Kabilden bu yana.
Firavunlar.
Nemrutlar.
Karunlar.
Ebu Cehiller.
Muaviyeler.
Yezidler.
Yetmedi içimizdeki Bolşevikler.
Hep denediler.
Kenan Evrenler.
Adı malum 28 Şubatçılar.
E- Muhtıra verenler.
Partileri kapatıp halkın iradesine ipotek koyanlar.
Tarih boyunca denediler.
Kimi zaman başardılar (!)
Geçici bir süre.
Sonra millet yeniden iradesinin arkasında durdu.
Yeniden denediler.
Yine başardılar (!)
Aradan fazla zaman geçmeden millet yeniden kendine geldi.
On yılda bir darbe mi olur?

Olur.
Neden?
Bu millet on yılda toparlanıyor.
Onun için hep deniyorlar.
Bu kez biraz başaramadılar (!)
Millet daha kısa zamanda toparlanır.
Ancak bu son değil.
Yine deneyecekler.
Adını değiştirip.
Cübbesini değiştirip.
Yenisini sürecekler piyasaya.
Yersen…
Yine ‘kalkışacak’lar.
Millet farkına varırsa.
Yaptıklarıyla kalacaklar.
[*] [*] [*]
Bu köşede hep tekrarlıyoruz.
Bize düşen, işimizi görev bilmek.
Bulunduğumuz yeri doldurmak.
Yaptığımız işin hakkını vermek.
Biz buna Akköy’de; “Yediğin ekmeğin hakkını vermek” diyoruz.
Japonya örneği var.

Bir ülke nasıl kalkınır?
Bu öyle çok abartılacak bir şey değil aslında.
Türk devletlerinin kuruluşları var.
Bir çadırdan cihana nasıl hükmedilir?
Ve en önemlisi…
Evinden, yerinden atılan bir ümmet.
Nasıl dirilir, büyük bir medeniyet olur?
Bunlar bizim tarihimizden, içimizden, hatta yüreğimizden örnek.
O zaman.
Çalışmak ibadet.
İlim öğrenmek farz.
Adalet, hak.
Bu yoldan çıkıp birlik olacağız.
Komşumuz aç iken, tok gezen bir millet olma yolundaki gidişatımıza çeki-düzen vereceğiz.
Hepsi bu kadar basit, sade…
Allah birliğimizi bozmasın…

Gördük…

Kuyusunu kazdı Müslümanların.
Hakaretler, işkenceler etti.
Alamadı hırsını, inananları katletti.
Ebu Cehil’i gördük…
Başta Allah rasulü ve bir avuç sahabe.
Atıldılar yurtlarından, sürgün edildiler.
Yetmedi, ardından gelenlerle savaştılar.
Ümmetin yıldızlarını gördük.
Zaman aktı gitti.
O mübarek veda etti.
Geride bıraktığı iki emanetti.
Kur’an-ı, Ehl-i Beyt’i gördük.
Sadakati, adalet geldi.
Fitne girdi araya, edep gitti.
Hırs insanların gözünde perde ilim bitti.
Hz. Ebu Bekir’i, Hz. Ömer’i, Hz. Osman’ı, Hz. Ali’yi gördük.
Türlü ihtiraslar, fitneler.
Makam mevkii yetmedi, ümmeti bölmeler.
Saltanat az geldi, insan öldürmeler.
Muaviye’yi gördük.
Müslümanlar yek vücut olmalıydı.
İslam yeryüzüne yayılmalıydı.
Bu uğurda inşalar fedakar olmalıydı.
Hz. Hasan’ı gördük.
Kuzu postuna bürünüp gezerken.
Millettin içine yavaş yavaş girerken.
Yıllar öncesinden iktidarı hesap ederken.
Yezid’i gördük.
Ordu içinde bir ordu buldu kendine.
Katiller acımadı, kundaktaki bebeğine.
İhanet bir yana, nasıl kıyıldı Hz. Hüseyin’e.
Yezid’i gördük.
Haksızlık karşısında durmadı yerinde.
Çıktı yola, ordu yok peşinde.
Fırat’ın kenarında susuz, Kerbela çölünde.
Hz. Hüseyin’i gördük.
Daha nelerini gördük.
Ekmeğimizi yiyip, sırtımızdan vuranları gördük.
İhaneti gördük, zulmü gördük.
Bir de her şartta yeniden ayağa kalkan müslümanları gördük