Ashabtan Abdullah oğlu Cabir bir rüya gördü:


Büyük inekler, küçük inekleri sağıyor.


Hastalar, sağlam insanları ziyaret ediyor.


Kurumuş bir ırmak kenarında yemyeşil bahçeler oluşmuş.


Mimberde koca koca putlar duruyor.


Bu, sıradan bir rüya değildi.


Çok önemli bir mesajı olmalıydı.


Düşündü, taşındı.


Bu rüyayı iyi yoracak birine gitmeliydi.


Hz. Ali aklına geldi.


İlim beldesinin kapısı…


Güvenilir insan…


İyi bir açıklama yapar.


Hz. Ali’nin yanına gitti.


Rüyasını anlattı.


- Bu rüya ne anlama geliyor?


- Yanlış yorumdan Allah korusun.


Sonra rüyanın tabirini yapmaya başladı.


Büyük ineklerin küçük inekleri sağması…


Yetki ve makamlarını halkı soymak için kullanan görevliler…


Hastaların sağlam insanları ziyaret etmesi…


Yoksul insanların durumlarını anlatması için zengin insanların peşinden koşması…


Kuru ırmak kenarında yeşil bahçelerin oluşması…


Uzaktan veya dışardan bakıldığında çok büyük zannedilen insanların öyle nam yapmaları...


Esasında onların içlerinin kupkuru bir çöl gibi olduğu…


Bomboş olduğu…


Mimberde duran koca koca putlar ise…


Layık olmadığı halde, ilmin, dinin ve devletin yüce makamlarını işgal eden kimselerdir.



Bu bir kıssa…


Bir hikâye…


Bir rüya…


Adına ne derseniz deyin...


Şimdilerde uyanıkken bu rüyayı görmeyeniniz var mı?


Allah cümlemize bu rüyadan uyanmayı nasip etsin.



Kim, kimdir?



Düşünüyoruz.


Yazıyoruz.


Nereden geldiğimiz biliyoruz.


Eğitim durumumuz malum.


Gelirimiz, ufkumuz…


Hatta aklımız belli.


Uğraşıyoruz.


Gücümüz yetmiyor.


Amma, yolunda bulunuyoruz.



Bir de dışarı bakıyorum.


Bazen de dışarıdan Zonguldak’a bakıyorum.


Üniversiteler bitirmiş.


Yetmemiş…


Üniversiteler de hoca olmuşlar.


Hatta hocaların hocası bile olmuşlar.


Başkaları da var.


Ticarete atılmışlar.


Sıfırdan yükselmişler.


Babalarından aldıklarını daha ileriye taşımışlar.


Ya da iyi eğitim görüp, dedesinin mirasını batırmışlar.



Nereye gelmek istiyoruz?


Kıyaslıyoruz.


Koca koca kurumların “baş”ları…


Hatta onların dahi “amir”leri…


Saçma sapan işler yapıyorlar.


“Bu kadar da olmaz” diyorsunuz.

Ama oluyor.

- Şu işi ehli yapsın.


- Tamam.


Mühendisi geliyor.


Öyle bir iş yapıyor ki, gülersiniz.


Eğer sinirleriniz gerilince gülmeyi beceremiyorsanız, oturup ağlarsınız.


Olmaması lazım ya…


Oluyor işte.


Ne yapalım?


Allah bu memlekette akıl sahiplerine kolaylık versin.


Sen aklımıza mukayyet ol Ya Rabbi