Üst düzey bir devlet görevlisi pavyondan içeri giriyor.


Piyanist şantöz, devlet görevlisini görünce, “Oooooo sayın …..’de teşrif ettiler” diyerek anons çekiyor.


Belli ki, daha önce sıkça gittiği bir mekan…


Yoksa piyanist şantöz nereden tanıyacak o makamdaki birini?


Herkes pür dikkat yöneticiyi izliyor.


Biri de tutup bu sahneyi cep telefonuna kaydediyor, iyi mi?


Yönetici gidip yerine oturuyor.


Sonra gelsin konsomatrisler, gelsin rakılar!


Ne güzel bir şey böyle yöneticilik ya!


İnsan görev yaptığı ilde böyle mekanlara uğrar mı?



Bölük dur… Kandıralı artık sen de dur!



Danışman, sabahın köründe başlıyor milleti aramaya…


Kendisi hakkındaki yazıların diğer danışman tarafından yazdırıldığını düşünüyor.


“Ayağımı kaydırmak istiyor. Ben gidersem, başkaları da gider” diyerek gider yapıyor.

Yani düşmüşler birbirlerine…

Sadece bu vekilin danışmanları mı?


Bu danışmanlar, kendi içlerindeki kavga yüzünden diğer danışmanlarla da kötü olmuşlar.


Doğal olarak diğer milletvekilleriyle de…


Danışmanlar kötü olunca, milletvekilleri de kötü olmuş.


Birbirlerine söylemedikleri laf bırakmamışlar.


Ne diye?


“Bir danışmanın egoları” diye!

Yiyin birbirinizi!


Süleyman Başkan…



Zonguldak Kömürspor Kulübü Başkanı Avukat Süleyman Caner’in başarısını ayakta alkışlıyorum.

Bölgesel Amatör Lig’den 3’üncü Lige, oradan da 2’nci Lige çıkarttı takımı…


Onun yerinde bir başkası olsa, şimdi kimse önünden geçemezdi.


Anlayacağınız, o kadar mütevazı…


Toplumun her kesiminden destek almasını bildi.


İlkokul çocuğundan bir lira aldı, sıradan vatandaştan 5 lira, işadamından bin lira, büyük işadamından 10 bin lira…


Onun için her kuruşun değeri aynı oldu.


Kapı kapı dolaştı, takvim sattı, ama adam satmadı.


Kendisine en büyük destek; Zonguldak Valisi Sayın Ali Kaban ve İl Emniyet Müdürü Sayın Osman Ak’tan geldi.


Eren Enerji Genel Müdürü Emir Eren’in katkılarını da unutmamak lazım.


Bizi bir bayrak altında buluşturduğun için sana minnettarız, Süleyman Başkan…



Fıkra: Bakan yüzme bilmiyor…



Bir ülkede bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti.


Ne yapsa makbule geçmiyor.


Basın, her gün kendisiyle uğraşıyordu.


Nihayet, "Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun" diye düşündü ve ilan etti:


“Pazar günü saat 10.00´da denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.”


Pazar sabahı saat 10.00´da tüm basın mensupları toplandılar orada.


Bakan geldi ve elinde bastonuyla denizin üzerinde yürümeye başladı.


Karşı kıyıya kadar da yürüdü geçti.


Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı.


Fakat ertesi günü tüm gazetelerde şu başlık okundu:


"Bakan yüzme bilmiyor!.."