Ereğli’de sac tüccarı Ahmet Büyükemirusta, başka bir sac tüccarı tarafından vuruldu.



Büyükemirusta, hayati tehlikeyi atlatamadı. Hala yoğun bakımda…



Aslında yoğun bakında olan Ahmet Büyükemirusta değil, Ereğli.



Erdemir, özelleştikten sonra satış politikalarını değiştirdi.



Ereğli, bu politika değişikliğine ayak uyduramadı.



Ücretlerde yapılan indirim Ereğli’yi vurdu.



Hem çalışanlar, hem de Erdemir’le iş yapanlar sıkıntı yaşamaya başladı.



Birçok sac tüccarı battı.



Tefecinin kucağına düştü.



Son olayda ise, birbirlerine düştüklerini gösteriyorlar.



Erdemir, bu olaylara “bana ne?” diyemez.



Mutlaka sorumluluk almalı.



Ereğli’de, Erdemir’le iş yapanlar nefes alırsa, Ereğli nefes alır.



Ereğli nefes alırsa, Erdemir nefes alır.



Yoksa Erdemir yöneticileri de, Ereğli sokaklarında rahat gezemez…





Kamuda ‘Paralel’ operasyonu…





Türkiye genelinde, başta Emniyet olmak üzere birçok müdürlükte operasyon yapılıyor. Kamuoyunda “Paralelci” olarak adlandırılan cemaat üyeleri görevlerinden alınıyor. Zonguldak’ta ise “tık” yok.



Ya Zonguldak’ta “paralelci” yok.



Ya da Zonguldak’taki “paralelci”leri alacak güç yok.



Şu ana kadar hiçbir kurumda bu yönde bir çaba yok.



Oysa kamuoyunda “paralelci” olarak bilinen birçok kişi koltuğunda hala oturuyor.



Kaynaklar bir şekilde kullanılıyor.



Akacağı yere akıyor.



Biz de herkes gibi izliyoruz.



Hatta çalıştığı kuruma mal satanları bile…





Kıssadan Hisse: Timur ve Karınca…





Meşhur Türk Hükümdarı Timurlenk’e, “Seni erlikten başbuğluğa yükselten nedir?” diye sordular. Timurlenk, şu cevabı verdi:



“Asla ümitsizliğe düşmedim… O kadar zorlukla karşılaştığım halde hiç birisinden yılmadım ve bir maksadıma erişmek için bir karınca bana örnek oldu. Bir gün düşmanlarımdan kaçmış bir harabeye sığınmıştım. Her yerden ümidi kesmek üzere olduğum bir anda gözüm bir karıncaya ilişti. Karınca kendinden büyük bir buğday danesini almış bir yıkıntının üzerinden aşırmak için uğraşıyor; fakat taşıdığı şey kendisinden büyük olduğu için sonuna kadar götüremiyor, düşürüyordu. Dane yuvarlanarak duvarın dibine düşüyor, karınca tekrar inip rızkını alıp götürmeye uğraşıyordu. Bu hal elliden fazla oldu; ama karınca da nihayet maksadına erişti. Karıncanın bu azmini gördükten sonra bende bir ümit peyda oldu. Kendi kendime, ‘Ben bu karınca kadar da mı olamayacağım?’ dedim ve maksadıma erinceye kadar hiç bir zorluktan yılmadım.”





Günün Fıkrası: Koyun…





Üfürükçü, bir kadını, onu rahatsız eden cinlerden kurtarmak için evine gitmiş. Tas içindeki su, onlara cin sorununu halletmek uğruna ne yapmaları gerektiğini söylüyormuş… İkisi de çırılçıplak kalmışlar. Sarılmaları gerekmiş, sarılmışlar. Tam o sırada kapı çalmış. Gelen, kadının avcı sevgilisiymiş. Üfürükçü, büyükçe bir koyun postunun içine saklanmış. Kadın kapıyı açmış. Avcı, sevgilisini çırılçıplak görünce onunla hemen yatmak istemiş. Kadın kabul etmemiş. Adam kızmış. “Ben de gider şu koyunla yaparım” demiş…



Üfürükçü, üzerindeki ağırlığın ve bir tarafındaki rahatsız edici baskının tahammül derecesini aşması üzerine bağırmaya başlamış: “Yap-me, yap-mee, yap-me-e-e-e!”





Günün Sözü:





Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma.



İsrail Atasözü