Gökçebey'in Kantar Şelalesi'nde hepimizi derinden üzen bir acı yaşandı.
Henüz 21 yaşında, hayatının baharında olan İsmail Eseroğlu, arkadaşlarıyla serinlemek için gittiği şelalede gözden kayboldu ve yapılan tüm çalışmalara rağmen hayatını kaybetti.
Olay yerindeydik.
Öncelikle genç kardeşimize Allah'tan rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır diliyorum.
Kantar Şelalesi'nde sadece bir arama çalışmasına değil, aynı zamanda insanüstü bir fedakarlığa da tanıklık ettik.
O bölgeyi görmeyenler için anlatmak zor.
Dik yamaçlar, kayalıklar, sık orman dokusu ve yaklaşık 500 metrelik zorlu bir arazi...
Yapılan çalışma adeta bir film sahnesini andırıyordu.
Ama o filmlerdeki kahramanlar kurgu olur. Orada gerçek kahramanlarımızı gördük.
Jandarma ekipleri, polis ve jandarma su altı arama kurtarma timleri, AFAD personeli, itfaiye ekipleri ve sağlık görevlileri tek bir umut için mücadele etti.
Amaç, bir cana ulaşabilmek...
Aşağıdan yukarıya, kayalardan patikalara kadar nefes kesen bir mücadele verdiler.
Ekipler bölgeye ulaştıkça hayranlıkla izledim. Kan ter içinde kalmışlardı. Yorgunluk yüzlerinden okunuyordu.
Nefes nefese kalmışlardı, onları görünce nefesim kesildi.
Ama hiçbirinin yüzünde ne şikayet ne de dilinde serzeniş yoktu.
Çünkü onların aklında sadece yaşatmak vardı.
Bir insanı kurtarabilmek için kendi canlarını tehlikeye attılar.
O kayalıklarda yürümek bile cesaret isterken, onlar ekipmanlarıyla birlikte saatlerce mücadele etti.
Kimi zaman dağ keçisi gibi sarp yamaçlara tırmandılar, kimi zaman suyun içinde, kimi zaman ormanın derinliklerinde arama yaptılar.
Ne yazık ki, İsmail Eseroğlu'na canlı ulaşılamadı.
Ama bu gerçek, verilen mücadeleyi ve ortaya konulan fedakarlığı asla gölgeleyemez.
Bir kez daha gördük ki, bu ülkenin jandarması, polisi, sağlık personeli, AFAD görevlisi ve kurtarma ekipleri gerektiğinde bir can için kendi canını ortaya koyabiliyor.
Belki görevleri bu.
Ama her görev, bu kadar yürekle yapılmaz.
Kantar Şelalesi'nde sadece bir arama kurtarma operasyonu yapılmadı.
Devletin sahadaki görünmeyen kahramanları insanlık dersi verdi.
Aldıkları her kuruş, alın terlerinin karşılığıdır. Hakları ödenmez.
İsmail Eseroğlu'nu kurtaramadılar belki ama gösterdikleri cesaret, fedakarlık ve insanüstü mücadele hafızalardan silinmeyecek.
Allah, hepsinden razı olsun.
İyi ki varsınız.
Jandarmamızla, polisimizle, sağlık çalışanlarımızla, AFAD'ımızla ve tüm kurtarma ekiplerimizle bir kez daha gurur duydum.
Helal olsun sizlere...
Zonguldak'ın en güzel yerinde ölünür mü?
Zonguldak'ın simge noktalarından biri olan Fener kayalıkları, ne yazık ki, bir kez daha ölüm haberiyle gündeme geldi.
Balık tutmak için kayalıklara çıkan İsa Uysal'ın dengesini kaybederek denize düşmesi ve hayatını kaybetmesi, yıllardır süregelen bir tartışmayı yeniden alevlendirdi.
Bu ilk değil.
Fener'de daha önce de benzer kazalar yaşandı, canlar yitirildi.
Her acı olayın ardından aynı sorular soruluyor:
Bu kaçıncı ölüm?
Daha kaç kişi hayatını kaybedecek?
Zonguldak'ın en güzel yerinde ölümler devam edecek mi?
Kentin en güzel yerinde yaşamak varken ölünür mü?
Sorun, Fener kayalıklarında mı?
Tehlikenin yeterince ciddiye alınıp alınmadığı mı? Çünkü denizle iç içe yaşayan bir kentte kayalıkları ortadan kaldırmak mümkün değil.
Balık tutmayı tamamen yasaklamak da kolay bir çözüm değil.
Buna karşılık alınabilecek tedbirler var.
Daha görünür uyarı levhaları...
Riskli noktalara yönelik güvenlik önlemleri...
Bazı noktalarda erişim kısıtlamaları...
Ve özellikle tehlikeli hava koşullarında denetimlerin artırılması uygulanabilir.
Her ölümden sonra bunları konuşuyoruz.
Bu sefer bu konuyu unutmak yerine yetkililerden çözüm bekliyoruz.