Pusula Gazetesi'nde, 16 Ağustos 2022 tarihinde “Muammer Avcı, Milletvekili Adayı; Mustafa Çağlayan, İl Başkanı” başlıklı şu analizi yapmıştım:
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yıllarca birlikte siyaset ve ticaret yaptığı merhum arkadaşı Talip Avcı'nın oğlu Muammer Avcı'yı 'AK Parti Zonguldak İl Başkanı' olarak atarken, Türkiye'de ilk kez 'Teşkilat Başkanı' olarak Mustafa Çağlayan'ı atadı.
Siyasi kulislerde 'sürpriz' olarak nitelendirilen bu atama, şöyle yorumlandı:
Cumhurbaşkanı Erdoğan, arkadaşının oğlunu 'Milletvekili Adayı' yaptı. Muammer Avcı, seçime kadar 'Milletvekili Adayı' gibi çalışacak. Teşkilat ise, Mustafa Çağlayan'da olacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu kararıyla Zonguldak'ta herkesin dediği biraz oldu, biraz olmadı. Mustafa Çağlayan'ı isteyenler 'Teşkilat Başkanlığı' ile istediklerine biraz kavuştu. Çağlayan'ı istemeyenler, Avcı'nın 'İl Başkanlığı' ile mutlu oldu.
'Mustafa Çağlayan, İl Başkanı olursa, istifa ederim' diyen AK Parti Merkez İlçe Başkanı ve İl Başkan Adayı Mükerrem Ayçiçek, 'İl Başkanı' olamadı. Çağlayan'ın 'İl Başkanlığı'nı engelledi. Ama 'Teşkilat Başkanı' olan Çağlayan'a bağlanmak zorunda kaldı.”
Çiçeği burnunda AK Parti Zonguldak İl Başkanı Muammer Avcı, analizin yayınlandığı günün akşamında, “Kardeşim, mükemmel bir tespit yapmışsın” demişti!
Kardeşi Mustafa Kemal Avcı ise, “Bu tespiti senden başkası yapamazdı, göremezdi” dedi!
Tabi, o köprünün altından çok su aktı!
Geldik bugüne...
Muammer Avcı, "AK Parti Zonguldak Milletvekili Aday Adayı" olmadan, listenin birinci sırasına yerleştirildi!
Teşkilat Başkanı Mustafa Çağlayan da, vekaleten "İl Başkanlığı"na getirildi.
O gün, “Mustafa Çağlayan, İl Başkanı olursa, istifa ederim” diyen AK Parti Merkez İlçe Başkanı Mükerrem Ayçiçek, "milletvekili aday adaylığı" bahanesiyle istifa ettiği için bugün yok!
AK Parti Genel Merkezi, Mustafa Çağlayan’ı "İl Başkanlığı"na getirerek, gecikmiş bir hakkı teslim etti.
Çok da iyi etti.
Mustafa Çağlayan’ın "birleştirici" yapısıyla başarılı olacağına inanıyoruz.
Olu gide be!
“Işağımız” dedi telefondaki ses...
“Ağlattın bizi be...” dedi.
“Yazıyı okurken gözümden yaş geldi. Beni nelleden, nellere göttün böyle” dedi.
“Emme bizim olların konuşması gibi yazsan ta eyi olu” dedi.
Ben de, “Böğün öyle yazarım, sen merak etme” dedim.
Size birkaç gündür Devrek'in Bakırcılar Köyü’nde geçen çocukluk ve gençlik yıllarımın anısını yazıyordum.
Size; çift sürmeyi, harman dövmeyi anlattım...
Öküzleri nasıl nodulla dürttüğümü, bunu ustaca kanatmadan yaptığımı yazdım, öküzün arkasına nasıl kürek tuttuğumu anlattım...
Harman gaşında tınaz atmayı, rüzgarı iyi ayarlayamazsan, ne olacağını anlattım...
Bazı okurlarımız, satır aralarında verdiğim mesajları almış!
Gün içinde iki gündür yazdığım yazıların ne kadar isabetli olduğunu hep birlikte anlamış olduk.
Zonguldak’ta yayın yapan 20 internet sitesinin toplamından fazla hit almak kolay mı?
Hiti düşük olduğu için veri alınamayan siteleri de eklersek, sanırım tümünün hiti Pusula etmiyor.
Bizim bu başarımız, çalışma azmimiz ve eğitimimizden geliyor.
Çünkü çalışmak zorundaydık.
Hırsla, inatla çalışmak zorundaydık.
Yağmur yağmadan buğdayı biçip toplamak zorundaydık.
Mısır yanmadan gaşalını ayırmak zorundaydık.
Öküz, içini boşaltmadan küreği tutmak zorundaydık.
Dübekde buğdayı döverken, sokuyu sırasına göre vurmak zorundaydık.
Bir hata, başka hataları da beraberinde getiriyordu.
Öğrendiğimiz şey şuydu:
Çalışacaktın...
Çalışma sırasını bozmayacaktın...
İşi vaktinde bitirecektin...
Yılmayacaktın...
Ekecektin, biçecektin...
Ekmeden biçemezdin.
Çalmayacaksın, sınırı geçmeyeceksin.
İmece yapıp yardım edeceksin.
Bizim böyükle “Söz uça, yazı galu” delledi.
Hışdama bakan...