İbrahim Tığ’ın şiirleri ve kitapları bir gün mutlaka patlayacak.

Belki Rüştü Onur gibi yıllar sonra anlaşılacak değeri…

Bu durum, Türkiye’de sanatçının kaderi…

Keşke daha çok okusak…

Keşke sanatçılarımıza daha çok değer versek…

Sanatçıları siyasi görüşlere göre ayırmasak.

Yerel yöneticileriyle, kamu yöneticileriyle destek versek…

Olmaz mı?

Yüreğine, nefesine, kalemine sağlık İbrahim…

Devrek’teki bir avuç sanat gönüllüsüne ve onlara destek verenlere de teşekkürler