Şimdiki gibi değil.

LCD...

Plazma zamanından önce...

Yirmili yaşların üzerindekiler bilir.

Tüplü televizyonlar var.

Bozulur...

Usta çağırırlar.

Usta gelir.

Televizyonun arka kapağını açar.

Gördüklerine şaşırır.

Televizyonun içi ekmek kırıntılarıyla dolu...

Evdekilere bakar.

İşin sorumlusunu öğrenmek ister.

Gözüne takılır.

Dört yaşındaki kız çocuğu merakla yanına yaklaşır.

Onu süzer.

Tamirci, kendince suçluyu bulmuştur.

Sorarlar.

- Bu ekmek kırıntılarını sen mi attın?

Kabul eder.

[*] [*] [*] [*]

Televizyonun arka kapağında hava akımı sağlaması için küçük delikler bulunurdu.

Böylece çalışan elektronik devreler ısınmaz...

Isınsa da hava akımı ile soğur.

İşte bu deliklerden içeri ekmek atmak için küçük kırıntılar haline getirmek gerekiyor.

Bunu neden yapıyor?

Televizyon izlerken Afrikalı çocukları görüyor.

Onların aç kalmasına üzülüyor.

Televizyonun içine ekmek kırıntıları atıyor.

[*] [*] [*] [*]

Bir çocuğun vicdanı...

İstediğiniz yerden bakın.

Biz şuradan bakalım.

Tüm bebekler İslam fıtratı üzerine doğar.

Günahsız...

Onların bulunduğu yere...

Anne-babaları...

Etrafındaki olan olaylar.

Vicdanı ve imanı getirir.

Toplum getirir.

Kısacası...

Onun yediği ekmeğe...

Yaşadığı hayata dokunanlar etkiler.

Bir sonuca ulaşır.

Tüm bunlar...

Kişinin geldiği yerdir.

Bir sonuçlar zinciri...

Ardından biz, isminin önüne sıfatlar ekleriz.

İyi...

Kötü...

Merhametli...

İmanlı...

Namuslu...

Vesaire...

Ya da bunların zıtlarını...

Sonuç olarak suçu başkalarına...

Bulunduğumuz çevreye atıp kurtulamayız.

Burada bizim irademiz söz konusu.

Yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan sorumluyuz...

Beşinci sınıf...

Ali, ilkokula başlar.

Sınıfını beğenmez.

Arkadaşları eğitim olarak çok geride...

Daha harf öğreniyorlar.

Heceliyorlar.

Çarpım tablosuna başlamamışlar bile...

Durumu hazmedemez.

Öğretmenine gider.

- Öğretmenim!

Benim yerim burası değil.

- Neden?

- Ablam üçüncü sınıfa gidiyor.

Ben ondan akıllıyım.

Onun ödevlerine yardım ediyorum.

Benim de üçüncü sınıfa gitmem gerekiyor.

Öğretmen, Ali'ye durumu izah etmek ister.

Okula birinci sınıftan başlanması gerektiğini...

Sonra...

Her sene bir sınıf geçerek üst sınıfta okuyabileceğini...

Ali ikna olmaz.

Bakar olmuyor.

Alır Ali'yi yanına...

Gider müdürün odasına...

Durumu anlatır.

Müdür, imtihan etmeye karar verir.

- Bilirse, üçüncü sınıfa geçirelim.

- İki kere iki...

- Dört...

- Sekiz kere dokuz...

- Yetmiş iki...

- Bir yılda kaç mevsim var.

- Dört...

Sınıf öğretmeni Aysel Hanım da, birkaç soru sormak ister.

- İneklerde dört tane, bende iki tane olan nedir?

- Bacak...

- Senin pantolonunda olup, benim pantolonumda olmayan özellik nedir?

- Cep...

Öğretmen gerçekten şaşırır.

Müdür, öğretmene döner.

- Hocam, biz bu çocuğu beşinci sınıfa koyalım.

Son iki soruya ben bile doğru cevap veremedim.