Zonguldak insanı; sağlıklı ölemiyor.
Zonguldak insanı; yollarda, trafik kazalarında ölüyor.
Zonguldak insanı; madende, grizuda ölüyor.
Zonguldak insanı; göçükte ölüyor.
Zonguldak insanı; hastane önünde ölüyor.
Zonguldak insanı; meslek hastalığından ölüyor.
Zonguldak insanı; kanserden ölüyor.
Zonguldak insanı; garip ölüyor.
Jandarmanın silah zoruyla köylerden toplayıp madene soktuğu Zonguldak insanı, şimdi hastane önlerinde ölüyor.
Neymiş, yoğun bakım yokmuş!
Zonguldak’ı yönetenler, size sesleniyorum...
Hastanenin önünde ölen hemşehriniz olsaydı, koşa koşa gelirdiniz!
Yoğun bakım servisi bulurdunuz!
Ama ölen Zonguldaklı olunca, hepiniz evinizde oturdunuz!
Ben, size söyleyeyim...
Bu çifte standartlı bakışınızın, Zonguldak insanını sahiplenmeyişinizin hesabını biz soramasak bile Yüce Mevla sorar.
Yeni Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi’ni, bakanlık yetkililerinin, "Buraya hastane olmaz, yer bulun, size şehir hastanesi gibi hastane yapalım" demesine rağmen aynı yere yaptıran; dönemin AK Parti Milletvekili Hüseyin Özbakır, AK Parti İl Başkanı Zeki Tosun ve Başhekim Hasan Tosun...
Zonguldak halkının iki eli yakanızda olacak!
Zonguldak insanına çektirdiğiniz çileyi fazlasıyla çekeceksiniz!
Soğuk algınlığına yakalanan Vali Osman Hacıbektaşoğlu’na yoğun bakım var!
Milletvekili Muammer Avcı’ya yoğun bakım var!
Hemşehrilerine yoğun bakım var!
Gariban Zonguldaklıya gelince, yoğun bakım yok!
Sizin yüzünüzden Zonguldak insanı sağlıklı bir şekilde ölemiyor.
Hastaneye milyonlarca liralık yanık ünitesi kuruldu!
Beycuma’da yanan kızımız, Kocaeli Yanık Hastanesi’ne gitti!
Sen de "Başhekimim" diye koltukta otur, Hasan Tosun!
Nasıl olsa her işi, yardımcın Haktan Alcan Güner yapıyor!
Sen de "Başhekimim" diye geziyorsun!
Acilin önünde ölen Pakize Uzunoğlu’nun vebali boynunuza olsun!
Yakında sözleşme süreniz bitiyor!
Yeni sözleşme almak için taklaya başlarsınız!
Biz de size, Zonguldak insanına doğru düzgün hizmet edene kadar parende attırmaya devam edeceğiz!
Hadi bakalım...
Bundan sonra koltuklarınızda rahat oturabilecek misiniz?
Sevgili Zonguldaklılar...
Sevgili hastane çalışanları...
Sevgili hekimler...
Hastanede yaşadığınız sorunları bizlere yazın.
Zonguldak insanına tepeden bakan bu kişilere nefes aldırmayalım. 

Kilise’de iç, mecliste uyu!

CHP Zonguldak Merkez İlçe Başkanı Osman Zaimoğlu’nun rezilliklerini izliyorsunuz, değil mi?
Bir akşam Kilise’den canlı yayın yaptılar!
CHP’li arkadaşlarıyla birlikte içiyorlar!
Birinin eline telefon vermişler!
Canlı yayın yaptırıyorlar!
Telefonu elinde tutan kişi, kadınlara zum giriyor!
Telefon, bir Osman Zaimoğlu’nu gösteriyor, bir kadınların popolarını gösteriyor!
Sonra bir CHP’liyi gösteriyor!
Sonra yine kadınlar!
Sonra diğer CHP’li!
Ergen çocuklar gibi!
Ne kadar ayıp!
Her akşam bir mekanda alkol alan Osman Zaimoğlu, CHP Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Karatepe, Ticaret Bakanlığı'ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Volkan Demir ve beraberindeki heyet, "Ekonomi Masası" programı kapsamında; Zonguldak Belediye Nikah Salonu'nda emek, meslek ve esnaf örgütleriyle yapılan toplantıda uyuya kaldı!
Vücut direncini artıran gıda takviyeleri tavsiye ediyoruz!
Çekişten düşmüş!
Gündüz vakti uyunur mu?
Hem de ekonomi toplantısında!
Sonra Zonguldak Belediyesi’nde ikramiyeler ödenmiyor!
Ödenmez tabi!

Kıssadan Hisse: Kadın...

Harun Reşit, savaşta esir aldığı düşman generale, "Hayatını bağışlarım ama bir şartım var. 'Kadınlar hayatta en çok ne ister?' budur bilmek istediğim… Bu sorunun yanıtını getir, kurtar kelleni" der.
General, sorar-soruşturur, bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kafdağı’ndaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir. Günlerce, gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:
"Kadınlar hayatta en çok ne ister?"
Korkunç cadı, yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki, yenilir-yutulur cinsten değil…
"Evlen benimle... O zaman öğrenirsin ancak istediğini..."
Bu ölümcül teklifi kabul eder general ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit'e... "Kadınlar, en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister" der.
Harun Reşit, generalin hayatını bağışlar ancak general, cadıya da evlenmek için söz vermiştir.
Neyse evlenirler. İlk gece general bir bakar ki, o korkunç cadı, dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş, karanlık odada. Konuşur cadı:
"Benim kaderim böyle. Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim. Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım yoksa sen gündüzleri dışarıdayken mi?" der.
General düşünür, "Sen bilirsin, kararı kendin ver" der.
İşte o an korkunç cadı, sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır.
Peki, bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir?
1-Kadınlar, en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.
2-Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın, her zaman güzeldir.
3-İster güzel olsun, ister çirkin olsun, her kadın aslında bir cadıdır.
Hayatınız, seçtiğiniz kadındır.
Zevkli bir kadına rastlarsanız, zevkiniz...
Bilgili bir kadına rastlarsanız, bilginiz...
Zeki bir kadına rastlarsanız, zekanız gelişir.
Hayat, kat kattır. Babil'in "Asma Bahçeleri" gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.
Hayatınız, seçtiğiniz kadındır. (Alıntı)