Devrek eski Belediye Başkanı Çetin Bozkurt, villasını yaptırdığı müteahhit Satılmış Bilir ile arayı açmıştı!
İddiaya göre, Çetin Bozkurt, müteahhide ödeme yapmadı!
Müteahhit parasını isteyince, Çetin Bozkurt kızdı!
O dönem çok değişik hareketler oldu!
Şimdi konu başka bir boyuta evrilmiş!
18 yaşındaki devletimizin müfettişleri, bu villa işine el atmışlar!
Müteahhit Satılmış Bilir’i bir kaç kez çağırmışlar...
Bilgisine başvurmuşlar.
Satılmış Bilir’in müfettişlere anlattıkları şimdilik sır!
Savcılığa gidecek suç duyusunda yer alacak konular içinde mi, bilmiyoruz!
Ama her ne hikmetse, benim tanıdığım tüm "Satılmış"lar işini bilir!
Satılmış Bilir’in, Çetin Bozkurt döneminde aldığı imarlara da bakmak lazım!
Özcan Ulupınar, Çetin Bozkurt gibi imar vermez!
O nedenle Satılmış Bilir, proje üzerinde kat çıkmaya başlamış!
Hayırlısı olsun bakalım!
Devrekliler, adalet istiyor
Devrek’te bir akaryakıt istasyonu kurşunlanmış.
"Olay, neyin nesidir?" diye araştırdık.
Şüpheli, bir süredir akaryakıt istasyonundan haraç istiyormuş!
Akaryakıt istasyonu sahibi, gerekli şikayetleri yapmış.
Akaryakıt istasyonunu kurşunlayan kişinin ayağında elektronik kelepçe varmış!
Polis, şüpheliyi yakalamış...
Adliye, serbest bırakmış!
Bu şahıs, daha önce bir düğün salonunda pompalı tüfekle birilerini vurmuş!
Hurda ticareti yapanları kurşunlamış!
Onlarca dosyası olmasına rağmen, ayağında elektronik kelepçe ile haraç istiyor, akaryakıt istasyonu kurşunluyor!
Devrekliler, adalet istiyor.
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahim Alan’dan destek istiyorlar.
Yarın birinin canı yanmadan önlem alınsın istiyorlar.
Biz de buradan kendilerine çağrı yapıyoruz.
Doğaya ve insana zarar veren usulsüzlükler!
"Zonguldakspor para alsın, arada birileri de para kazansın" diye Zonguldak’ın göbeğinde sağlık ve hijyen kurallarını alt üst eder bir şekilde gıda fuarı açılıyor!
Bu organizasyon şirketine, Zonguldak Belediyesi yol veriyor!
Ben, bu organizasyonun arkasındaki organizasyonu çok iyi biliyorum!
Bu işin içinde bir de gazeteci var!
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, Zonguldakspor’a destek veriyor gibi görünüp, bu gazeteciye de böyle kıyak geçiyor!
Gazeteciye kıyak geçmesi bizi çok ilgilendirmiyor!
Yolunu bulmak isteyen, her şekilde bulur!
İşe koyduğu adamdan para alır, bulur!
Birinin ruhsat işini çözer, yine yolunu bulur!
Ama halk sağlığını hiçe sayarak, her ay organize bir şekilde Zonguldak insanına yapılan bu kötülüğe kimler ortaksa, Allah onları bildiği gibi yapsın!
"Zonguldakspor para kazansın" diye halkın zehirlenmesine göz yumulur mu?
Zonguldakspor için sadece bu usulsüzlükler yapılmıyor!
Başka usulsüzlükler de yapılıyor!
Zonguldak’ın insanına, doğasına zarar veren usulsüzlükler yapmayın!
Öğretmenden özür dileyin
İstanbul’da görev yapan bir öğretmen, annesinin hastalığı nedeniyle Devrek’e gelmiş.
Devrek Öğretmenevi’nden yer ayırtmak istemiş.
Boş oda olmadığı söylenmiş!
Sonra bir dostunu aramış...
Öğretmenevi’nde oda boşalıvermiş!
Resepsiyonda girişini yaparken, oda ücretini ödemek istemiş.
“Sabah hallederiz” denmiş!
Sabah 07.30’da Öğretmenevi’nden çıkacak...
Resepsiyonda kimse yok!
Hastaneye yetişmesi lazım.
Öğlene doğru telefonda gergin bir bayan sesi...
“Oda ücretinizi ödememişsiniz beyefendi” diyor!
Ödemedi değil, ödeyemedi!
Öğretmen, annesini doktora götürecek...
Sizi resepsiyonda öğleye kadar bekleyemedi!
Öğretmen, o anda hastanede olduğunu, işi bitince ödemeyi yapacağını söyledi.
Gergin bayan, “Ama suç işliyorsunuz” filan dedi!
Siz, sabah işinizin başında olsaydınız, öğretmen ödemeyi yapacaktı hanımefendi!
Mesele, bir kişiyi ya da kurumu yıpratmak değil.
Öğretmenevleri neden var ki?
Tam da bu zor günler için değil mi?
Öğretmen olduğu için öğretmenevi var.
Ama oradaki personelin, varlık nedeni olan öğretmene takındığı tavra bak!
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen Hazreti Ali’den günümüze dünya ne kadar değişmiş!
"Öğretmenler Günü"nde hatırladığımız öğretmenlere takınılan bu tavır doğru değil.
Gergin hanım!
Üstelik soyadımız da benzeşiyor!
Lütfen, o öğretmenden özür dileyin.
Droncu...
İçinden çay geçen ilçede dron çekimi yapan biri, ayakkabıcı ile lokantacıyı öpüşürken görüntülemiş!
Rivayet o ki, dron çekimini yapan kişi, ayakkabıcı ile lokantacıdan para istiyormuş!
İlçe çalkalanıyor!
"Droncu para istedi" diye değil!
"Ayakkabıcı, lokantacı ile yakalandı" diye!
Devlet, droncuya baksın...
Biz, ayakkabıcıya bakalım.
Yıldız, neredesin?
Umutlandırma bizi...
Baksana şu işlere!
Kayalara tırmanan sendikacı!
Zonguldak’ta bir sendikacı!
İncivez Mahallesi’nde 1+1’lere tırmanıyor!
Gece karanlığında tırmanma sporu yapan sendikacı, sendikanın kendisine tahsis ettiği araçta şoför kullanmıyor!
Sadece aracı kullanıyor!
Tırmanma işlerinde tanık bırakmak istemiyor!
Ama tırmandığı kayalar konuşuyor!
Sendikacı, 1+1 satın alıp bu işleri yaparak mali açıdan karlı olabilecekken, günü birlik 1+1 kiralıyor!
Bizim de yaptığımız hesaba bakın!
Muhasebeciden iyi mi bileceğiz?
Kıssadan Hisse: Kral ve yaşlı adam...
Köyün birinde yaşlı bir adam varmış. Çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü, ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. İhtiyar, “Karar vermek için acele etmeyin. 'Sadece at kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez” demiş.
Köylüler, ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler, toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. “Babalık... Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var” demişler.
“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar ve devam etmiş:
“Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.”
Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden, “Bu ihtiyar sahiden saf” diye geçirmişler.
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul, şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara, “Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar, “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz” demiş.
Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…” demişler.
“Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor” demiş ihtiyar..
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış: “Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”
Günün Fıkrası: Hoca çıktı, mandalar yesin!
Cansız Hoca, vali ve üst düzey bürokratlarla bir yemeğe katılır. Hocaların çok yemek yemesiyle ilgili bir fıkra anlatılır...
"Hoca ile manda bostana düşmüş. Görenler, 'hangisini çıkaralım?' demişler. Kimileri 'Mandayı çıkarın, o çok yer' demiş, kimileri de 'Yok hoca daha fazla yer, onu çıkarın' demiş.”
Fıkrayı dinleyen Cansız Hoca, masadan kalkmış, bir kenara oturup sigarasını yakmış. Masadakilerden biri, Cansız Hoca’ya, “Hocam, niçin kalktınız?” diye sorunca, Cansız Hoca şu cevabı vermiş:
“Hoca çıktı, mandalar yesin.”