Önce soralım:


Zonguldak kimin?


Madenin derinliklerinde,


Yerin metrelerce altında,


Ekmek parası çıkaranlarındır.


Çocuklarına her gün,


Son kez bakanların;


Sadece bir kez göçükte kalıp,


Kap kara yananlarındır.


Her gün geceye,


Her gece güne doğru,


Kazma vuranlarındır.



Sadece bu kadar mı?


Elbette hayır.


Yer üstünde fırtgelek,


Dalevere çevirip gezenlerindir.


Namusluya &8220;fazla&8221;, arsıza &8220;abartı&8221; deyip,


Nalıncı keseri gibi kendine&8230;


Hep kendine yontanlarındır.



Siyasetin isim için,


Bürokrasinin belli bir kesim için,


Sivil toplumun kendisi için,


İş yaptığını kabul edenlerindir.



Heyhat!

Yok mu gerçek Zonguldaklı?

Var.

Nerde?

Yerin altında ölen,


Hastanede kuyruğa giren,


Trafikte haksız&8230;


Her olayda tarafsız,


Pazarda sessiz,


Köyde kimsesiz.


İşte bunlar gerçek Zonguldaklılar.



Örnek:


Filyos masalı.


Proje.


Yatırım.


Nerde?


İşsizlik bitti mi?


Hani?



Adam, avlanmanın yasak olduğu, yakalanınca çok yüklü para cezalarının uygulandığı milli parkta, göl kenarında, kucağında kocaman bir balık ile parkın polis müdürüne yakalanmış..


"Avlanma izniniz var mı?.." diye sormuş, polis müdürü..


"Yok.." demiş adam, "Gerek de yok çünkü bu balığı ben evimde besliyorum. Her gün


buraya gelip gölde bir müddet yüzdürüyorum, ıslık çalıyorum dönüp geliyor, alıp eve götürüyorum.."


"Tamamen palavra..!" demiş polis müdürü, "Balıklar bu dediğinizi yapamaz.."


"İnanın bu gerçek efendim.. İsterseniz göstereyim.."


"Tamam.. Görelim bakalım.."


Adam balığı gölün derin sularına bırakmış, aradan birkaç dakika geçmiş,


Polis müdürü adama dönüp "Evet?" demiş.


"Evet ne?"


"Ne zaman geri çağıracaksın?"


"Neyi?"


"Balığı..."


"Hangi balığı?..."