Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’in göreve geldiği günden bu yana yaptığı işe alımlar artık kulaktan kulağa değil, alenen konuşuluyor.
Karı-kocalar, akrabalar, kardeşler, çocukların arkadaşları, eş dost silsilesi… Liste uzayıp gidiyor.
Öyle ki 'dıdısının dıdısı' bile belediye kadrosunda yer buldu desek abartmış olmayız.
Asıl vahim olan ise bunun normalleştirilmesi!
Bunu yazan gazeteciler suçlanıyor. Eleştirenler hedef gösteriliyor.
Kalem oynatınca tavırlar değişiyor.
Oysa gazetecinin görevi alkışlamak değil, sormaktır.
Kamu adına denetlemektir.
Ama gelin görün ki CHP cephesinden yükselen ortak savunma hazır:
“Canım, herkes yakınını işe aldı.”
Demek mesele bu kadar basit!
Demek ki artık ilke yok, hafıza yok, tutarlılık yok!
Peki aynı CHP’liler, Ömer Selim Alan döneminde neden cırlıyordu?
“Belediyede şişirme kadro var” diyen kimdi?
“Çalışmadan maaş alan işçiler var” diye her mecliste konuşan kimdi?
CHP Grup Başkanvekili Atınç Kayınova’nın her belediye meclisinde yaptığı sert konuşmaları unutmadık.
O gün söylenen her cümleyi haberleştirdik.
O gün nepotizm eleştirisi yapanlar bugün aynı yöntemi savunuyorsa, burada ciddi bir samimiyet sorunu yok mu?
Madem AK Partili Ömer Selim Alan’ın yaptığı yanlış bir uygulamaydı,
bugün CHP’li belediye neden aynı yola sapıyor?
Yoksa mesele ilke değil, koltuk muydu?
Seçim meydanlarında 'liyakat' diyenler nerede?
'Şeffaflık' diyenler nerede?
'Adaletli yönetim' vaat edenler nerede?
Liyakatlı kadrolar kurulacaktı hani?
Ehliyet ve yeterlilik esas olacaktı ya?
Bugün gelinen noktada görüyoruz ki; siyasi tabelalar değişiyor ama zihniyet değişmiyor.
Dün eleştirilen ne varsa bugün savunuluyor.
Dün yanlış olan bugün 'normal' ilan ediliyor.
Hadi oradan!
bu şehir hafızasız değil.
O günlerde konuşanlar, bugün ne söylediklerini hatırlamak istemeyenlerdir!
Merak etmeyin, biz sizin yerinize onları hafızamızda tutuyoruz.

Kibir yalnız bırakır...

Ormanın en gösterişli hayvanı tavus kuşuydu. Renk renk, ihtişamlı tüylerini her sabah açar, gölette kendi yansımasına bakar ve şöyle derdi:
“Şu güzelliğe bak! Bu ormanda benden üstün kim olabilir?”
Diğer kuşlara yukarıdan bakar, özellikle küçük ve sade görünen serçeyi küçümserdi.
Bir gün serçeye dönüp alay etti:
“Senin o soluk tüylerinle uçmanın ne anlamı var? Kimse seni fark etmiyor bile.”
Serçe sakin bir sesle cevap verdi:
“Belki gösterişli değilim ama gökyüzünde özgürce süzülebiliyorum.”
Tavus kuşu kahkaha attı.
“Ben yürürken herkes bana hayranlıkla bakıyor!”
Tam o sırada ormanda bir tehlike belirdi. Avcılar yaklaşmıştı. Küçük kuşlar hızla havalanıp uzaklaştı. Serçe gökyüzüne doğru süzüldü.
Tavus kuşu da kaçmak istedi…
Ama ağır ve gösterişli tüyleri uçmasına engel oldu.
O gün anladı ki;
Görkemli olmak güçlü olmak demek değildi.
Sessiz ve sade olan bazen en özgür olandı.
Ve kibir, insanı en çok ihtiyaç duyduğu anda yalnız bırakır.